BIÇAK VE AŞK
Yavuz USTA
Geldim yarım, kaldım yarım
Neydi ne oldu, şu tez canım
Ertelendim hayattan, sevdim yarım
Derken bugün olmazsa, olur yarın
*
Kendimden kaçak
Yarim keskin bıçak
Nerde bende o yürek
Yardan cayacak
*
Kimin söylediğine bakmaksızın şarkı sözlerini severim, gençliğime dair nostlji hit şarkılardandır…
İlk ciddi kavgamı da arkadaşımı iki sarhoş zorbanın sopa atışından kurtarabilmek için yapmış, çakı bıçağımı rakibin sol göğsüne vurmuş ve ilk ciddi racon kesmeyi kopuklar kumarhanesinde, elinde ekmek bıçağı ile üzerime gelen piç E.. lakaplı psikopat tipe yapmış ve bazen sözün de çeliğe karşı ürkütücü silâh olabileceğine dair şahitliğim de olmuştur…
Elime aldığım kalem ile güzel tasvirler çizerdim ve tebeşirleri ve alçı kalıpları yontarak onlara hacim de vermişliğim olmuştu; onlarla duygusal bağlarda kurmuştum, fakat onlara ruh ve can verememiş, asıl sanatkâra hürmet etme zorunluluğunu fark etmiştim… Fakat mesele hürmet ettiğin sanatkârı bulma isteğini de beraberinde getiriyordu ve yine arama-cayma arası git-gel yolculuğunun zorunluluk cazibesine kapıldığım vakitlerdi…
Her sûrette, renk ve sözde, tasvir ve ahenkte O’nu aramak? O; en izbe mezbeleliklerden tutun da, en görkemli mâbedlere kadar inşaa ettiren akıl ve ruhun mucidi ise kendisi nerelerdeydi?.. O’na götürecek yollara engelimiz, perdelerimiz etten kalıplarımız ise ve ecelimizin vakti-takdiri bilmek bize haram ise, bu bulma işi nasıl olacaktı?.. O’nu bulma adına tesbihlerden tutun nelere nelere sarmıştım…
Bir gün saç sakala karışık ve kanlanmış gözlerime ürkek ürkek bakan insanlara aldırmadan, aralarından ruh gibi akıyorken, normal standart insan profillerini düşünmüştüm… Aileleri ile misafirliklerinde futbol maçlarını, araba modellerini, biraz politika, biraz iş-piyasa yorumlamaları, kimlerin hangi hastalığı, kimlerin ise hangi sebepten öldüklerine dair haberleşme, fikirleşme ve yarım ağız dualarla mevzuyu değiştirmeler vs…
Onlara göre kafayı sıyırmama ramak kalmış meczup adayı olmalıydım! Keza, yolumuz kesiştiğinde yol değiştirenler de yok değildi hani… Karar vermiştim bu arama işlerinden vazgeçip normal standartta insan profili olacaktım… Hiç zor olmayan şeylerdi…. Anladığın işi yapıp, para kazanıp, sonra paraya para kazandırıp biraz mal mülk edinip, halkın standart ölçülerinde tıraşına, giyim kuşam, imajına dikkat edip, aile ortamlarında daha edepli, erkek ortamlarında biraz muzır konulu sohbetlerde söylenenleri hazzetmek ve buna yaşam demek ve buna dair yaşamayı denemek hiçte zor değildi… Fakat, yine bir şey olmasaydı kolaydı…
Rüya…
Bahçedeyim, çeşit çeşit güller çiçekler arasından ince bir yoldan bahçe kapısına yürürken bir ahenkli sesle nida kopuyor:
“Bizi bırakıp nereye gidiyorsun? Kendini yorma! Namazlarını kıl kâfî!.. “
İbnü’l Arabî’ye göre Allah’ın rüya ile görevli bir meleği vardır. “er-Ruh” diye isimlendirilen bu melek, en yakın semanın (semau’d-dünyâ) altındadır. İnsan, uyuduğunda bu melekle irtibat kurar ve onun elindeki suretleri yine bu meleğin verdiği feyz ile kendi hayâlinde idrâk eder. Böylece levh-i mahfûz’dan yansıyan bilgiler, öncelikle semavata, oradan insana yansır. İnsan uyanık iken, zahiri hisleriyle zahiri algılama ile meşgûldür. Bu yüzden uyanıkken bu mertebe ile irtibat kuramaz… (Fütûhâtü’l-Mekkiyye)
Neyse; ney üfleyelim, üfleyemez isek dinleyelim, dinler iken boyumuzu aşsa da bir kelâm edelim ki sohbet hasıl olsun… Halkın içinde hak ile olma işi zor iştir, koyunla kurt yan yanadır; onun için mazlum da vardır mağrur zalim de vardır… Yar da vardır yâr da vardır, yardan düşen de vardır, yardan yâre uçan da vardır…
Vel hâsılı kelâm; yâr keskin bıçaktır, şükrolsun yoktur bizde o yârdan cayabilecek yürek…
Kurtların iftarı ‘Ramazan’ seçmez, lâkin Râhman’ın iftihârı ‘Ramazanı’ seçer…










