HİLÂFET MESELESİ – 4

Selim GÜRSELGİL

Saltanat kelimesini bazen devlet, bazen de babadan oğula geçen yönetim şekli anlamında kullanıyoruz. İlk anlamıyla saltanat, hilâfetle aynı şeydir; yahut aynı şey demeyelim de hilâfetin baş şartıdır. İslâm devleti olmadan hilâfet olmaz.

1 Kasım 1922’de saltanat hilâfetten ayrılıp sonra da kaldırılınca Vahidüddin bu kararı kabul etmedi. Eğer kabul etseydi, halife olarak kalacak ve “vatan haini” olmayacaktı. Fakat bu kararın asıl amacının hilâfeti kaldırmak olduğunu farketti ve reddetti. Bunun üzerine yoğun bir tehdit kampanyası başladı ve ülkeyi terketmek zorunda kaldı.

Abdülmecid kendisine tevdi edilen hilâfeti kabul etti. Bu tarihte artık Osmanlı devleti ortada yok ama önce TBMM, sonra TC hükümeti vardı ve hâlâ anayasada “devletin dini İslâm’dır” yazıyor, şeriat kuralları her alanda varlığını koruyordu. Abdülmecid bu yeni nizâmla hilâfet makamını uzlaştırmak için elinden geleni yaptıysa da akıbet zaten belliydi ve 1.5 yıl kadar süren bu tiyatro, hilâfetin büsbütün kaldırılmasıyla son buldu. Abdülmecid de “hain” sayıldı!

Burada bir nükte var: Muhafazakâr kesimin kalemşörleri diyor ki, aslında hilâfet tamamen kaldırılmadı, meclisin maneviyatına gömüldü; kanunda öyle deniyormuş. Dolayısiyle, meclis eğer isterse kendi maneviyatındaki o hilâfeti yeniden ortaya çıkarır, demeye getiriyorlar. Bu tıpkı şuna benziyor: Ben birini öldürdüm, cesedini de toprağa gömdüm. Külhanbeyi argosuyla da “ben onu öldürmedim, toprağına (asliyetine) kavuşturdum” diye poz atıyorum. Biri de geçmiş karşıma diyor, “madem ki öldürmedin, toprağa gömdün, o halde yeniden ortaya çıkarırsın!”

Ölme eşeğim ölme derler ya… Nereye ortaya çıkarıyorum? Ne çıkarıyorum? Öldürdüğüm kimseyi geri mi getiriyorum, yoksa bir torba kemik yığını mı çıkarıyorum? Dikkat edin, hilâfet kaldırıldığı dönemde, hilâfet saltanattan ayrılmış ve ta can evinden zehirlenmişti. Ondan sonra kolayca ilga edildi. Şimdi saltanatsız (şeriatsız) bir hilâfet ortaya çıkarılacak olursa bu hilâfet mi olur, yoksa hıyanet mi? Adı hilâfet olan bir şey getirsen, bugün Diyanetle yapamadığın ne yapacaksın? Yahut İslâm Konferansı Teşkilâtı türü üfürükten bir oluşumun, hangi Müslümana ne faydası var? Kaldı ki, senin orada da etkin sınırlı, kuracağın hilâfet bu sınırı aşacak mı sanıyorsun? Koskoca BOP’u engelledi Suud, tek başına… İran bizzat karşısına çıkıp savaştı. Senin kuracağın hilâfet, herhalde NATO’ya hilâfet olacak ve akıbeti “ortak çıkarlara uygun olduğu kadar.”

Olmaz arkadaşlar. Mukaddesatı bu şekilde ayağa düşüremezsiniz. İçinizde eğer bir dirhem bir imân varsa, mübarek mefhumların küfür dünyasına bu şekilde peşkeş çekilmesine karşı durursunuz. Neresinden düşünürseniz düşünün, bu işin yegâne şartı İslâm inkılâbıdır; o olmadan hilâfet olmaz, şeriat da olmaz, hiçbir şey olmaz.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin