TANZİMAT ARTIĞI AKP
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Vakaları biliyor olmak, yaşamış olmak, vakaların kıymet hükümlerini takdir edebilmek demek değildir. İnsan bazı şeyleri yaşar ama yaşadığı şeylere mânâ veremeyebilir. İnsan bazılarının yaşadığı şeyleri sonradan duyup, okuyup öğrenebilir ama bu öğrenme ve bilme, onlar hakkındaki kıymet hükümlerini verebileceği mânâsına gelmez. Nitekim Abdülhak Hamit, Üstad Necip Fazıl’a, “Tanzimat’ı ben yaşadım ama mânâsını senden öğreniyorum!” demiştir.
Hadiselerin mânâları, keyfiyetleri bilinmeden, sırf madde plânındaki bazı inkişaf görüntüleri aldatıcı olur… Tanzimat, kısaca ifade edecek olursak, cemiyetin içinde yaşadığı problemleri, dışın dış yüzünden bir Batı’ya benzeme gayretiyle, Batı gibi yaparak çözebileceğini zannetme hamlesi olarak, yangını benzin içerek söndürmeye çalışmak gibi bir mânâ ihtiva eder. Dikkat edilsin, bu hüküm, “şunu yapmadılar, bunu yapmadılar” şeklinde, işin madde cephesine değil, mânâ cephesine ait ait bir keyfiyete işaret eder. Madde plânında isterse dağları devirmiş olsunlar, ruh ve fikir plânında cücelikten öteye gidilememiştir.
HİÇ Mİ İYİ YÖNÜ YOK!
İlber Ortaylı, Tanzimat’ın 185. yılı münasebetiyle bir yazı kaleme alarak, Tanzimat’ın iyi (!) yönlerini gözler önüne sermiş, şunu yaptılar, bunu yaptılar diyerek madde plânında yapılan bazı şeyleri sıralamış… Bu veçheden bakıldığında Tanzimat’ın devam etmekte olduğunu -olumlayarak- ifade etmiş.
Elhak, biz de İlber Ortaylı’nın bakış açısıyla, değerlendirme kriterleri, kıymet hükümleri ile baktığımızda, Tanzimat’ın devam ettiğini söyleriz; hatta daha önceleri bunu ifade etmiştik zaten, ama olumsuzlayarak… Hatta daha da ileri giderek bir alegori de yapalım: Tanzimat’ın ilân edildiği 3 Kasım aynı zamanda AKP’nin iktidara ilk geldiği 2022’deki seçimin günüdür de…
İlber Ortaylı’nın Tanzimat müdafaasında isim vermeden hedef aldığı görüşün telif hakkı esas olarak Büyük Doğu’ya, Üstad Necip Fazıl’a aittir.
Üstad hadiseleri fikir ve ruh plânında değerlendirirken madde ve kemmiyet plânını ruh ve fikre tâbi bir yön olarak ele alır. Tanzimatçı kafa ise, hadiseleri tamamen madde ve kemmiyet plânında değerlendirir. AKP ile Tanzimat arasında bağ kurmamızın sebebi de burada. Biz Tanzimat’ı fikir ve ruh plânındaki eksikliğine izafetle eleştirirken, aynı eleştiriyi AKP’ye yönelttiğimizde, karşımıza: “İyi de hiç mi doğru-iyi tarafı yok!” denilerek çıkılıyor ya, işte İlber Ortaylı da Tanzimat’ın iyi ve doğru taraflarını ortaya koymuş. Ve bütün ortaya koydukları da ruh ve fikir değil de madde ve kemmiyet plânıyla ilgili şeyler. Yani bugünün İHA-SİHA yapılıyor, şahlanıyoruz edebiyatının yerine Ortaylı’nın Tanzimat’ta top yapıldı vs savunmasını koyun, tamamdır. Kısacası, biz bunca zaman Tanzimat paşalarına boş yere atıp tutmuşuz, Üstad zaten bu işleri bilmezmiş…
Ama AKP Tanzimat’a karşı…
AKP Tanzimat’a lafta karşı. İçinden geldiği yapıda Üstad’ın Tanzimat’a karşı ifade ettiği sözlere açıkça karşı çıkamadıklarından, karşıymış gibi görünüyorlar ama esasında tam da Ortaylı’nın dediği gibi Tanzimat devam ediyor, AKP devam ettiriyor. Zira Tanzimatçılık, davaların kabuğunda kalıp, meselelere madde terakkisinde çözüm aramaktır ki AKP’nin yaptığı tam da budur. Biz AKP’yi eleştirdiğimizde, “İyi de hiç mi doğru şey yapmıyorlar!” diyerek İHA-SİHA edebiyatıyla savunmaya geçmeleriyle Ortaylı’nın Tanzimat savunması birebir aynı.
Ortaylı’nın mezkûr yazısından ilgili bölümü vermeden önce, Sayın Bakan’ın “laiklik” çıkışı da tam da Tanzimatçılık cümlesinden ele alınacak bir mesele. Sayın Bakan’ın kendine göre bir laiklik anlayışı varmış ve dolayısıyla bize de o anlayışla muamele etmekteymiş. Diğer laikler buna kızıyor, bize de onlara karşı Sayın Bakan’ın laiklik anlayışını benimsemek mi kalıyor? Eleştirince, “bu laikliğin hiç mi iyi tarafı yok!” diyerek bizi doğuştan AKP muhalifi ilân edecekler çıkmasın sakın?
Büyük Doğu anlayışına göre, Tanzimat, Batıcılık olmaktan önce taklitçilik ve şahsiyetsizliktir. Batıcılık, bu taklitçilik ve şahsiyetsizliğin neticesi olarak, gününün baskın ideolojisi olarak yönelinen istikameti işaret eder. Bu günün taklitçilik ve şahsiyetsizliğinin tezahürü, Batı taklitçiliği şeklinde değil de Büyük Doğu taklitçiliği şeklinde tezahür ediyor oluşu, sözde Büyük Doğuculuk maskesi takmış olması, meselenin aslının şahsiyetsizlik ve taklitçilik olduğu ve dolayısıyla Tanzimat ve Tanzimatçılığın yaşatıldığı gerçeğini değiştirmez.
185. yılında tanzimat
İlber ORTAYLI
1839 yılının 3 Kasım’ında okunan fermandan bu yana 185 yıl geçti. Tanzimat Dönemi’nin asıl önemli gelişmesi merkezi devlet teşkilatında yenilenme, taşralarda mahalli halkın kısmen idareye iştirak edilmeye başlaması gibi bir sürecin devam ettirilmesidir. Mühendislik ve tıp eğitimi başlamıştı, bu bir yeniliktir ama asıl önemlisi Türkiye idaresi eğitim alanında büyük bir teşkilatlanma ve ilerlemeye şahit oldu.
YAKIN tarihimizde Tanzimat devrinin muhtelif yorumları vardır. Bunlardan birincisi (ki süreklilik kazanan görüştür); Tanzimat devrinin Türk cemiyet ve toplum yapısını çağdaşlaştırma hamlesi olduğu ve Türkiye’nin devlet olarak mevcudiyeti ve Türk halkının zamana uyumunun bu şekilde sağlandığının belirtilmesidir. Esas görüş budur. Ne var ki derinlemesine ve esas olarak çapraz bir bakışla yapılmış ikinci bir görüş daha çok nutuk olarak caziptir ve Tanzimat’ı komple ve teslim olarak ele alır.
Tanzimat dönemi sanayileşmeyle ilgilenmiştir. Bu konuda 1930’lardan sonraki görüş Türkiye’de sanayinin tamamıyla ihmal edildiği, yabancı malların piyasayı istila ettiğidir. Görüş kısmen doğrudur, kısmen yanlıştır. İmparatorlukta iflas olduğu gibi birçok yerde dokumacılıkta bazı manifaktürün geliştirilmesinde hamleler yapılan bir devirdir. Donanmanın ıslahı için büyük adımlar atılamadı ama öbür yandan da tersanelerde ve Tophane’de askerî sanayinin devamı ve bazı yenilenmelere girildiği görüldü.19. yüzyılın dünyası vahşi bir dünyaydı. Bugün de ne kadar uygarlaştığını bilemiyoruz. Böyle bir dünyada toplumun yaşayabilmesi için askerî sanayide, topta ve diğer bilimlerde atılım yapılması gerekiyordu. Bunlar hatalar ve eksikler olsa da başarıldı.
Türkiye 20. yüzyıla varlığını koruyabilen bir memleket olarak girebildi. Birinci Dünya Savaşı’nda genç komutanların ve ordunun nizamının düzgünlüğü dolayısıyla büyük devletlere karşı direnebildi. Önemlidir çünkü Rusya’ya karşı siyasi hatalar, zaman ve tarafın iyi seçilememesi dolayısıyla başlangıçta zayıf bir cephede savaşa girildi. Hem Rusya hem de Britanya İmparatorluğu ile savaşa girilmek zorunda kaldı. Doğrusu Rusya karşısında kesin bir mağlubiyete uğramadık. Britanya İmparatorluğu da dört yıl meşgul ettik ki bu görülmüş bir şey değildi. Mondros ve Sevr’deki kinin sebebi de budur.
REFORM DEVRİ
Tanzimat Dönemi’nin asıl önemli gelişmesi merkezi devlet teşkilatında yenilenme, taşralarda mahalli halkın kısmen idareye iştirak edilmeye başlaması gibi bir sürecin devam ettirilmesidir. Mühendislik ve tıp eğitimi başlamıştı, bu bir yeniliktir ama asıl önemlisi Türkiye idaresi eğitim alanında büyük bir teşkilatlanma ve ilerlemeye şahit oldu. Yabancı eğitim kurumlarıyla, misyoner mektepleriyle rekabete girebildi. Bizatihi Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultani) kurulması bile üçüncü dünyanın azgelişmiş ülkelerin eğitim tarihinde görülmeyecek bir atılımdır ve ancak Rusya’daki eğitim reformuyla mukayese edilebilir. Türkler ve Türk eğitici kadroları bugünkülerden çok daha idealist ve başarılıydı. Rusya İmparatorluğu’nda, Kuzey Afrika’da, elimizden çıkan Balkan ülkelerinde henüz bizde kalan bölümlerde halkımızı ayakta tutan ve çağdaş dünyaya ne de olsa bağlantı kurabilen bir eğitim sistemi vardı. Bu hız Cumhuriyetin ilk 30 yılında büyük başarıyla devam etti. Ondan sonra dejenere olmaya başladı. Yarım asırdır Türk eğitimi Tanzimat’ın ve ilk Cumhuriyet döneminin çok gerisinde bir tempoda vahim hata ve saplantılar içindedir.
Bununla birlikte Tanzimat Dönemi’nin ziraatta başladığı atılımlar son 40 yıla kadar gayet verimli bir patlama gösterdi. Fakat 40 yılda ziraat ve hayvancılıkta da vahim bir gerileme içine girildi. Bunlar dolayısıyladır ki Tanzimat Dönemi maalesef geçmişte kutlanacak bir başarı olması ötesinde bugün neredeyse örnek alacağımız bir dönem hâline dönüşmüştür.
Tarihyazıcılığımızda Tanzimat Dönemi reformların küçümseme hatta onun büyük adamlarını basit Üçüncü Dünya diktatörü, kiralık adamlar gibi göstermek devri bugün geçmektedir. Görüş demode olmuştur. İnsanlar mazide daha bilinçli ve adil hüküm verici olarak bakmaya başladılar. 1930’ların Tanzimat Döneminin tarihini yazanlarının aksine yurtiçi ve yurtdışı arşivlerde, kütüphaneler birinci el kaynaklara, orijinal gözlemlere dayanan tarihyazıcılık dönemine girilmiştir. Tanzimat Dönemi’nin Batı musikisine geçiş konusundaki çabaları Cumhuriyet’te değerlendirildi.
(…)
Kısacası Tanzimat devam ediyor.










