HEDEF – VASITA İLİŞKİLERİ


Salih MİRZABEYOĞLU

Mücadelede esas, gerçekleştirilmek istenen hedefe uygun araçların temini olduğu hâlde, sahip olunan insan, âlet, teşkilât vesair vasıtaların vasıf ve niteliklerinin hedef tayininde belirleyici rol oynaması gözden uzak tutulmamalıdır. Bu husus, belli bir yere girebilmenin imtihan hazırlığı gibi, kendi teşkilâtımıza geçme öncesinde, tek saniyeyi bile boş geçirmemenin ve “her türlü silâhla mücadele” anlayışına uygun olarak, şahsımızda, beliren ihtiyaçlara göre kullanılabilecek duruma gelmenin zorunluluğunu da belirtir.

Toprağa atılacağı ve boy vereceği mevsimi gözleyen “tohum” hasretiyle kendi teşkilâtımıza geçmeyi beklerken, -ki çok yakında gerçekleşecektir-, hâdiselerin içyüz muhasebesini kendi dünya görüşümüz açısından (ruhçu bir yaklaşımla) yapabilecek ve günlük politikanın geçici tezahürleriyle, toplumun “sürekli hareketine” uygun hâdiseleri birbirinden ayırabilecek “forma girmek”… Bu görev, teşkilât hasreti duyanların, teşkilâta geçiş süresi içinde yerine getirecekleri ve çevrelerine kabul ettirecekleri en önemli borçtur. Unutulmamalıdır ki, “sistem” ve “sistemli hareket” şuuru, aynı zamanda sistemli hareketin silâhıdır da… Yine unutulmamalıdır ki, siyasî çizginin tayinine ve uygun mücadele biçiminin belirlenmesine ait hiçbir fikri olmayanların (MSP) acıklı hâli bütün açıklığıyla ortadadır.

Liderinin ve “hangi lider yanında kuvvetli adam ister” diyerek kalitesini belirttiği adamlarının parti gazetelerinde yaptıkları yorumlar, siyaset sanatını yürütebilecek ideolojik şuur ve siyasî temel bilgilerden mahrum kadronun, hadiseleri ve hedef-araç ilişkilerini değerlendirmede ne komik hâle düşebileceğinin müşahhas örneğidirler. Bilgi, yürek ve bilek… Kimse kendisinde mevcut olmayan cevheri kitleye aksettiremez.

Siyasetini, mücadelenin her safhasında “esas hasmı tesbit” ve ona karşı olanları kendi safına çekme anlayışıyla yürüteceğine ve tecrit edilmekten kaçınacağına; aynı olanları bile birbirine karşı getirecek bir politika ve uygun ittifaklarla maddî-manevî gücünü geliştirmeye bakacağına, bunun tam tersi bir tavır ve hiç birine gücü yetmezken yalancı pehlivan edasıyla hasımlarını kendi karşısında birleşmeye davet etmek, ancak hedef-vasıta ilişkilerinden habersiz bu kafaya yaraşır.

“Sen ancak tek başına kazanabilecek ve iktidar olmayı umacak şartlar altında bu stratejiyi kullanabilirsin. Bunu yapamayınca ana düşmanı ortadan kaldırmak ve davayı ondan sonra mücadelesi mümkün bir zemine çıkarmak gibi bir hikmeti nasıl ikrâr edebilirsin?” diye soruyor Büyük Doğu Mimarı.

Olmayan dünya görüşleri ve olmayan mücadele anlayışlarıyla, (erken veya zamanında) önümüzdeki seçimde utanmadan iktidara gelmekten bahseden, üstelik hakkın yolunu keserken hakkı temsil iddiasıyla zıt olandan daha çok mânâmıza zararlı olanlar; bilgisiz, kuvvetsiz ve iradesiz ellerde teşkilâtın ne hâle düşeceğini göstermişlerdir.

Burada bir hususun önemle üzerinde durmak istiyoruz: Yetişmekten ve şuurlanmaktan bahsederken, yetişme ve öğrenmenin mahiyetini kendi uyuzluklarının mazereti olarak kullananlara prim vermiyoruz. Bizim hareketimizi senelerce Büyük Doğu adına bunlar engellemişlerdir. Daha açık olarak söylersek; yetişme ve şuurlanmaktan bahsetmek, cesur ve kararlı tavır alamayan ve eyleme giremeyenlerin kalkanı değildir… Tam tersi; gerektiği yerde şuurla icabını yapabilmek içindir. Aynı şekilde; pişkin kellesinin asılı olduğu köşede, güya İslâmî niyetle, gerçekte belli bir partiye yontmak için, hergün politika üzerine yazan, aklına estikçe de İslâmcı gençlerin (yalnız İslâm, diyen gençlerin) politikayla ilgilenmelerine (sanki politika ihtiyarlara ve onun gibi yetişmiş (!) ağabeylere (!) aitmiş gibi) karşı çıkan; gazetesindeki ayyaş sütûn GÖLGE’yi savcılığa ihbar ederken, kendisi de “düşmanının silâhıyla silâhlan” ölçüsünü kullandığımız için bizi “İslâm dışı” bulan cahil kafanın şuurlanma ve yetişme anlayışıyla bir ilgimiz yoktur.

“Büyük Doğu” aksiyonunun ruhlara ektiği heyecan tohumlarını şahsımızda ve çevremizde geliştirmeye çalışırken, bunları toplamaya çıkmış kargalara müsaade etmeyeceğimiz bilinmelidir.

Hedefimiz bellidir: Her türlü silâhla mücadele anlayışına uygun olarak maddî ve fikrî gücümüzle en uzak menzile (hedefe) ulaşabilecek silâh olabilmek…
(Eylül 1980)

Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl (Kavganın İçinden), İbda Yay., 3. Baskı, sh: 193-194-195

One thought on “HEDEF – VASITA İLİŞKİLERİ

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin