İSLÂM VE SANAT – 2

Selim GÜRSELGİL

Sanat tek başına ele alınıp dinin karşısına konulabilecek bir müessese değildir. Zira her sanat eseri, aynı zamanda bir dünya görüşünün eseridir; onun değerlerini, ahlâkını, inanç şekillerini yansıtır. 30 bin yıl önce yapılmış mağara resminden, günümüzün marjinal sanatlarına kadar… Dolayısıyle “sanat dine karşı olmak demektir, inanca karşı olmak demektir” gibi bir söz, düpedüz cehalet örneğidir. Böyle bir cehaletle nasıl profesör olunur, nasıl öğrencilere ders verilip Şark’ul Evsat’ta akıl dağıtılır, anlamak mümkün değil.

Kainatın Efendisi’nin şiiri sevdikleri, bazen sevdikleri şairlerden mısralar mırıldandıkları herkesçe bilinir. Sahabiler arasında meşhur şairler vardır, bunların kasidelerinin bir kısmı günümüze kadar ulaşmışlardır. Hz Ali bizzat şiirin ta merkezindedir. Sadece müslüman şairler de değil, Cahiliye döneminde yaşamış müşrik şairlerin şiirleri de müslümanlar tarafından günümüze kadar taşınmıştır. Gerek sahabe arasında, gerek tabiin arasında Kur’an’in tefsirinde ilk vasıta olarak bu şiirlerden yararlanılmıştır.

Dün ve sanat hakkında yazan bir profesör bunları nasıl bilmez? Onun “fıkıh” diye küçümsediği kitaplar bile şiirlerle doludur. En büyük fakihlerden olan İmam-ı Şafii, aynı zamanda en büyük şairlerdendi. Araplar için şiir yeme içme gibi günlük levazımdandı. Farslar bu alanda çok daha büyük eserler verdiler. Hepsi bir yana Baki’yi, Galib’i, Nedim’i yok sayarak din ve sanat konusu işlenir mi? Bunu yapan sadece cahil de değil, düpedüz din düşmanıdır.

Ama hoca herhalde “şiir sanat değildir, sanat heykeldir” gibi komik bir kafaya sahip. Evet, İslâm’da heykel yoktur. Daha açıkçası, fanileri putlaştırmaktan ibaret donmuş ceset kalıpları yontulmaz; mücerret, abstre figürler olabilir. Ki onda da İslâm tarihinde o kadar muazzam örnekler verilmesine rağmen, hoca onları da sanat saymıyor. O muhteşem arabesk figürleri bilmiyor. Picasso gibi bir deha Türk kilim motiflerini, İslâm hat sanatını ders olarak çalışırken, bu zavallılar “İslâm’da sanat yoktur” diyor ve bu kafayla en yüksek unvanları alıp en üst perdeden insanları zehirliyor.

Tabii ki İslâm’da “her şey Allah için”dir. Fıkıh da, tefsir de, sanat da, bilim de, her şey… Bu anlamıyla İslâm sanatı, İslâmdışı sanattan ayrılır. James Joyce estetiğindeki gibi -ki inançsızdır-, insanlarda şehvet ve tiksinti uyandırmayı hedefleri arasında koymaz. Onun müziğinde pavyon uğultuları bulamazsın. Tabii ki sinemasında, tiyatrosunda da bu ölçülere uyacaktır. İslâm her şeyi idealize eden dindir.

Kaldi ki, Salih Mirzabeyoğlu’nun Şiir ve Sanat Hikemiyatı yayınlanalı neredeyse 40 yıl olmaktadır. O varken sanki yokmuş gibi, İslâm’da şöyledir, böyledir diye ahkâm kesilemez. İslâm’da sanatın yerini öğrenmek isteyen lütfedip bir göz atar, ona göre konuşur.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin