KEFARET
Burhan Halit KOŞAN
Yerel veya küresel sistemde mi problem ve çatlaklar var, yoksa çatlak ve problemler yerel ve küresel sistemden mi kaynaklanıyor?
Küresel problemler, küresel çözüm önerilerini gerektirir. Salya saçan sorulara, zehirli cevapların verildiği bir felâket çağında yaşasak da biz tarafsız değiliz. Vizyonumuz “Mavi Bayrak” ve misyonumuz hakikatin, hürriyetin, doğanın ve din, dil, renk ayırımı yapmaksızın her bir mazlumun sesi olmaktır. Hür olmanın bin bir şartı olsa da en önemli hürriyet türünün zihin tahakkümünden kurtulmak olduğuna inanıyorum. Bizleri, kendilerinin de hapsolduğu bâtılın dar zihin kalıpları içinde düşünebilen mahpusa dönüştürmek isteyen ve milyonların beynini zehirleyen sağ, sol ve muhafazakâr lümpenlerin canı cehenneme.
Cumhuriyet ve çocuğu olan Demokrasi’nin, “benim istediğimi, istediğin kadar yapabilirsin” özgürlüğünü reddediyorum. Çünkü tahakküm sistemleri ile kurulan karşılıklı ilişki, zaman ve mekân fark etmeksizin hemencecik yozlaşır, kireç tutar ve hürriyet çığlıkları ile kana boyanır kaldırımlar. Bütün bunlara rağmen feragat ehli kahraman, kanı ile kaldırımların boyanacağını ve darağacında sallanacağını bilse de yürümeye devam eder. Bu ne hazin durumdur ki, katı olan her şey buharlaşıyor ve bütün kutsallar dünyevîleşiyor.
Tahakküm sistemi ile barışık sadist bir lâik ve çağıyla anlaşan mazoşist bir muhafazakâr pataklanmayı hak etse de merhamet damarım kabarıyor ve içimdeki acımak hissiyatımın nehirleri coşuyor. Fedakâr bir muhafazakâr, ata mirasımız olan maddî ve manevî kadim değerlerimizin hâkim olduğu, istikâmeti belli adaletin istikrarından ziyade, bâtıl statükonun istikrarına saygı duyma eğilimindedir. Tek rahatsızlığı ve şikâyeti kapitalizmin tetiklediği istikrarsızlıktan kaynaklanır. Ahlâkî hükümlerin zafiyete uğratılmasından veya metafizik çileye yabancılaşmaktan rahatsız olmayan mazoşist muhafazakârlar, döviz kurlarının, tahvilin ve borsanın dalgalanmasıyla hem tedirgin hem alabora olur. Hızlı değişen siyasî ve ekonomik değişime ilişkin radikal bir tenkit veya kökten ve keskin bir eleştiri yapamayan mazoşist bir muhafazakâr, çok sıkı bir şekilde, hiçbir çözüm teklifi sunmadan problemi eleştiren bir tür anti-kapitalist statükoyu sergiler. İskeletle zina eden tahakküm rejimi ile barışık olan sadist lâiklerin cinayetlerini, suikastlarını, emperyalizmle olan işbirlikçiliklerini ve aziz Türk milletine karşı uyguladıkları din, dil ve kültür soykırımını anlatmaya kelimeler kifâyet etmez.
Sadist lâiklerin ve mazoşist muhafazakârların bütün bu çirkefliklerine rağmen merhamet duyguma eşlik eden acımak hissiyle bakma taraftarıyım. Üstad’ın “Reis Bey” eserine aşina olanların, affetmenin azametine ve merhametin kudretine de aşina olduklarına inanmak istiyorum. Gelin, hep birlikte “gözyaşı çetesi” kuran Reis Bey’e kulak verelim ve bakalım ki, Üstadımız bu eserindeki kahramanımız ile bize nasıl bir öğüt veriyor:
Reis Bey: Ben diyorum ki; her fert başucuna “suçlu benim! Herkes suçsuz” levhasını asmalıdır! Ben diyorum ki; yegâne kurtuluşumuz, herkesin herkesi affetmesindedir! Daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. Görüyorum ama anlatamıyorum. Hissediyorum ama anlatamıyorum! Çocuk “ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz” dedi. Ağladıkça anlıyorum!
Ve Nietzsche, “Canavarlarla savaşan kişi, bir canavara dönüşmemesi için dikkatli olmalı. Eğer uzun süre uçuruma bakarsanız, uçurum da size bakar.” tespitinde çok çok haklıdır. Evet, bizler canavar değiliz, hatta sıradan sadist bir lâik de, mazoşist bir muhafazakâr da aslında canavar değildir. Canavar olan müesses nizâm ile bu sistemin sahipleri, idarecileri ve en çok fayda sağlayan yardakçıları suçludur. Kavganın hararetine kapılarak, farklı ve hatta yanlış yollardan da olsa direnen ve mücadele eden insanlarla didişmeye gerek yok. Hani demem o ki, muhakemeye engel olabilecek biricik olgu kibirdir. Çeliğin gürleyeceği, demirin konuşacağı, harita ve sınırların değişeceği çağın kapıları açıldı; hazırlanmalıyız…
Kendi kefaretimiz için tövbe ve istiğfar, dostları çoğaltmak ve düşmanlarımızı azaltmak için de affedebilmeyi bilmeliyiz. Müesses nizâmı değiştirmek, defnetmek mücadelesi veren her türlü yapıyla mecbur kalmadıkça mevcut düzenin şartları altında birbirimizi yenmek için mücadele etme tuzağından kaçınmak gerekiyor.
Kadim dostum, takdir edersin ki, bir felâket çağında yaşıyoruz. Cüzzamlı Cumhuriyetin deli gömleğini giymemek ve kambur sırtımız ile çalgın çolak halimizi düzeltebilmemiz için, ütopyamıza mutabık yürümek mecburiyetindeyiz. En öncelikli meselemiz adalet ve en kıymetli hakkımız, hürriyettir. Adalet fertlerle ilgili değil, çapulcu rejimin ürettiği bir krizdir.
Ve canavar rejimin bu krizine rağmen dostlarla dayanışmaya, mücadelenin cazibesine ve ümit ile umudun gücüne inanıyoruz. Hücrelerimizde taşıdığımız ümit ve umut temelsiz bir inanç değil, bir disiplindir. Bu daha iyi bir dünyanın, yani ilâhî adaletin kökleşmesi için savaşırsak mümkün olabileceğine dair köklü bir inançtır. Ve sen, hakikatin safında dünyayı değiştirme arzusunu taşıyorsan, birlikte inşa edelim.










