İLK NE GÖRDÜM?
Yavuz USTA
Dört-beş yaşlarım, dedemin peşinde koyun kuzu otlatmaya gidişimi hatırlıyorum… Bu tablo çocukluğuma dair zihnimde beliren ilk manzaradır…
Heybetli fiziği ile dedem önümde yürüyor, görkemli dağın eteklerinde, güneşli, hafif serin esintiler buram buram kekik ve çam kokularını yüzümüze üfürüyor… Ansızın, dedeme ateş yaktırıp alevleri seyretme isteği ile huysuzluk etmeye başlıyorum…
Bir müddet sonra dedem ısrarlarıma boyun eğiyor ve kurumuş dikenliği ateşe veriyordu… Büyük adam edasıyla kollarımı göğsüme dolamış, boyum kadar yükselen alevleri pür dikkat seyre dalmışken, dedemin hafif sert serzenişli sesiyle kasketini eline almış, yeşil ardıç dallarına sarmış, alevleri söndürmeye çalıştığını görüyorum…
– Oy oğul! Durup dururken beni günâha soktun, bak kuru dikenliği yaktık yaş ardıçlara da sardırdık!..
– Günâh olunca ne oluyor dede?
– Günâh olunca Allah’da bizi yaş ağacı yaktığımız için yakar oğul…
O an, “Allah nedir? Kimdir? Nasıldır?” sorusunu düşünüp sormuyor, dedemle yakılışımızı hayâl ediyorum ve başlıyorum ağlamaya…
– Neden ağlıyorsun!?
– Ee Allah bizi yakacak ya!?
– Yav sen küçüksün, sâbisin, sana kıyamaz; beni yakar üzülme…
İlk bencillik hissim ile susuyorum fakat bu sefer zihnimde dedemin alevler içinde yakılma manzarası beliriyor, derin suçluluk hissi ile daha canhıraş bağırmalarla ağlayışım…
– Yav oğul bu sefer neye ağlıyorsun!?..
– Benim yüzümden Allah seni yakacak!!!?
O sert mizaçlı, dağ gibi görkemli gördüğüm adam, merhametle eğiliyor, göz yaşlarımı silip, yanaklarımı öpüyor:
– Sen nasıl çocuksun!? Bak beni de ağlatacaksın… Allah senin göz yaşlarının hürmetine beni de af eder; pişman da olduk artık, olur olmaz sebepler ile ateş yakmayalım tamam mı!?..
O gün, “O”nun bizi gördüğünü görecek kadar hissetmiş, büyüdükçe de sonradan görmeye devam etmiştim… Küçüldükçe, saf sâbi kalbiyle görüyoruz, büyüdükçe, görmeye eremediğimiz şeylerin izâhını yapamıyor, mizahına yöneliyoruz fakat o yaptığımız şeyler de mizah değil malâyanilik oluyor; yine yanılıyoruz…
Bâki reisin dediği gibi, “zaten herkes sonradan görme” değil mi?.. Dede oluşumu da sonradan gördüm.
Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun, “Ölüm Odası, -Ebu Süleyman Lügatı-”ndan:
KABS – Her şeyin aslı ve esası.Talim etmek. Meleke.
KABES – Öğrenmek, öğretmek. Ateş parçası. Ateş Şulesi.
İM’AN – İnanç. İtikad. Basiret. İfade. Öz. Gizli. Sırra açılan idrâk. Suret. Teşbih. Bir hususta taşan bir derin duyuşla hükme ermek. Gizleneni “gizleyen” diye bilmek, bilebilmek. Allah’a köprü…










