ANARŞİDEN ANARŞİYE… (2)
Ayhan SÖNMEZ
Küresel mikyasta yaşanan değerler krizinde tüm muhalif düşüncelerin parçalanması karşısında doktrinlerin yerini içgüdülere bırakması gerekiyor. Bazıları buna “içgüdü” diyor ancak maksadı ifade etmekte yetersiz, bu sebeble ona “bedahet hissi” diyelim. “Bedahat hissi”ni, Üstad Necip Fazıl şöyle tariflendiriyor: “Bedahet hissi, Peygamberlik makamının aslî ve mutlak sahibinin buyurdukları gibi “kalbde bir nur”dur ve izâhın üstünde bir şeydir… Bir şeyi bedahetle bilir, akılla ararız. Bedahet hissimiz olmasaydı akıl tek şey anlayamazdı. Bedahet öyle bir histir ki, akıl ona köle diye verilmiştir.”
“Bedâ’: Fikir, rey… Bedâ’: Çöle çıkmak… Bedâ’: Hayret verici, yenilik ve iyiliklerde üstünlük. Acîb ve garîb olma. Yeni zuhur etme. Bediîlik… Bed: Başlama, başlayış… Bed’: İslâm içinde kazılan kuyu. Evvel, ibtidâ, başlangıç. Hisse, nasip… Bed: Fena. Kötü. Çirkin. Yaramaz. Şer. Şeni’… Bedâd: Gözükme, zahir olmak. Sayış, sayma… Bedâd: Fırka. Savaşacak akran. Nasib, hisse, pay. Bedah: Geniş yer… Bedahat: Delil ve ispata ihtiyacı olmayan şekilde aşikâr olan şeyler… Bedahet: Açıklık. Zahir delil. Belli, açık, aşikâr. Birdenbire hazırlıksız söz söyleme. Atın yürümesi. Her şeyin evveli, öncesi.” (Tilki Günlüğü, c: 4, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu)
Hayata güçlü bir mânâ katabilecek imajinasyon isteyenlere sadece bu kök duygusu kaldı. Kendi ötesine bakmak için aynanın önüne konulan örnekler. Yıkıcı düzensizliğin karşısında yapıcı bir bozukluğun da olduğu düşünülebilir. İyiliği elde etmek için kötülüğü kullanmak mistiklerin eski bir amacıdır ve sapkın nihilizmi, kendini murakebe eden bir şahsiyet, temel gıdası haline getirecek şekilde manipüle edebilir.
Post-modernitenin kültürleri ve kimlikleri içine attığı kaosu aşıp, mahrem hayatın o kısmına, kökleri koruyarak, modernizmle ünsiyet peydah edemeyecek vahşi ormana ulaşmak belki de mümkün. Eğer hâlâ teknokratik toplumun çöllerinde dolaşan ilkel ırklar olsaydı, bir yırtıcı hayvanın tehdidiyle karşı karşıya kaldıklarında bir sürünün yaptığı gibi bir araya gelerek kendilerini nasıl savunacaklarını bilirlerdi. Bugün elimizde olanların çoğu, bu tür ırkların izole edilmiş örnekleri, birbirleriyle pek iletişim kuramayan ve yetersiz sloganlar, mit izleri, yalnızca sembollerin görünüşleri ve bilgi parçaları kusan, nesli tükenmiş türlerin bazı yalpalayan ve dağınık örnekleridir. Mutsuzluk ve nostalji, dönüşü olmayan acı içinde en ısrarcı olanların bile ruhlarını yıpratan macera açlığı ve gelecek arzusunu yarım yamalak tatmin edecek görüntüler.
Toplulukların parçalanması, bireycilik ve kitlesel yalnızlığın baskısı altında bir arada yaşamanın tükenmesi, yine de devrimci ve uyuşturulmamış fertleri, klâsik olarak tarihî ve içtimaî isyan yollarına yönlendirmek gibi olumlu tepkilere ve hareketlere sebep olabilir. Ancak gerçek devrim, isyanı sadece vasıta bilir. Kısacası, sıkı bir disipline ve inziva istikrarında hazırlanan ruhlar, hayatta kalmak için gerekli antikorları geliştirir ve ruhu hasta eden günlük hayatın zehrinden arındıran, güçlendiren ve canlandıran ilacı alırlar. Mücadele etmekten vazgeçmeyen herkesin günlük çilesini gözlemlemek dahi varoluşun kıvrımlarında saklı olan gizli isyan arzusuna işaret eder. Aslında mücerret bir tip olarak, kitlesel kölelik ruhunun hâkim olduğu günümüz hayatına bir yabancılık çekerek dahil olan “anarşist” adam, içinde yaşadığı ve gözlemlediği topluma karşı sırf bir rakip ve muhalif değil, bir yabancıdır da. Paradoksun ve yabancılaşmanın boyutu onun içinde baskın bir şekilde hareket eder. Anarşist, toplumu kendinden uzaklaştıran kişidir, iktidara karşı kayıtsız bir güçtür, çünkü her türlü konum ona yabancıdır.
Bu yabancılaşma apolitik olmanın ötesine geçer. Tarih ve toplum bağlamından kopma tamamlanır ve misyon, kesin bir hayat tercihine kadar uzanan çileciliğe ve yakınlığa dönüşür. İsyanın arka plânında, tehditkar ve anlatılamaz bir terkediş vardır. İçtimai hayattan ve benliğin, heva ve heveslerin empoze edilmesinden bir kaçış modeli… Bununla birlikte, ruhun bu performanslarından yola çıkarak, eğilip bükülmeleri ölümün habercisiymiş gibi yargılayan yüce yürek, daha fazlasını ve daha iyisini nasıl yapacağını bilir. Anarşik bir inkâr yoluyla, sağlam bir şekilde karakterler inşa etmek ve iyi temeller oluşturmak mümkündür. Şimdiki zamanın ve geleceğin kararlı organik kesinliğinde; sonuçta “anarşi” belirsiz bir kelimedir, bir efendinin, bizim dışımızda olan ve zihinleri yöneten, onları yıkıma yönlendiren efendinin yokluğu anlamına gelir. Ama aynı zamanda içli ve derin olayların mutlak efendisi, doğayı canlı tutan, hayatı koruyan, ona bir kader sağlayan iyinin ve kötünün efendisi olan bir Allah’ın parlayan varlığı.
Modern toplumu insanın tek düşmanı olarak gören herkesin kulağına felâket çanları çalmalıdır. Modern dünyayla içeriden savaşmak pek mümkün değildir; meğer ki, bir gün onun dişlilerini kıracak olan o aletin, yani insan iradesinin şeklini, eşsiz kalıbını kalbinize nakşederek. Zihnin gölgelerinde yetiştirilen korunaklı ve şımartılmış karar, tıpkı bir gülün yalnızca içgüdülerle yetiştirilmesi gibi… Bu mânâda bugün anarşist olmak aslında uyanık olmak anlamına gelebilir. Uyuyanları uyandıran, onları yeniden uyandıran uyanıklardır. Ve Alfredo Oriani’nin (Faşizmin öncüsü olarak kabul edilen yazar ve sosyal münekkit) söylediği gibi: “Ve gecenin karanlığının derinliklerinde bile şafağın ilk parlak ışıklarını görenler uyanıklardır.” Bugün uyanık olmak her şeyden önce karşı çıkmak demektir.
Anarşist nihilizm her şeyden önce yok etmeyi amaçlamaktadır; iktidardaki oligarşik tiranlığı, geçmişin tüm miraslarını ve geleceğe yönelik tüm plânları ortadan kaldırarak, nihilizmin nihai sonuçlarına doğru ilerleyerek, ardından ateşlemeyi takip ederek, kendi kendini yok etmeye de çalışıyor. Ancak bu kendi kendini yok eden demans eğilimine boyun eğmeli, onu her şekilde, her yönde ve mümkün olan her yerde çılgınlığa itmeliyiz. İlerlemeciliği yutan ölümcül hastalığa el atmalıyız. Anarşist ötenazi projesi yaparak ölmesine yardım etmeliyiz. Bu bir metafizik yahut da aşkınlık meselesi değildir. Bu, hayatta kalma ve daha sonra, tarifi gereği “benzersiz olana” ait olmaya dayanan, Üstad Necip Fazıl’ın şiirinde, “Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş. / Fertle toplum arası kalkacak artık güreş” demesi gibi, eşitler arasında bir birlikte yaşama tarzını yeniden oluşturma yeteneği ile ilgilidir. Sosyal şartlar olmadan kendi içinde zaptedilemez bir kale inşâ etmeyi bilen adam üstün vasıflıdır. Madem ki her insan “tek”tir, tıpkı her kültür de her insan gibi “tek” tir. İnsanlar da aynı öze sahiptirler ve birlikte mutlak olana yönelme istidadından beslenirler. Eğer bu mutlak fert, potansiyel olarak ve sessizce bir yerlerde mevcutsa, o adamı, modern dünyaya karşı isyanın baş kahramanı olarak görebiliriz. Hayat içgüdüsü, hayatta kalma, tasdik etme, irade ve karar…
Asırlardır filozoflar, vizyonerler, şairler, yazarlar ve politikacılar ilerleyen tarihî döngünün sonunu tahmin etmeye çalışırken beyinlerini zorluyorlar. Bütün bunların tersine, anarşist bir öngörü formüle etmez, bir etik oluşturur. Anarşist, siyasî bileşimlerden, dış olaylardan, şanstan hiçbir şey beklemez. Anarşist mücadeleyi kendi derunî varlığı, doğası olarak algılar. Etrafında olup bitenlere karşı gerçekten kayıtsızdır, her türlü baskıya karşı dayanıklıdır ve akıntı insanları taşlara çarpıp eriyene kadar döverken, anarşistin kendi mahrem hareketsizliğinde, hiç değişmeden duruşunda, hayatta kalmanın sırrı vardır. Üstad Necip Fazıl’ın “Tohum” isimli eserindeki Ferhat Bey gibi, bugün bu “tipler”, gerçek dışı sayfalardan ortaya çıkmış, solmuş görünüyor bize. Bir zamanlar hâlâ bir tepki mümkündü ve hâlâ insanlar, hatta halklar vardı. Bugün artık edebiyatçıların, ideolojik isimlerin zamanı değil ve hiçbir yerde muhalif bir irade yok. Artık kimse darbe plânı-ihtilâl önermiyor. Ve bugün, isyanın anarşist içeriği, zayıflar ve basitler için bir kusur, bir suç, sürdürülemez bir hâleti ruhiye muamelesi görüyor.
İşte şimdi trajik kahramanlık alanına giriyoruz. Sözlerin, yazılanların. müşahhas delillerle takip edilmesinin zamanı geldi. Felsefî anarşizm basit bir aşırı bireycilik değildir. Aynı zamanda, küreselleşmiş mistisizmin evrensel değerler kisvesi altında, bir hayvan köleliği zincirine takılıp kalmış bir bozulmazlar topluluğu olması anlamında benzersiz bir topluluğu var ve ayrıca harika bir hafızaya ve harika bir kalıcılığa sahip. Bu topluluk yenilmezdir, öldürülseler de ölmezdirler.
Bugünün trajedisini görmezden gelmemizi sağlayan, geleceğin hatırası ve irade gücüdür. Gündelik kapitalist vahşetin içinde çektiği acılarla, dönüm noktası ânında tüm eylem kapasitesini koruyan bir tür antropolojik kabuk şekilleniyor. Ve dönüm noktasının yakın olduğu, göründüğünden daha yakın olduğu, anarşist içgüdünün-bedehat hissinin ürettiği tek doktrindir. Modern anarşistin inandığı müşahhas gerçek, hâlâ uykuda olan gizli enerjiler arasında kurulması gereken bağdır. Fikirlerin, insanların ve projelerin bağı. Bu yıkıcı toplum bir güç ve dayanıklılık programıdır. Çünkü anarşizm, terimin etimolojik anlamında “güç” anlamına da gelir.
Aksiyon Adamı ne isterse yapabilir. Düzeni yeniden kurma arzusu kaçınılmaz olarak düzensizliğin yok edilmesinden geçer. Ve kendinin değerli muhteviyatını koruyarak… Eğer bir anarşistin ilmihali olsaydı, ilk noktanın yıkıcıları yok etme kararlılığına dayanan aktif nihilizmin kategorilerini oluşturan yargı bağımsızlığı (Adalet Mutlak) ve zihinî özgürlüğü göstermesi gerekirdi. Bu bir varış noktasıdır, bir niteliktir. Burada ruhî ustalığın her zaman imtiyazlı olduğunu hatırlamakta fayda var. Kitlelerin siyasî ve içtimaî baskılarından, klişe ve sloganlarından, sahte devrim ve tepkilerinden bağımsız olmak, belirli bir çağın ilâhları ve bilimi önünde bağımsız olmak. Bütün bunlar her zaman nadir olmuştur ve bugün her zamankinden daha fazla…
Bugün her şey daha acil, daha hızlı, daha gerekli. Her şey daha tehlikeli ve aşırı uçlara itilmiş durumda. Son olarak, anarşi, anarşistin sandığı gibi değil, asosyal ve bencil liberalin aşırı bireyciliği değildir. Anarşist, ölmekte olanların bu çöküşüne son verecek jeolojik patlamalardan dünyevi bir güç olarak ortaya çıkacak olan yarının gücünü zihnine ve karakterine kazımış olan kişidir.










