MERHAMET MÜMESSİLİ
Burhan Halit KOŞAN
Müesses nizâmın sapkınlığı öylesine şiddetli ki, hileleri üzerine kafa yormak, onunla baş edebilme gayretine girişmek ve düzeltebilme çabası bile sapkınlığını azaltacağına daha fazla azdırıyor. Portresinin ihanetlerini ve siluetlerinin ahlâksızlıklarını tek tek anlatmak da çözüm getirmiyor. Ruhlarını, bir avuç Sterlin mukabili rejime satan çürük aydınları tespit, tenkit ve teşhir etmek de bu kundakçılıkların çıkardığı yangınları söndürmeye yetmiyor. Totaliter Cumhuriyet’in haddi aşan günâhları karşısında şer fiillerin faillerine bile hoşgörülü baksak yeridir. Şer filleri bile -bir bakıma illegâl olmasına rağmen-, iskeletle zina eden rejimin monotonluğuna, yeknesaklığına ve tekdüzeliğine bir tepki biçimi olarak değerlendirebiliriz. Hani demem o ki, sehven olanı kusurlu olana, kusurlu olanı hatalı olana, hatalı olanı yanlış olana, yanlış olanı haddi aşana tercih etmeliyiz. Hani demem o ki, fertlerin işlediği her türlü şerli fiili, müesses nizâmın şerli fiillerine, yani yargısı infazlarına, işkencesine ve aziz Türk milletine karşı uyguladığı dinî, iktisadî, tarihî ve kültür soykırımına kıyasla hata seviyesinde görsek yeridir.
Bizler, kaynağı belli, menşei belli, söyleyeni belli olan “Bilmiyorlar Rabbim, bilmiyorlar” şiarına mutabık davranabilmemiz için “merhamet mümessili” olmaya mecbur ve mahkûm değil miyiz? Evet, asıl suçlu ve azmettiren müesses nizâm olduğu için, şerli fiilleri işleyen fertlere merhamet ve şefkatle bakmalıyız ve affedici olmalıyız. İçinde merhameti ve şefkati barındırmayan aşk iddiası palavra, adalet iddiası yalan, seviyorum iddiası maskaralıktan başka bir şey değildir. Evet, farkındayım, gün geçti, güneş battı, ay battı, alacakaranlıkta merhametin gölgesiyle yürümenin mirası bize kaldı. Mukaddes ihtiyarın kadim idealini ve her biri bir lüzûma tekâbül eden şaheserlerini kelimelerin kalıbına dökecek olsam, af, aşk, merhamet, marifet ve adalet ile anlatabilirim. Totaliter rejimin açık veya kapalı metotlarla insanların nefesini kestiği ve hayatlarının her ânına müdahale ettiği malûm. Bu despot uygulamalar karşısında apışıp kalan, şaşıran ve afallayan insanlar, aynı zamanda zehirlendikleri için reflekslerini de uç noktalara taşıyorlar.
Aykırı hareketleri, uç noktalara varan davranışları, yanlış duygu patlamalarını ve her türlü illegâl faaliyeti de aktif veya pasif tepki içinde değerlendirebiliriz.
İflah olmaz yalanlarla birlikte kör nefret çoğalıyor, sosyal izolasyon yükseliyor ve insanlar arasındaki kopukluk mesafesi gittikçe artıyor. Totaliter rejimin tetiklediği ve teşvik ettiği bu musibetler buzdağının görünebilen kısmı. Adalet kayıp kıta, yeryüzünün Batı kesimindeki insanları Rönesans’tan itibaren ve Doğu yakasında yaşayanlar da demokratik ve laiklik denen emperyalist öğelerle birlikte kendi başlarına bırakıldılar. Ve ülke rejimleri, kesinlikle ve kesinlikle medya ve politikacı haydutlarının aracılığıyla hipnotize ettiği insanları yapay olarak kışkırtarak her türlü pis emellerine alet ederek müştereken nemalanıyorlar.
Çoğu insan doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırt edemez. Alım gücünün düşük olmasının getirdiği geçim sıkıntısının derdine düşen insanlar odak kayması yaşadığı için hayatları bulanıklaşıyor ve berrak bakamıyorlar. Kafası karışık ve yüreği endişeli kardeşim, herkes kendi hayatıyla o kadar meşgûl ki, kendisi dışındaki insanlarla ilgilenmediğinin farkındayız. Buna rağmen, yeryüzünün yaralarını sarıp tekrar yaşanılır kılacağız.
İçinde yaşadığımız bu karanlık çağ, şehitlerin bacısını, meclisindeki milletvekillerine iğfal ettiren işgâlci devlet ile hayâl kırıklığı birbirinden ayrılmaz. Demokrasi ve laikliğin hayalleri zift gibi yapışkandır, kişileri ağında veya ağılında tutar. İngiltere’nin mayın katırı ve İsrail’in Truva atı olmaktan mutludur. İsyan ve ihtilâle girişmesi gereken her bir insanı, bulunduğu hâlden memnuniyet duymaya özendirir. İstikbâle dair zerre düşüncesi, öngörünün kırıntısı bile yok. İster rüyası olan bir fert, ister ütopyası olan bir yapıyı gördüğünde imha ve infaz etmek için bütün kurum ve kuruluşlarıyla harekete geçer.
Kadim zamanlarda ve kadim yerlerde merhamet doğal, şüphe ve şikâyet anormal karşılanıyordu. Çağımızda ise şüphe ve şikâyet doğal, merhamet anormal karşılanmaktadır. Buna rağmen, merhamet şuurunun her hikmetin başı olduğuna inanıyorum. Ve yeryüzünün yaralarını sarıp tekrar yaşanılır kılmak için, Deccala karşı mücadele eden, erdemli biri olmak için, Mukaddes İhtiyar’a layık biri olabilmek için, merhametin mümessili olalım.










