KÜBRA FİLMİ VE MÜLKİYET MESELESİ
Selim GÜRSELGİL
Dijital platformda Kübra isimli filmi seyrediyorum. Bitirmedim, intibalarımı daha sonra yazacağım. Yalnız bir yer geldi, araya girmeden edemedim:
Allah’ın seçtiği kutlu kişi Semavi, haksızlığa karşı, zulme karşı, şuna karşı, buna karşı, bir de mülkiyete karşı.
Bunu öteden beri sosyalistlerden duyuyoruz: Mülkiyete karşıyız, mülkiyet kötüdür vs. Bunları duydukça yerli sosyalistlerin sosyalizmi anladığından şüpheye düşüyoruz. Mülkiyete niye karşısınız kardeşim, insanların büyük bölümünün mülksüzleştirilmesine karşı olmanız gerekmiyor mu? Bakınız insanlar, başını sokacak bir ev (mülk) sahibi olmak için bir ömür çalışmak zorunda kalıyorlar. Kaynakları tutan bir avuç sermayedara ömür boyu kullukla mükellef kılınıyorlar. Mülkiyetin ne suçu var?
Mülk Allah’ındır. Halkın dünya çabasının büyük bölümü, mülkiyete ulaşmak, ondan pay almak içindir. Ama çarpık düzenler, kapitalist (şeytanî) tıynetli devirler, insanların büyük bölümünün mülkiyetten hisse almasını engeller; Allah’ın mülkünü birkaç kişi için kılar. Şairin buyurduğu gibi, Allah’ın on pulunu on kul bekler, bir kişiye dokuz, dokuzuna bir pul verilir. Karşı olunması gereken esasen budur.
Mülk herkesin hakkıdır. Nasıl ki rızk, tüm canlıların hakkıdır. Tüm canlıların mücadelesi, rızka ulaşmak, ondan hissesini almak içindir. Mülk de öyledir. Mülkiyete karşı olmak, 19. yy’ın ütopik sosyalizmi ve anarşizminin, daha çok da ikincisinin ürettiği bir safsatadır. Marx da bunu, “mülkiyet hırsızlıktır” diyen Proudhon’un şahsında yerden yere vurur. Nitekim Das Kapital’de (ki adı Das Eigentum/Mülkiyet değil, Das Kapital’dir), bu şeytanî çığırın, halkın mülksüzleştirilmesiyle başladığını uzun uzun anlatır.
Mülkiyet haktır. Şu veya bu kişi, şu veya bu zümre için değil, herkes için. Tüm toplum, Allah’ın mülkünden, temel ihtiyaçlarını karşılayacak hissesini almak zorundadır. Bir iktidarın görevi halkın bu hakkını elde etmesini kefalet altına almaktır. Nasıl ki bir iktidar, eğitimden, sağlıktan tüm vatandaşlarının -prensip olarak eşit şekilde- hisselerini almalarının kefilidir; ama bazı insanlar daha iyi eğitim almaya, bazı insanlar daha çok hasta olmaya eğilimlidir; bunun takazası olmaz. İnsanlar eşit olmadıkları, fabrika mamlulü değil insan oldukları için, şüphesiz hayatın akışı içinde eşitlik diye bir şey de sözkonusu olmayacaktır. Biri daha çok çalışacak, birinin el emeği daha çok rağbet görecek, biri kazandığını daha hesapsız harcayacaktır. Burada tartışma bu değildir. 19. yy anarşizminin anakronik safsatasını ısıtıp ısıtıp ortaya sürmeyi tartışıyoruz.
Biz mülkiyete karşı değiliz. Biz emeğin köleleştirilmesine karşıyız. İslâm (din) bunu emreder. Film yapıyorsanız bari kırıp dökmeden yapın.










