HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 11
Levent AKINCI (*)
Makale boyunca bahsettiğimiz ve belki sıkıcı şekilde vurguladığımız üzere, umumî kaideler iktizasınca; insan bilhassa ömrünün kritik yıllarında bir diğer insandan şefkat ve talim-terbiye görmeden, diğer insanların refakati olmadan kolay kolay normal insan olamıyor, dil edinimi gerçekleşemiyor, ve buna bağlı olarak da zekâ, tabiri caizse kuvveden fiile, potansiyelden kinetiğe çıkamıyor; öyle çocuklar sonradan ele alınıp senelerce özel eğitimlere de tabi tutulsa normal olmuyor, dili akranları gibi öğrenemiyor, ve hep bir yabanîlik ve zihinsel yetersizlik görülüyor. Bu, Psikiyatri ve Psikoloji’nin adeta bir kanunudur. Ve tarihin verdiği nice emsâl vakıa ve ân itibarıyla da çağdaşı olarak gördüğümüz vakıalar da bunu onaylıyor. Bu hipotez, gelişim psikolojisinin gitgide en güçlü teorisi halini almaktadır. Evet, ilk 6 yıl, izole veya doğada kalaraktan kaçırıldığı zaman, sonradan değil 6 yıl, 26 yıl da eğitim öğretim verilse, en donanımlı özel eğitime de tabi tutulsa yine de normal insana dönüşmüyor yabanî çocuklar. O yaş aralığı, hamilelik de dahil, “kaçırılmaması gereken kritik bir dönem”.
Bırakın krtik dönemi kaçırmayı, normal yetişkin insanların bile uzun süreli bir tecritte nasıl tabiri caizse başlangıçta var olan aklını kaçırdığını veya dili unuttuğunu biliyoruz. (12)
Malûmdur ki vahşî çocuk konulu insan deneyleri yapılamaz. Hem etik, hem teknik olarak mümkün değildir. Yani bebek ve çocukları böylesi bir yaşam deneyine sokmak, yani tecrit etmek veya tabiata salmak ne hukuken ne ahlâken asla kabul edilemez. Yapılmış bazı zalimce deneyler yok değil, fakat biz bunlara kesinlikle karşıyız. (13) Ama pekâlâ hasbelkader yaşanmış hadiseler mercek altına alınabilir. Nitekim yakın asırlarda ve günümüzde yaşanmış yabanî çocuk vakalarının sonuçları, analizleri biriktikçe artık bu “kritik dönem” tezi git gide güçlendi. Bütün vakalar bir gerçeği işaret ediyor çünkü.
Kritik dönem üzerinde herkes hemfikir aslında. Sadece, anladığım kadarıyla, bu dönem dil, zekâ ve ruhsal sağlık için “çok önemli” diyenler var, bir de “olmazsa olmaz” diyenler. Anladığım şu ki, bu kısımda tartışmalar var sadece. Kritik dönemin varlığı konusunda tartışma yok.
Demir tavında dövülür, ağaç yaşken eğilir, yedisinde neyse yetmişinde de odur der atalarımız. Kitaplar dolusu yazılacak hakikatleri, sömürgeci Batı aşığı bir kısım lâik zındık ilâhiyat profesörlerinin aşağıladığı Sünnî “Anadolu İrfanı” üç cümlede özetlemiş.
Psikoloji, ki fen ilimlerinden yani pozitif bilimlerden değildir, sosyal bilimlerdendir, kanun-yasa-formül sahibi değildir, umumiyetle teori ve hipotezleri vardır insana dair, en kesin görüşü bile yine bir teoridir, kanun değildir; (aslında haddi zatında pozitif bilimlerdeki yasalar dahi bir şekilde böyledir, ateş bin defa yaktı diye bin birincide de yakacak, su bin defa batırdı diye bin birincide de batıracak diye bir kesinlik yoktur, ve sadece eşyanın sıradışı fevkal-adet halleri değil bizzat adet üzere olan durumu, mevcudiyeti, varlığı ve her an var olmaya devam etmesi fenaya gitmemesi bile mucizdir aslında, her ân kün emri var yani) lâkin psikolojinin varsa bir kaç en güçlü teorisi, işte onlardan birisi de bu kritik dönemdir, gelişim psikolojisi kitaplarında görüldüğü ve bildiğim kadarıyla çoğu psikoloji okullarının ekollerinin de teyit ettiği, ve iş burada daha farklı cihetlerden de bir kez daha izâh edildiği üzere;
İnsan yavrusunda “0-6 yaş arasında” hem lîsânının hem zekâsının hem de kişiliğinin iskeleti-temeli oluşur ve sonraki eklenen her tuğla adeta bu temelin üzerinde devam eden teferruat ve tekamülün veya tegayyürün bir parçasıdır. Ve eğer 0-6 yaş arasında şefkat ve talim görmez de lîsân edinemez, ve yani dil edinimi için şart olan uyaranlara dair kısıtlı bir ortamda yaşar ve dil edinemez ve zekâ geri kalırsa; sonraki tüm ömrü boyunca bir daha asla normalleşemez ve ne anadili tam öğrenebilir ne de yaşından beklenen akıl veya zekâ görülebilir, ve ne de sıhhatli bir ruh hali, sağlıklı bir kişilik sahibi olabilir. Allahualem.
Ancak hususî bazı mucizevî haller müstesna. İster mucize, kerâmet vs, ister istidrac vs olsun her türden metafizik-parapsikolojik vs fevkalâde hadiseleri bu bâba sokabiliriz bu mânâda.
Bir üçüncü şık da ne din, ne de bilim tarafından tasdik ve teyit edilmemiş bir kısım destanlar, efsaneler, mitler ki; belki bazısı hakikatin tahrif olmuş kırıntılarıdır. Bir çok kültürde arslan, kaplan, kurt vs vahşi hayvanlar tarafından büyütülmüş ve sonra bir kahraman olmuş olan çocuk efsaneleri var. Hepsi sıfırdan uydurma değildir belki de. Belki de Hakk Teâlâ’nın muciz bir surette talim terbiye ettirdiği çocuklar da var olmuştur. Mümkündür. Allah en doğrusunu bilir.
Yine konuya dönersek; İbn-i Tufeyl’cilerimizin veya onu istismar edenlerimizin, (bunu tekrar belirtiyorum, çünkü İbn-i Tufeyl’i yanlış veya en azından eksik anlıyor da olabilirim, ama onun adını ve kitabını diline dolayan bir kısım ilahiyatçı ve yazar takımını gayet net anlıyor ve zırvalıklarını reddediyorum) ve türler arası geçişi savunan ve insanın atası tesadüf ile oluşmuş tek hücreliler ve planktonlardır, primatlardır diyen evrimcilerimizin ya, “Allah’ın mucizevî bir işi” demeleri gerekir; ya da “Hayır bilimsel olarak bu mümkün değildir, diğer bir insandan irşad olmayan beşer yavrusu, değil kâmil-bilge insan olmak, normal dil-konuşma ve zekâ sahibi bir insan bile olamaz” demeleri; ya da “Bu bir efsanedir masaldır” demeleri gerekir.
Gerek ilk insan olan Âdem Aleyhisselâm’ın topraktan ve annesiz-babasız olarak halk edilişi ve talim terbiyesi hakkında, veya Îsâ Aleyhisselâm’ın babasız doğması ve beşikte konuşması vs; gerekse farzı muhal hakikaten vuku bulmuş olsa Hay ve benzer türden hikâyelerdeki kimselerin normal âkîl bir “insan” olmasının izâhı, mantıken ancak ve ancak bu üç şıktan biri ile açıklanmak zorunluluğu taşır ve;
-Evrimci ilahiyatçılar mucizelere imân etmezler, batınî türden veya bilimsel izâhla yorumlamaya çalışır ve ilgili âyetleri lafzen değilse de mânen tahrife yeltenirler ve, Hay gibi bir vakıa gerçek olsa şayet, bu, aklı, bilimi aciz kılan bir mucizevî vakıadır diyemezler;
-Bilimsel verileri de işlerine gelmeyince görmezden gelirler, zira bilim bu meselede gördüğümüz gibi aleyhlerinedir;
-Hikâyelerle mesellerle zaten iş görmez bu aydın(!)larımız..
Ama gel gör ki aleyhlerinde olan bu üç şıktan başka bir seçenek de kalmıyor onlar için…
(12) https://youtu.be/_R3iTW87H5U? si=_atlKH2a-LPUFNn- Blanche Monnier. Kapatıldığı bir odada yarı izole durumda 25 yıl hapis hayatı yaşadıktan sonra akıl ve ruh sağlığını yitirmişti.
(13) https://youtu.be/SkFH04uAaEY?si=aWXVTgguSa3407xP Beraber büyütülen yavru şempanze ile insan bebeğinin farklı gelişimleri. Bebekle kardeş gibi ve eşit muamele ile büyütülmek istenen şempanze insanlaşmadı fakat insan bebek şempanze gibi davranmaya başladı ve bu deney derhal yarıda kesildi.
(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi










