SAVAŞA HAZIRLIK ETRAFINDA
Ahmet ÖLÇÜLÜ
-Duydun mu abey?
-Neyi duydum mu Hasan?
-Savaş çıkacakmış diye İsveç gâvuru vatandaşlarına savaşa hazırlık kitabı dağıtıyormuş.
-He duydum, ne olacak?
-Biz savaşa hazırlanmayacak mıyız, bizim hükümet kitap dağıtmayacak mı?
-Hazırlan işte, okuduğun haberde savaşa hazırlık olarak gıda maddesi stoklamak gerektiğini de yazdığını görmüşsündür.
-Gördüm de, biz daha millet olarak karnımızı doyuramazken, neyi nasıl stoklayacağız?
-Mesele de burada ya… Şimdi, hükümet o kitapçığın benzerinden dağıtsa, millet de eline alsa, baksa… Şunu şunu stoklayın dediklerini stoklayamayacağından, başlayacak hükümetin yedi ceddine rahmet okumaya…
-He valla…
-Adamlar durduk yere niye kendilerine şey ettirsinler, sevgi dolu sözcüklerin pıtırcığı haline getirsinler değil mi?
-Bizde hazırlık da kitap da yok yani.
-Hatırlıyor musun, okullar açılırken, çocukların beslenmesine konması gereken yiyeceklerin listesini açıklamıştı hükümet. Millet, “nerede bu listeyi yapacak para?” diye yetkililerin yine kulaklarını çınlatmıştı.
-Hatırlamaz mıyım, argo kültürümüz bayağı gelişiyor sayelerinde.
-Savaşa hazırlanmalıyız, evet… Devleti yönetenler de buna öncülük etmeli. Zaten esas görevleri bu değil mi? Ama milleti zayıf düşürürsen, bu mümkün olmaz. Kendi keseni, evlatlarını, torunlarını, yakınlarını, beşli çeteleri milletten çok düşünürsen ne olur? Millet niye zayıf düşer? Bundan dolayı düşer. Kendilerinden çok, hadi çoku geçtim kendileri kadar, hadi onu da geçtim, kendilerinin yarısı kadar milleti düşünüyor olsalar, millet zayıf düşmezdi ki! Yani bir savaşa hazırlık, savaş patlamadan önce başlar. Milleti güçlü kılarak hazırlanmaya başlarsın. Maddî ve manevî… Maneviyatımızı çökerttiler, maddiyatımızı yok ettiler. Kendi maddiyatları hariç. Millet çökmüş, İHA-SİHA ile avunmamızı istiyorlar. Bu tür şeyler, yani kendi zamanının teknolojilerine dair üretim vs. Osmanlı’nın çöküş döneminde de yapılmıyor değildi ki? İşte, İlber Ortaylı’nın Tanzimat’a dair yazısı, Türk milleti yok olmadıysa, Tanzimat’ta yapılan top vs üretimi sayesindedir diyor. O zaman da İHA yerine o toplar vardı. Şimdi biz yok olmadığımızla mı övüneceğiz yoksa dünya çapında oyuncu olmak hakkımızı bu beceriksiz, liyakatsiz yöneticiler eliyle heba ettiğimize üzülüp, bunun muhasebesini mi yapmamız gerekecek?
-Elbette ikincisi de İHA-SİHA da mı yapmayalım?
-Yapalım tabi. Ama bir bünye dengeli büyürse sağlıklı olur. Bir kısmı aç, diğer kısmı har vurup harman savururken, bu tablo içinde İHA-SİHA ile ancak yüz yıl önce olduğu gibi sadece yok olmaktan kurtulabiliriz, o da belki. Yarım oluşlar, tam oluşları engeller. Bir de işin şu tarafına dikkat et. Hani Fatih İstanbul’u fethetsin diye top döktürdüğü bir Urban Usta vardır.
-Evet.
-Şimdi adam Hıristiyan ama para karşılığı Müslümana çalışıyor; Müslüman Hıristiyanları yensin diye.
-Evet.
-Biz bu yaptığımız İHA-SİHA ve diğer silâhları, ABD’nin istemediği birine satabiliyor muyuz? Yoksa sadece ABD’nin satmamıza ses çıkarmadıklarına mı satabiliyoruz?
-Yani ABD’nin Urban’ı da biz mi oluyoruz bu durumda?
-Mesela Hizbullah’a bu SİHA’lardan versek de Hizbullah İsrail’i vurmak için kullansa, bizim de hayrımız dokunsun, ahretimize faydası olsa?
-Süper olur!
-İran’a, Rusya’ya, Yemen’e versek bu SİHA’lardan?
-Ama ABD izin vermez…
-Yani mesele teknolojik olarak bunu yapmaktan ibaret değil. Evet, mühendislerimiz akıllı çocuklar, zeki çocuklar bunları yapıyorlar da, siyasetçilerimiz bunları ABD’nin istediği dışında ülkelere satamıyorsa…










