DÜŞÜNCE POLİSİ

Ayhan SÖNMEZ

İngiliz yazar George Orwell, onun “1984” adlı romanı, geleceğin totaliter idare altındaki toplumu tasvir eden distopyası ile meşhurdur. Böyle bir toplumun birçok işareti bugün zaten görülüyor. Romanda, distopik totaliter bir devletin mekanizması olan Büyük Birader’in, yani iktidar partisinin seçkinlerinin menfaatlerine halel gelmemesi için Okyanusya vatandaşları üzerindeki kontrol, kulak misafiri olan, casusluk yapan geniş bir ajan ağına sahip Düşünce Polisi yardımıyla gerçekleştiriliyor. Ayrıca teknik araçların da yardımıyla: Gizli mikrofonlar ve sözde tele ekranlar ki yalnızca yayın yapmakla kalmayıp aynı zamanda dinleme ve casusluk için de çalışan büyük monitörler.

Partinin ve düşünce polisinin tam olarak başaramadığı tek şey vatandaşların düşüncelerini okumaktı. Ancak kısmen başarılı oldu; polis ajanları ve televizyon ekranları, insanların davranışlarındaki yüz ifadeleri, el hareketleri, ses tonu gibi bazı küçük ayrıntıları dikkatle takip ediyordu. Kişinin davranışlarındaki bazı nüasnslar, onun kendisi gibi düşünmediğini gösterebilirdi. Bunu böyle olup olmadığını parti belirliyordu.

Mesela, kişi, iki dakikalık nefret ayini sırasında (parti üyelerinin işyerlerinde düzenli olarak yapılıyordu), Okyanusya’nın dış düşmanlarına (iki eyalet olan Doğuasya ve Avrasya) karşı nefretini aktif olarak gösteremedi diyelim… Yüksek sesle bağırması yeterli görülmedi veya sessiz kalması ki bu düzene meydan okuma görünüyordu… Bu kişinin bu tür “yanlış” tepkileri polis ve parti tarafından “şahsi suç” olarak adlandırıldı. Böyle bir kişi dikkate alınmış, zaten “sadık müminler” listesinden çıkarılmıştır.

Asırlık Hıristiyan edebiyatında şeytanın insanın düşüncelerini okuyup okuyamayacağı bir meseledir. Şeytan insanı ayartabilir, başkaları aracılığıyla düşüncelerine ilham verebilir, insanı korkutabilir, insana daha birçok kirli oyun yapabilir. Ancak Hıristiyan ekabirinin ittifakla söylediği gibi şeytan insanın düşüncelerini okuyamaz. Elbette şeytan mükemmel bir fizyognomisttir; şeytan, kişinin yüz ifadelerinden o kişinin ne düşündüğünü tahmin edebilir. Bu nedenle, rahipler objektif olmayı ve şeytana “kendinizi ifşa etmemeyi” öğretir. Gerekli kaidelere uyulursa şeytan için kişi kara kutu gibidir. Şeytanlar insan ruhunun sırları mıdır? Acaba vicdanımızın derinliklerine inip düşüncelerimizi, duygularımızı gözetleyebilirler ve yönlendirebilirler mi? Bazıları, böyle bir durumun yaşanmasıyla, kişinin tamamen onların kontrolü altında kalacağı, kışkırtma ve ayartmalara karşı tamamen savunmasız kalacağı gerekçesiyle bunu inkâr ediyor. Bu sebeble, iblislere bir kişinin ruhunu görme yeteneği verilmemiştir ve onlar yalnızca büyük fizyognomistlerdir: Düşünceyi ve iradeyi harici işaretlerle tahmin ederler, zihin ve duygu da okurlar, ki bunu kesin olarak konuşursak, bunu bir insan da yapabilir, ancak şeytan binlerce kat daha fazla beceri ve tecrübeye sahip…

Ancak Büyük Birader, partiye, tebaasının düşüncelerini okumayı öğrenme vazifesini verdi. Şeytanın yapamadığı şeyi parti başarabilir ve mahremiyet duvarlarını aşabilir.

Orwell’in “1984” adlı romanını yazdığı sırada, bir kişinin “gerçek inançlı” olup olmadığını belirli bir olasılık derecesiyle belirlemeyi mümkün kılan ilk teknik araçlar zaten ortaya çıkıyordu. Bunlara yalan makinesi deniyordu. Bir kişinin yalan söylemeye başladığı anlarda kan basıncı, kalp ritmi, cilt sıcaklığı ve diğer fizyolojik parametrelerindeki değişiklikleri kaydedebiliyorlardı. George Orwell, birçok alanda bilimsel ve teknolojik ilerlemenin yavaş yavaş azalacağını ve yok olacağını öngördü. Ancak bilimsel ve teknolojik ilerleme alanlarının tüm yelpazesinden iki tanesi kalacak ve hatta yoğun bir şekilde işlenecek. Bu iki yön, partinin iki ana vazifesi tarafından belirlenmektedir: “Partinin iki hedefi vardır: Tüm dünyayı fethetmek ve bağımsız düşünce imkânını sonsuza kadar yok etmek. İki şeyi mesele ediyor: Birincisi, bir kişinin arzusu hilâfına, onun ne düşündüğü nasıl öğrenilir; diğeri, birkaç saniye içinde hiçbir uyarı vermeden birkaç yüz milyon insan nasıl öldürülebilir. Bunlar bilimin ilgilendiği konuların özüdür.”

İngiliz yazar Aldous Huxley’in, “Cesur Yeni Dünya”da “parti”nin bilim için belirlediği görevlere dayanarak anlattıklarına bakacak olursak, ortaya şöyle bir bilim adamı portresi çıkar: Günümüzün bilim adamı, bir psikolog ve bir sorgulayıcının melezi olup, yüz ifadelerinin, jestlerin doğasını titizlikle inceleyerek, bir kişiden gerçeği çıkarmak için tonlamalar ve ilaçların, şok prosedürlerinin, hipnozun ve işkencenin etkilerini tecrübe edebilmeli; yahut da yalnızca biliminin öldürmeyle ilgili dallarıyla uğraşan bir kimyager, birfizikçi veya bir biyologdur.

Dolayısıyla George Orwell, bilimin bağımsız düşünceyi yok etme meselesini, yoğun çalışmalarla bir şekilde çözeceğini öngördü. Ve daha spesifik olarak: Hiç bir sûretle, mahrem olanın saklanamayacağı mükemmel dedektörler icat ederek…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Orwell’in öngördüğü gibi, yalan makinelerini geliştirmeye yönelik çalışmalar sürekli olarak sürüyordu. Amaç yalan makinesinin doğruluğunu arttırmaktı. Görev aynı zamanda araştırmanın kendisini “uzaktan” hâle getirmekti. Geleneksel bir yalan dedektörü, “nesnenin” farklı sensörlerle kaplandığını varsayar; mesela, bir EKG gerçekleştirirken olduğu gibi… Ama onlar, “nesneyi” uzaktan, “nesnenin” haberi olmayacak şekilde gözlemlemek istiyor. Böylece, 2000’li yıllarda, termal görüntüleme cihazları, “nesnenin” yalan söylemeye ve endişelenmeye başlaması durumunda, göz bölgesinin sıcaklığında anormal değişiklikleri uzaktan ortaya çıkarmayı başardı. İnsan, yüz ifadelerini mükemmel bir şekilde kontrol edebilse bile yüzünün bazı noktalarının sıcaklığını kontrol edemez.

Medya, 2018 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) bilim adamlarının, insanların düşüncelerini okuyabilen AlterEgo adlı bir cihaz geliştirdiklerini bildirdi. Telefon kulaklığına benzeyen cihaz, kişinin kendi kendine söylediği kelimeleri tanıyor. Cihaz, kas-çene arayüzü temelinde çalışarak belli belirsiz sinyalleri okuyor. Kişi kelimeleri zihnen telaffuz ediyor ve bunları tanıyor ve akabinde diğer cihazlara radyo sinyali gönderiyor.

Daha önceki araştırmacılar, insan beynini dolaşıp kalpten, nefesten, kandan, deriden, kaslardan vb. kaynaklanan refleksleri incelemişlerdi, şimdi zaten beynin kendisine yaklaşmış oluyorlar. Doktorlar uzun süredir çeşitli hastalıkları ve anormallikleri teşhis etmek için beynin manyetik rezonans görüntülemesini (MRI) kullanıyorlar. Ancak son zamanlarda, davranışa dair patolojiler de dahil olmak üzere çeşitli davranış türleriyle, beynin ve bölümlerinin aktivitesini incelemeye başladılar. Birincil MRI verilerinin işlenmesi ve analiz edilmesi ve bilgilerin yalnızca doktorlar tarafından değil, aynı zamanda diğer potansiyel kullanıcılar (mesela araştırmacılar) tarafından da anlaşılabilecek bir forma getirilmesini mümkün kılan çalışmaya yapay zekâ bağlandı. Nörobotik ve nöral bilgisayar arayüzü olarak adlandırılan yeni bir araştırma yönü ortaya çıktı.

