ERDOĞAN TASARRUF DEDİ

Ahmet ÖLÇÜLÜ

“İtibardan tasarruf olmaz!” sözü ile bilinen Erdoğan har vurup harman savurarak, beşli çetelerle, ballı ihalelerle tüyü bitmemiş yetimin hakkını yağmalayarak devleti batırınca şimdi de İngiliz Mehmet eliyle tasarrufa sarılmak zorunda kaldılar.

Erdoğan, basın mensuplarının bir dizi sualini cevapladı. Kamuda tasarrufa yönelik çalışmalar hususundaki sorularına cevaben, “Tasarruftan kamuda gereksiz harcamaların ortadan kaldırılması, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması anlaşılmalıdır. Yani bundan farklı bir şey anlaşılmamalı. Bütçelerin buna göre revize edilmesi için bizler de şu anda bir çalışma yapıyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tasarruf adımlarını takip edecek, resmi taşıt kullanımlarından haberleşme giderlerine, temsil, tören, ağırlama hizmetlerinden demirbaş alımlarına kadar tüm harcamalar gözden geçirilecektir. Gerçek ihtiyaçlar tespit edilip ihtiyaç dışı harcamaların önü kesilecek. Milletimizin refahını artırmak için tasarruf tedbirleri almak durumundayız. Bunun için de gereği neyse kesinlikle bunu hükümet olarak yapmakta kararlıyız. Önceliğimiz ve birinci hedefimiz, tasarrufu kamu harcamalarında uygulamak, enflasyonu düşürmek ve ekonomiyi rahatlatmaktır. Bunu daha önce biz başardık. Yine başaracağız.” ifadelerini kullanmış…

Bade harabül Basra…

FAHİŞ FİYATA KARŞI CAYDIRICI TEDBİR

Erdoğan yine basın mensuplarının, enflasyonla mücadele ve ürünlerine fahiş zam yapan kafelere ve restoranlara yönelik boykot mevzuundaki suallerine cevaben, “Burada temel önceliğimiz her şeyden önce vatandaşımızın refahıdır. Fahiş fiyatlarla mücadelede yeni ve daha caydırıcı tedbirler ortaya koyabiliriz. Aşırı kâr hırsı dizginlenmediği müddetçe ne kadar maaş artışı yaparsanız yapın sorun devam edecektir. Hele gıda gibi mecburi kalemlerde buna müsaade edemeyiz. Gerekli tedbirler için ilgili bakanlıklarımız şu anda çalışmalarını yapıyorlar. Kısa süre içinde somut birtakım adımlarla enflasyonu da artıran bu fahiş fiyatlara karşı mücadelemiz kesinlikle gerçekleşecektir. Ambalajların üzerine fiyatlarının yazılması konusu da düşünülebilir. Burada taviz veremeyiz, üzerine üzerine gideceğiz. Milletimizin fahiş fiyat yükünün altında ezilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Bunu kim yaparsa yapsın bedelini fazlasıyla ödeyecek.”

Türkiye’deki yüksek fiyatların esas sebebi maliyetler ve güvensizlik ortamı ve enflasyon iken, esas sebep esnafmış gibi göstermek, esnafı fahiş fiyatla itham etmek… Kısacası milletin bir kesimini diğer bir kesimine karşı kışkırtmak ve bölmek. Fahiş fiyatların sebebi siyasetin bizzat kendisi iken, yanlış politikalar iken, bu politikalarda ısrara devam etmek ve sonra da faturayı kendi ödeyeceği, “ben bu işi bilmiyormuşum” diyeceği yerde başkasına yüklemek…

Dünya büyük değişimlerin içinden geçerken ve Türkiye de bu değişimlerden en çok etkilenen ülkelerin başında gelirken, artık tamamen iflâs etmiş eski dünyaya ait politikalarla meselelerin çözümü mümkün değil. Ama AKP hâlâ bu politikalarda ısrar etmekte; problemleri çözsün diye ipleri İngiliz Mehmet’e teslim edildi, o da dünyayı ve Türkiye’yi bu hale getiren Batı mahfillerinde çözüm arıyor, para dileniyor… Bunun adı Batı’ya teslimiyet ve işbirlikçilikten başka nedir ki?

İSRAİL’E MÜSAADE ETMEYECEKLERMİŞ…

Gazze konusunda da, “Gazze’nin, İsrailli hırsız teröristlerin yerleşimine açılması İsrail’i daha saldırgan, daha pervasız yapar. Buna da bizim müsaade etmemiz söz konusu olamaz.” buyurmuşlar.

Vay be, demek İsrail’e müsaade etmeyeceklermiş… Allah Allah… Açılın bre kafirler…

Ne yapacakmış Reis?

İşte cevabı:

“İsrail’in bu şımarık, cani tavırları karşısında bizler de Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ni devreye sokma, onlarla müşterek bazı adımları atma gayreti içinde olacağız. İslam dünyası bu soykırımlara varan katliamlar zincirinin oluşturduğu titremeyle kendine gelmezse, reflekslerini tamamen kaybetme tehlikesiyle yüzleşir.”

Müslümana yakışır biçimde dağılalım arkadaşlar!

(90’lı yıllarda yapılan İslâmî gösterilerde en keskin sloganlar atıldıktan, cihad yeminleri edildikten sonra, oradan bir komiser çıkar, “Tamam arkadaşlar, sesinizi yetkililere duyurdunuz; bakın biz de müslümanız, biz de emir kuluyuz. Lütfen bize zorluk çıkarmayın. Müslümana yakışır şekilde dağılalım!” der ve biraz önce cihad yeminleri eden o kalabalık süt dökmüş kedi gibi olur ve dağılıverirdi; müslümana yakışır biçimde! Sonra meydanlara Kumandan Mirzabeyoğlu’nun evlatları çıkmaya başladı. Onlar, Müslümana yakışır tarzda dağılmıyordu. Zira Kumandan, “böyle dağılmak müslümana yakışmaz!” demişti. Bundan dolayı da İbdacılara provakatör mü demediler, onu mu demediler, bunu mu demediler… Ama İbdacıların meydanlardaki hak arama mücadelesine getirdiği yeni soluk gençlikte tuttu ve haklar da böyle alındı. Şimdi İbdacılara o gün provakatör diyen mücadele kaçkınları, mücadele düşmanları, İbdacıların mücadele ile elde ettiği hakları kendileri almış da müslümanlara lütfetmiş gibi davranıp, o şanlı mücadeleyi inkar ve örtme gayreti gösteriyor. Yani o gün provakatör dedin, yapmayın dedin, tamam eyvallah o yanlışı o zaman yaptın diyelim; bugün hakkı teslim et… Olur mu hiç… O zaman koltuk elden gidecek abisi…)

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin