ZAMANI GELDİ
Ayhan SÖNMEZ
İsrail, milyonlarca Filistinliyi başarılı bir şekilde sınır şehri Refah’ta topladı. Buradan gidecek hiçbir yerleri kalmadı.
Güneyde, Mısır’ı Filistin’den ayıran sınır bölgesi olan Philadelphi Koridoru yer alıyor. Buradan güneye doğru, milyonlarca insan meskun olduğu, Kahire ve Mısır’a açılan kapı olan Sina Yarımadası uzanıyor.
Filistin Direnişi’nin gerçekleştirdiği cesur askeri baskının akabinde, İsrail hükümeti, tepkilerinin ne olacağını dünyaya duyurdu.
Siyonist ordunun Gazze’ye karadan saldırıları üç temel hedefe ulaşmak için kullanacaktır; bunlar, Satanist Netanyahu tarafından deklare edildi:
Tüm rehinelerin serbest bırakılması, Hamas’ın ve müttefiki diğer teşkilâtların, yani Direniş’in yok edilmesi, ve Gazze’nin tamamen askerden arındırılması.
Şu âna kadar İsrail liderliği bu hedeflerin tamamını müşahhas plânda gerçekleştirmeyi başaramadı. Ağırlıklı olarak kadınlar ve çocuklarla dolu olan, büyük ölçüde sivil altyapının 150’ye yakın gün boyunca sürekli hava bombardımanına maruz bırakmasına rağmen…
Direniş’ in büyük bir kısmı Gazze’nin altında uzanan yüzlerce kilometreden oluşan Tünel Şehri’ne çekildi, yalnızca çok küçük bir kısmı Siyonist düşmanla çarpışırken şehit oldu. Bu gerçek, Direniş’ in askerî yeteneklerindeki aslan payının şu anda sağlam olduğu anlamına geliyor.
Askerden arındırılmak şöyle dursun, Gazze’nin geri kalanı ve şimdi Batı Şeria bile hızla alev alıyor; genç erkekler kitleler halinde gönüllü olarak silâha sarılıyor, şehitlerin safları hızla doluyor ve Direniş’in mukavemetini artırıyor.
Bu nedenle, 7 Ekim evveline nazaran, daha güçlü ve etkili olmasıyla Gazze ve Filistin’in büyük bir kısmı hızla askerîleşiyor. Rehinelere gelince, onların büyük çoğunluğu Tünel Şehri’nde gizlenmiş durumda…
Dolayısıyla İsrail hükümetinin başarı nâmına gösterebileceği hiçbir şeyi yok. Ülke içinde vampir halkın öfkesi kaynıyor ve daha fazla kan istiyor.
Böylece soykırım ve etnik temizliğin doruğa ulaşacağı sınır kenti Refah’a geliyoruz.
Şu anda Mısır diktatörünün nasıl bir eylem plânı izleyeceği belli değil . Sonuçta onun en derin düşüncelerine yahut da güdülerine ve niyetlerine erişimimiz yok. Ancak geçmişte yapılan, yapılacak olanlara ayna ise şu anda Mısır diktatörünün Filistin halkına karşı, yüzyılın sırtından bıçaklama teşebbüsünde bulunmak üzere olması inanılmaz derecede akla yatkındır. Bu yaklaşan ihanetin ilk işaretleri şimdiden ortaya çıkmaya başlıyor.
Temelde Mısır diktatörü için üç ana yol açık kalıyor:
Filistinlilerin Sina Yarımadası’na kaçmasına yol vermek. Bu, Siyonist varlığa Filistinlilere yönelik kitlesel etnik temizlik ve soykırım yapma izni verilmesi anlamına gelecektir. Gelecekte bu, İsrail’ in Sina’ yı yeniden işgal etmesinin yolunu döşemek olacaktır.
Refah’ta Filistinliler muhasaraya alınıyor. Bu durumda, şehir ve çevrede yangın, fosfor, misket ve diğer muhtelif bombalarla bombalama (Dresden tarzı) başladığında, on ila yüz binlerce kişi kurban edilecek. Böyle bir katliam meydana geldiği takdirde Mısır toplumu çöker.
Üçüncü yol, Camp David Anlaşmalarını bozmak ve savaşa doğru ilerlemek. Batı basınındaki bazı kişiler şimdiden bu sonucun en muhtemel sonuç olduğunu ima eden yazılar kaleme alıyorlar.
Ve bundan başka bir çıkar yol, dördüncü bir seçenek yok. Zamanı geldi. Siyonist düşman bu konudaki pozisyonunu herkesin görebileceği şekilde net bir şekilde ortaya koydu: Refah’a kara saldırısı kaçınılmaz gibi…
Mısır diktatörü ve rejiminin, Philadelphi Koridoru’na yapılacak saldırıların Siyonist varlıkla ilişkilerinde kırmızı çizgi olacağı konusunda yüksek sesler çıkardığını hatırlayın.
Eğer Mısır Diktatörü sınırı olduğu gibi kapalı tutarsa, katliam olacak. Sınırları açmaya karar vermesi halinde ise Sina Yarımadası daha sonraki bir tarihte Siyonist-Satanist oluşum tarafından saldırıya uğrayacak.
Her halükarda on hatta yüz binlerce kişi yine de öldürülecek, sakatlanacak, yerlerinden edilecek vs…Siyonist liderlik onların geri dönmelerine asla izin vermeyecek, aynı zamanda (daha sonraki bir tarihte) Sina meselesiyle ilgilenmeye başlayacak…
Bunun nedeni, Sina Yarımadası’nın intikam, misilleme arayışında olan yüz binlerce insanı barındıracak ve bölgedeki Siyonist planlara karşı örgütlenme, direnme için gerekli adımları atacak olmasıdır.
İsrail böyle bir tehdidin varlığını kabul etmez veya buna izin vermez. Böylece Mısırlılar eninde sonunda bölgesel bir savaşın içine sürükleneceklerdir.
Dolayısıyla Mısır diktatörünün zamanı doldu.
Hiçbir şey yapmadan durursa, Siyonist savaş uçaklarının çekiçlerine örs olacak ve böylece yüzbinlerce kişinin öldürülmesine suç ortağı diye kaydedilecek. Eğer sınırı açarsa, Sina’nın istikrarsızlaştırılması ve bunun çeşitli sonuçları nedeniyle Mısır patlayacak.
Ahlâkî ve stratejik açıdan tek ihtiyatlı hareket tarzı, Camp David Anlaşmalarını fesh etmek, hiç olmaz ise askıya almaktır. Bunu yapmamak, katliamı (Refah geçişi açılsın veya açılmasın) onaylamak anlamına gelir. Elbette tüm işaretler, ihanetin kol gezdiğini gösteriyor.
Anglo-Siyonist mücrimler tarafından hâlihazırda Kahire’ye çok sayıda heyet gönderilmiştir.
Aldanmayın sevgili okuyucular, rehinelerin serbest bırakılması ve geçici ateşkes hakkındaki konuşmalar öncelikle duman ve aynalardan ibaret. Bu tür görüşmeler geçmişte Siyonist düşman tarafından bölge halkları arasında sahte umutlar ve güvenlik duygusu aşılamak için kullanılmıştı.
Yine kullanılacak ve muhtemel sonuç, (plân gereği) buradaki bir dizi ‘başarısız müzakere’ tertiplemek ve böylece İsraillilerin gelecekte Refah’a kara yoluyla yapılacak saldırılara yeşil ışık yakabilmesidir. Böyle bir amaç için ‘casus belli’nin edinilmesi çok daha muhtemeldir.
Dolayısıyla Refah’taki Katliam yaklaştıkça, Mısır diktatörünün, işbirliği içinde olduğu Türkiye ile birlikte doğru şeyi yapmayacağı oldukça aşikâr. Mısır’ın Dünya Bankası, IMF ve ilgili kartellerle fuhuş yapması, kendisinin takla atması ve zayıflığı buna işaret ediyor.
Hâlâ şüpheci olanlar için, burada Filistinlilere yönelik bu açık, yaklaşan ve kaçınılmaz ihanete işaret eden daha fazla delil var. İnkâr etmek mümkün değil. Mısır diktatörü başarısız oldu.
O, Arap liderlerin çoğu (Yemen’in cesur halkı hariç), Anglo-Siyonistler için kaniş, fahişe ve kukladan başka bir şey değildir. Böyle hain bir grup, çaresiz bir halka yardım etmek için asla parmağını kıpırdatmaz. (Türkiye hükümeti de dahil).
Bunun yerine, Yalanlar İmparatorluğu’nun emriyle Siyonist suçları savunmaya, meşrulaştırmaya vb. girişecekleri daha muhtemeldir.
Batı Asya’daki bölgesel kıyamet her zamankinden daha muhtemel ve yaklaşıyor.
Çatışma boyunca İsraillileri püskürten, yıpratan Direniş adamları, yalnızca onlar, en zor anlarında Filistin halkının yanında oldular.
Henüz bir Mısır müdahalesi olabilir. Mısır diktatörünün kalbinde hâlâ biraz cesaret ve adalet kalmış olabilir. Kendisinde (ve generallerinde) doğru olanı yapma isteği, hazırlığı ve yeteneği hâlâ mevcut olabilir.
Ancak (daha önce bahsedilen tüm nedenlerden dolayı) kendisi kelepçelenmiş olan ve şu anda ortaya çıkan dehşet ve trajedileri durdurma konusunda aciz bulan birine güvenmek gerçekçi olmayacaktır. Fakat bunun endişe kaynağı olmasına gerek yoktur!
İsrail toplumu 7 Ekim 2023’te aldığı ölümcül darbeden sağ çıkamayacak. Devlet organları ve kurumları çöküyor ve tamamen çökmeye yakın.
Ödenecek bedel (can, kan, mal vs. olarak) şu ana kadar yaşananlardan bile çok daha büyük olacaktır. Zaten Filistinliler onlarca yıldır bunun bedelini aralıksız ödüyorlar. Ancak onların azimleri, kararlılıkları ve cesaretleri öyledir ki, bundan sonra daha da büyük bir bedel ödemekten çekinmeyeceklerdir.
Onlar bunu yaparken ve acımasız Siyonist rejim suçlarını baş döndürücü bir heyecan ve neşeyle yayınlarken, Filistin halkına ve Direniş Adamlarına, kurtuluşları için savaşırken gözlerimizi kaçırmamaya borçluyuz.
Kayıplar çok büyük ve yürek parçalayıcı olacak. İnsanlığın bedeli dayanılmaz derecede acı verici olacak, ama sonunda Filistin Özgür olacaktır. Filistin yaşayacak, refaha kavuşacak ve yeniden yükselecek. İşte Direnişin Adamları tam da bunu yapmak için savaşmak üzere kendilerini çelikleştirdiler.
Dolayısıyla Mısır diktatörünün, yahut da diğer hain Arap ve Arap olmayan müslüman liderlerinin cesaretlerinin başarısız olduğunu düşünmeleri önemli değil. Karar zamanı geldi. Müslümanlar ve adil fikirli inançlı insanlar (veya inançsızlar) hangi tarafta olmak istediklerine karar vermelidirler.
Soykırım ve etnik temizlikle uğraşanlardan mı, yoksa kendilerini kurtarmak için saldırgana karşı savaşan insanlardan mı taraflar?