Sonuçlar korkunç… “Austin’deki Texas Üniversitesi’nden Amerikalı araştırmacıların, kişinin dinlediği, hayal ettiği (düşündüğü) veya izlediği şeye dayalı olarak bir kişinin düşüncelerini sürekli bir metin akışı olarak okumayı mümkün kılan bilimsel bir buluşundan bahsediliyor. Teksas’ta yapılan bir araştırmaya katılanlardan MRI tarayıcısının içindeyken 16 saat boyunca sesli kitap dinlemeleri istendi. Aynı zamanda bilgisayar, beyin aktivitelerini MRI sayesinde dinledikleri şeylerle ilişkilendirmeyi “öğrendi”. Anlama dayalı kod çözücü, kişi yeni bir hikâye dinlerken veya kendi hikâyesini hayal ederken, onun düşüncelerinden metin üretebiliyordu.

Araştırma sonuçları beyin-makine arayüzleri alanında önemli bir atılımı temsil ediyor. Daha önce de benzer deneyler yapılmıştı, ancak bunlar beyne bağlanan sensörlerin kullanımına dayanıyordu. Çok ciddi bir cerrahî operasyon da gerekiyordu. Teksas’ta ise çok farklı cihazlar kullanılıyor ve bu, beyin-makine arayüzlerinin geliştirilmesinde ciddi, neredeyse devrim niteliğinde bir adımdır. Elbette, tarayıcı verilerini modern insanların anlayabileceği bir dile çevirmenin temellerini öğretmek için 16 saatlik deney süresi gerekiyordu. Gelecekte, bu gibi deneylerin süresi kısaltılacak. Ve sistemi devreye aldıktan sonra “nesneyi” kontrol etmek yalnızca birkaç dakika sürebilir.

Bahse konu makalenin yazarı, insan düşüncelerini okumaya yönelik teknolojilerdeki bu devrim niteliğindeki atılımdan haklı olarak hiç memnun değil. Yeni teknolojilerin insan özgürlüğünden geriye kalanları yok etmek için kullanılabileceğinden korkuyor: “Bu durum mahremiyet, düşünce özgürlüğü ve hatta özgürce hayal kurma özgürlüğü konusunda ciddi kaygıları artırıyor. Yasalarımız zihin okuma teknolojisinin yaygın ticarî kullanımıyla baş edecek donanıma sahip değil; ifade özgürlüğü yasaları düşüncelerimizi korumayı kapsamıyor.”

Makale yazarı Joshua Crook daha da ileri gidiyor: Bilim insanları insanların düşüncelerini hızlı, doğru bir şekilde ve istilâcı yöntemler kullanmadan okumayı öğrenirse, o zaman muhtemelen çözmeye çalışacakları bir sonraki görev, insan beynine “doğru düşüncelerin” (!) yerleştirilmesi olacaktır ve “1984” romanındaki Büyük Birader gibi tüm insanları “sadık” yapmak isteyenlerin saldırılarından bir şekilde korunmak gerekiyor. Makalenin yazarına göre, elitler, sadece zihin okumayla yetinmeyip, zihne düşünce tatbiki üzerine yoğunlaşıyor.

George Orwell, devletin otoriter bir rejim hakkında isyankâr düşüncelere sahip olmayı suç haline getirdiği “düşünce suçu”nun tehlikeleri hakkında ikna edici bir şekilde yazdı. Bununla birlikte, 1984’ün konusu hükümet yetkililerinin vücut dilini, günlüklerini veya birinin ne düşündüğünü gösteren diğer dış işaretleri okumasına dayanıyordu. Yeni zihin okuma teknolojisiyle, Orwell’in romanı gerçekten de çok kısalacaktı, hatta belki bir cümle kadar kısa, Winston Smith (romanın ana karakteri) kendi kendine şunu düşündü: “Kahrolsun Büyük Birader” ve ardından tutuklandı ve idam edildi.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin