OSMANLI İSLÂM TOPLUMUNDA KADININ YERİ VE HAKLARINA DAİR

Osmanlı İslâm toplumunda kadının yeri neydi, hakları var mıydı?

Tarihî vesikalar ışığında bu hususa değinen, Osmanlı pratiğini sergileyen iki yazıyı peş peşe aktarıyoruz.

Osmanlı’nın Şerî hukuka nisbetle geliştirdiği pratik, görülecektir ki zamanının Avrupa’sının ve günümüzün bir hayli önündedir. Biz o günkü pratiği bugün açısından yeterli bulmayız o ayrı ama, Osmanlı, teorisi Şeriata dayalı olarak zamanının şartları ve eldeki imkânlara nazaran gayet ileri bir pratiği ortaya sererken, anlatılanlar, bu pratiğe hayat veren İslâm anlayışının kadın hakları konusundaki hassasiyetini göstermesi ve meseleye ön yargıyla yaklaşan hödükleri enselemek açısından yeterli…

Mehmed Mazlum Çelik – 8 Ekim 2024 / Independent Türkçe

Son zamanlarda meydana gelen hadiseler artık vicdanlara sığmaz bir hâl aldı.

Mütemadiyen bu haberlerle karşılaştığımızda, bilhassa sosyal medyadan çoğu kişi haklı olarak adalet mekanizmamızdaki aksaklıkları eleştiriyor.

Bu konu beraberinde Osmanlı hukukunda uygulanan kısas örneğinden hareketle yeni bir tartışma daha doğuruyor.

Kimileri canileri cezalandırmak için bu uygulamaları överken kimisi de “Osmanlı hukukunda kadının esamisinin dahi okunmadığını ancak cumhuriyetle kadının haklarının güvence altına alındığını” söylüyor.

Esasen toplumumuz böylesi tartışmalarda dahi keskin bir ifrat-tefrit arasında birbirine hücum ediyor.

Bu dosyamızda Osmanlı adalet mekanizmasında kadına yönelik bazı şiddet ve cinayet belgelerini ele alarak vaziyeti anlamaya çalışacağız.

Peşinen söylemek gerekirse; iki taraf da karnından konuşuyor ve söylediklerinin gerçeklikle bir ilgisi bulunmuyor.

Evvela Osmanlı adalet sisteminde bugünden beter, saç-baş yolduracak açıklar bulunuyordu. Suçlular bundan ziyadesi ile yararlanıyordu.

Öte taraftan “Osmanlı kadını cinayete kurban gitse ya da şiddete maruz kalsa onu koruyacak bir mekanizma yoktu” diyenler de fena halde yanılıyor.

Aşağıda ele alacağımız vakalarda da görüleceği üzere, Osmanlı kadını bazen öyle korunuyordu ki günümüzde bu hakların kadına verilmesi hayal bile edilmez.

Bazen tek bir kadın cinayet vakasında 15 kişinin tereddütsüz şekilde idama mahkûm edilebildiğini görebiliyoruz.

Kadının mirası için işlenen bir cinayet

1860 yılında Harput’ta Firdevs Hanım isimli bir kadın, 11 bıçak darbesiyle katledilmiş bir şekilde bulunur.

Kısa sürede olayın bir kiralık katil marifetiyle üvey kardeşleri tarafından işlendiği ortaya çıkartılır.

Bu cinayette katillerin amacı, kadının mirasına konmaktır.

Üvey kardeşler kendilerini savunurken maktulün iffetine dil uzatırlar:

Bize baş eğmediğinden ma’ada bazı uygunsuz harekette bulun mağla mezburenin ol veçhile hareketleri namusumuza dokunduğundan katl ettir meyi üçümüz beynimizde müşavere ve ittifak ve ittihad.

(CB-OA -Dosya 456, Gömlek 20434)

Yapılan tahkikatta bu iddiaya dair bir delil bulunamamıştı.

Osmanlı kanunlarına göre katil, üvey kardeşler ve üvey babası idama mahkûm edilecektir.

Bu Osmanlı kanunun şeditliğini gösterecektir; ama aynı kanunun açığı da bulunur.

Katiller, iffet konusunu açarak mahkemeyi zan altında bırakır, her ne kadar bu iddialar dedikodu boyutunda da olsa mahkeme idam cezalarını “kürek cezasına” çevirmek zorunda kalır.

Elbette her dedikodu dikkate alınmaz; ama mahkeme üyelerinden birisi bu dedikoduyu kendisinin de duyduğunu söyleyince, mahkeme heyeti cezayı uygulamaktan kaçınır.

Kocası tarafından öldürülen bir kadın

Bir başka vakada katil bu kez kadının kocasıdır.

Çorum’da gerçekleşen hadisede mahkeme kısas kararı verir ve idam için son kararı kızın ailesine bırakır.

Buradan bakıldığında yine yürekleri ferahlatan bir karar gibi durur; ama kızın ailesi “kan parası” almayı kabul ederek caninin hapse bile girmesine izin vermeden sokaklarda gezmesine müsaade eder:

İbrahim benim hıntamı ahara bey istihlak ediyorsun, diyerek gazaplanmış ve Emine’yi Bağocağı adlı mahalde iterek oluk üzerine düşürmüş ve tekme ile bi gayr-ı hakk darb etmiş, kaçan Emine evine girmiş ve İbrahim arkasından gelerek büyük demir maşa ile kafasına ve arkasına darb etmiş, balta ile katl edeceği sırada komşuları yetişerek onu kurtarmış. Fakat bu yara bereden dolayı Emine 15 gün sonra ölmüştür. Taraflar arasında 500 kuruş üzerine kan bedeli olarak anlaşma sağlanmıştır.

(Abdullah Gündoğdu, Çorum’un 2 Numaralı Şer’iyye Sicili Transkripsiyon ve Değerlendirmesi 1268-1280/1852-1863, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1989, s.32)

Zorla evlendirilen kızın katledilmesi

Ohri’de Şeker Hatun isminde genç bir kız, ağabeyi tarafından zorla biriyle nişanlandırılır.

Kız başkasıyla kaçar ve evlenir.

Kızın ağabeyi, evli kardeşini dağa çıkartarak katleder.

Mahkeme derhal idam kararı verir; ama kısasa göre aile bireyleri idamdan vazgeçebildiği için, Bekir ismindeki cani idamdan kurtulur.

Diğer vakalardan farklı olarak mahkeme, caniyi salmaz ve katili 15 yıl kürek cezasına çarptırır. (CB-OA -Dosya 456, Gömlek 20434)

Bir kişi 15 yıl kürek cezası aldı mı, kolay kolay iflah olmazdı.

Yani mahkeme katil ağabeyin cezasını dolaylı olarak da olsa vermiş bulunuyordu.

Ne yazık ki bugünkü sistemde bir kişi 15 yıl ceza aldığında kısa sürede aramızda olması sizi yanıltmasın, Osmanlı’da 15 yıl kürek cezası alan bir kişi o hapisten ya yarım insan olarak çıkardı yahut da çıkamazdı.

Kocalar eşini canı istediğinde dövemezdi

Yanlış bir algı da Osmanlı’da kadının şiddete uğradığında haklara sahip olmaması şayiasıdır.

Bilakis, evli bir kadın kocasından mütemadiyen şiddete uğramışsa hem boşanabilirdi hem de kocasından hatırı sayılır bir tazminat ve nafaka alabilirdi.

Hatta kadın öyle haklara sahipti ki bilhassa İstanbul’da boşanmış ya da dul kalmış bir kadınla evlenmek daha makbuldü; çünkü boşanmış/dul kalmış kadın son derece hali vakti yerinde olurdu.

Anadolu’da ise mahkeme kadıları kadınları korumak için çeşitli tedbirler alırdı.

Örneğin şahitler huzurunda kocaya şiddet uygulamayacağına yemin ettirilirdi.

Bu yemine uymayan kocalar evliliğini, malını kaybetmenin yanı sıra kadının şikayetine göre hapse dahi girebilirdi.

Zamanla bu uygulama genişletildi, kadınlar evlenirken kadı huzurunda kocalarının üzerlerine evlenmeyeceklerine, onlara mutlaka ev alacaklarına dair birçok maddeyi ekleyerek haklarını genişletti.

Ahmet Mithat Efendi’nin metinlerinde görebildiğimiz üzere, İstanbul’da bir çete güzel yüzlü erkekleri kullanarak boşanmış kadınların mallarını ele geçirmek için çevirdiği numaralar asayiş sorunu oluşturacak kadar büyümüştür.

Şer’iyye sicillerinde yukarıda bahsettiğimiz gibi binlerce hadise söz konusudur.

Bu dosyadaki temel önermemiz ise şudur:

Osmanlı’da ne sanıldığı gibi kadın cinayetinde anında kısas uygulanıp adalet yerini bulabilmekte ne de bazılarının iddia ettiği gibi kadın hiçbir hakka sahip olmayan bir varlıktır.

Ne yazık ki kısası delebilecek yüzlerce açık o dönemin toplumu içinde kullanılmıştı.

