HİLÂFET MESELESİ – 5
Selim GÜRSELGİL
Hilâfet tartışmaları büyüyor. Bir CHP mv, hilâfetin kaldırıldığı günün lâiklik günü olarak kutlanmasına ilişkin bir kanun teklifi sundu. Osmanlı hanedanına mensup birisi de ona cevap verdi: Hilâfet konusuna girmeden, o günün, 600 yıl Türk milletine hizmet eden Osmanlı hanedanı için, çoluk çocuk sürgün günü olduğunu, bu şekilde kutlanamayacağını söyledi.
Bugünün İslâm düşmanları geçmiştekilerden daha çılgın görünüyor. Tek parti döneminde, hilâfetin kaldırılmasının bir bayram günü yapılmamasını kabullenemiyorlar. Kanun teklifi bunu anlatıyor.
Hanedanın tepkisine gelince, kendi yönünden tamamen haklı. Bir Ermeni tehcirini bayram günü yapmak isteseniz, bir Dersim katliamını bayram olarak kutlamayı teklif etseniz, bunlardan dolayı çekilen acılarla alay etmiş olmaz mısınız? İsterse kendinizi tehcirde ve katliamda %100 haklı görün. Bu gerçekten çok çirkin bir düşüncedir.
Osmanlı hanedanı, gerek Türk tarihinin, gerek İslâm tarihinin şanlı sayfalarında yerini almış ve tarihî misyonunu tamamlamıştır. Bizim için hilâfet tartışması, Osmanlı hanedanını geri getirmek tartışması değildir. Saltanat şartı derken de bunu kastetmiyoruz. Osmanlı hanedanı, millî bir özürü ve iade-i itibarı hak ediyor; tıpkı geçmişte hakları yenen diğer kesimler gibi. Fakat İslâm inkılâbı bir Osmanlıcılık ihtiva etmiyor; bazı İslâmcı gençlere fesle dolaşmayı telkin eden kanaat önderleri ne düşünürse düşünsün… Gelecekte yeryüzünde bir İslâm devleti kurulacak olursa saltantla değil, Başyücelik prensipleriyle yönetilecektir. Hilâfet de bunun bir getirisi, doğal sonucu olarak gündeme gelebilir. Yoksa kendi başına hilâfet olmaz; çakma hilâfet, lâik hilâfet, NATO hilâfeti diye bir şey düşünülemez.
Dolayısiyle bizim asıl gündemimiz ve tartışmamız hilâfet tartışması değil, zaman zaman hilâfet meselesinin de dahil olabileceği, şeriat tartışmasıdır. Şeriat deyince kadınlarla mücadele rejimi mi anlamalıyız, yoksa fikirde, sanatta, fende, ahlâkta, adalette, sosyal hayatta, ferdi mutluluk ve başarıda, yeryüzünün gördüğü en ileri ve en muhteşem rejimi inşâ etme davasını mı? Bugün şeriat denince çevresine toplanan bir kısım ayılar gibi, bütün gayret ve mücadelemizi kadınları hizaya getirmek (oysa kendimiz hizaya gelsek sorun kalmayacak) davasına mı adamalıyız, yoksa “dindışı beşerî marifet alanının dinin aslına nisbet edilmesi-İslâmî dünya görüşü” ve onun hayata hakim kılınması davasına mı? Din adına din ile mi savaşmalı, din için dünya ile mi savaşmalı, yoksa ikisini de yapmayıp, küfrün ve zulmün gölgesinde kıytırık bir dindarlık duygusuyla mı avunmalı?
Bizim gündemimiz budur. Bu gündemin, ülke gündemi olacağı, giderek dünya gündemi olacağı “o gün”ün, o yoldan veya bu yoldan, şöyle veya böyle temin edilmesidir.