Öte taraftan kadın hakkını aramaya kalktığında bugün hiçbir ceza kanunun sağlayamadığı haklara sahipti.

Velhasıl Osmanlı’da kadın cinayetleri ve şiddet meselesini nasıl değerlendireceğiniz bakış açınıza göre şekilleniyor.

Yapılacak ilk ve en büyük hata dönemi kendi koşulları ve imkanları yerine bugünün şartları içerisinde ele alıp değerlendirmek olacaktır.

*

Yıldıray Oğur – 2 Ekim 2024 / Serbestiyet

(…)

19. yüzyılın sonlarında Beyrut’ta sevdiğine verilmeyen kızlar, İstanbul’daki padişahtan yardım istiyorlardı.

Tarihçi Engin Deniz Akarlı’nın arşivlerden çıkardığı bu gerçek olayın kahramanı Necla, 1869 yılında Cebel-i Lübnan’da doğmuştu.

Bölgenin en güçlü iki Dürzî ailesinden biri olan Arslanların kızıydı. Babası Dürzî reislerinden Emir Ahmed’in tek oğlu olan Halil Arslan’dı. Siyasetle pek ilgili olmayan, ticari işleriyle ilgilenen baba Arslan’ın yerine o yıllarda ailenin reisliğini, babasının amcaoğlu olan Mustafa Arslan yürütüyordu.

Köy filmlerinin değişmez melodram sebebi beşik kertmesi bir Dürzî âdetiydi de. Aileler, Necla ile ailenin reisi Mustafa Arslan’ın oğlunu büyüyünce evlendirmek üzere anlaşmışlardı.

Ama Necla, Lazaristlerin kurduğu okulda okurken hiç yapmaması gereken bir şey yapmış ve aşık olmuştu.

Hem de Beyrut’ta okulunun yakınlarındaki bir Fransız Cizvit okulunda okuyan yine Arslan ailesinden Emin Mecid adlı bir oğlana.

Yıllar geçmiş ama aralarındaki aşk bitmemişti. Emin 25, Necla 24 yaşındaydı. 1893 yılında iki genç evlenmeye karar verdiler. Bu açıkça töreye meydan okumak, aileler arasındaki anlaşmayı yok saymaktı.

Necla, Emin’i görmemesi için bir eve kapatıldı.

Cebel-i Lübnan’da derdine derman olacak kimse kalmayan âşık Emin, son çare olarak Bâb-ı Âli’ye, sadrazama şikâyet mektubu yazdı. Ama bir çözüm bulamadı.

Bu kez Necla, kapatıldığı evden İstanbul’a hem de doğrudan padişah İkinci Abdülhamid’e bir şikâyet dilekçesi göndermeyi başardı.

Genç kız, 25 Nisan 1894’de gönderdiği telgrafta padişaha şöyle sesleniyordu:

“Yirmi beş yaşındayım ve aklı başında bir yetişkinim. Buna rağmen “istemediğim bir adamla nikâh akdimin icrasına ailem tarafından bir müddetten beri ısrar olunmakta. Bu yüzden hayatımı karartan eza ve cefalara uğratılıyorum. Bu baskılardan kurtarılmam için merhametli padişahımdan başka sığınağım, tutunacak dalım kalmadı… “İşbu muamele-i gaddarânenin tahkikiyle, şer’-i şerif ve kanun-ı münif dairesinde muamele görmekliğim zımnında Beyrut Vilayeti’ne irade-i seniyye” gönderilmesini istirham ederim.”

İstanbul bu kez meselenin halli için Beyrut Valisi Halil Halid Paşa’yı görevlendirdi.

Uzun ve acıklı olaylar oldu. Nihayet hastalanan Necla’nın “Şuurunda eser-i halel (bozukluk)” tespit edildi.

Baba Halil, Kızını İstanbul’a götürüp tedavi ettirmek istedi. Bâb-ı Âli’ye soruldu. Hemen cevap geldi: “Gönderin kızı.”

Necla, İstanbul’a gitti. Tedavisiyle bizzat Padişah 2. Abdülhamid ilgilendi. Tüm masrafları karşıladı. Sadrazam Ahmed Cevdet Paşa, tedavi süreciyle bizzat ilgilendi. Necla’nın durumu iyice ağırlaştı, hastaneler bile onu kabul etmek istemedi. Ancak üç yıl sonra uzun ve çetin tedaviler sonucunda iyileşebildi.

Bu uzun aşk hikayesinin sonu mutlu bitti, Necla ile Emin muradına erdi.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin