TELEGRAM – SIR PERDELERİ ARALANIRKEN
Aşağıdaki haber, zamanında LSD gibi biyolojik tesir edici ilaçlar kullanılarak yürütülen Zihin Kontrol deneylerinden birine dair. Hürriyet’ten İsmail Sarı, Daily Mail’in haberinden derlemiş. Bugün artık Zihin Kontrol operasyonları, teknolojik aletler vasıtasıyla, beyne elektromanyetik dalgalar göndermek suretiyle icra edilmekte. Aşağıdaki haber, zamanında icra edilen bir operasyonun deşifre edilmesi üzerine yapılmış. Günümüzde icra edilen operasyonlar ne zaman deşifre edilecek? Bu operasyonları yapanlar hesap verecek mi? Bu gizli operasyonların kayıtları nerede saklıdır? Askeriyede mi, MİT’te mi? Nihayetinde “devlet” bu belgeleri elinde tutmakta. Devleti kontrol edenler neyin ne olduğunu gayet iyi bilmekteler. Salih Mirzabeyoğlu cinayeti de bunlardan biri, hatta en önemlisi. Zira Mirzabeyoğlu, öyle sıradan bir hedef değil… Mirzabeyoğlu, emperyalizmaya karşı mücadelede, emperyalist Batı sistemine alternatif sistem teklifinde bulunan tek kişiydi ve onu yok etmekle, yerine bir teklif getirilemeyince liberal çapulcu Batı sistemini de kurtaracaklarını zannettiler… Bugün Batı sisteminin iflas ettiğinin artık dillere düştüğü bir ortamda, çok kutuplu dünyada alternatif sistem arayışı gündeme gelirken, Mirzabeyoğlu’nun teklif ettiği alternatif sistemin ne derecede önemli olduğu çok daha iyi anlaşılıyor. Fikirlere kurşun işlemez. Mirzabeyoğlu’nun teklif ettiği fikirler, Çok Kutuplu Dünya Düzeni’nde makes bulacaktır. Katilleri de yıkılan köhnemiş rejimle birlikte o rejimin enkâzı atında tebeşir gibi ezilip, yok olacaklar.
70 yıllık olayın sırrı açığa çıktı! CIA’in gizli zihin kontrol programında neler yapılıyordu? Yeni belgeler kafaları karıştırdı
ABD ve Sovyetler Birliği’nin üstünlük mücadelesi verdiği Soğuk Savaş döneminde, CIA için çalışan biyolojik savaş bilimcisi Dr. Frank Olson’un 1953 yılında yaşanan gizemli ölümü hâlâ tartışma konusu. Dr. Olson’un ailesi, bilim insanının söylendiği gibi intihar ettiğini değil, öldürüldüğünü iddia ediyor. Ortaya çıkan yeni belgeler ise CIA’in gizli zihin kontrol programının iç yüzünü ve Dr. Olson’un ölümüne dair karanlık sırları açığa çıkarıyor.
CIA’in gizli zihin kontrol programı MKUltra üzerinde çalışan bilim insanı Dr. Frank Olson’un son günleri, 1953 yılındaki ölümünden sonra ilk kez gün yüzüne çıktı.
CIA’in 1953-1964 yılları arasında yürüttüğü MKUltra programı, sorgulamalarda kullanılabilecek, kişileri zayıflatacak, beyin yıkama ve psikolojik işkence yoluyla itiraflara zorlayacak prosedürler ve ilaçlar geliştirmeyi amaçlıyordu.
CIA sözcüsünün DailyMail’e yaptığı açıklamada, “MKUltra programı 1953’ten başlayarak, üretken sonuçların yetersizliği ve istemsiz testlerle ilgili etik kaygılar nedeniyle 1963’te sonlandırıldı. Ancak CIA, programlara ilişkin bilgileri sınıflandırmasını kaldırmak ve bunları CIA.gov’da kamuya açık hale getirmek de dahil olmak üzere, tarihinin bu bölümüyle ilgili şeffaflığa yer verdi” ifadeleri kullanıldı
Dr. Frank Olson ise bu program üzerinde çalışan en yetkin bilim insanlarından biriydi. Ancak Biyolojik savaş bilimcisi olan Dr. Olson, bir gün New York’taki bir otel odasında hayatını kaybetti. Olay intihar olarak değerlendirilse de ortaya çıkan yeni belgeler artık Olson’un öldürüldüğüne dair şüpheler taşıyor.
‘HER ZAMANKİ SOSYAL YAŞAMINA KIYASLA DAHA TEDİRGİN GÖRÜNÜYORDU’
Yeni belgeler, Dr. Olson’un patronu ve Ordu Kimyasal Kolordusu Özel Harekat Birimi’nin eski şefi olan Vincent Ruwet’in gizliliği kaldırılan bir açıklamasını içeriyor. Ruwet’in birinci elden anlatımı, aralık ayında gizliliği kaldırılan projeye ait belgelerin bir parçası ve Dr. Olson’ın Deep Creek Gölü deneyi sırasında ve sonrasındaki ruh halini ayrıntılı olarak anlatıyor. Maryland’deki Deep Creek Gölü, CIA’in zihin kontrolü deneyleri yürüttüğü bir yer olarak biliniyor.
Açıklanan belgede Ruwet, Dr. Olson için şu ifadeleri kullanıyor:
“Çok sosyal biriydi. Şaka yapmayı severdi, aşırıya kaçmazdı. Sosyal olarak çok popülerdi, partilerin aranan insanıydı. Mesleki veya kişisel olarak sorun yaşayan herkese yardım etmek için ilk gelen kişiydi. Deep Creek Gölü’nde deney perşembe günü gerçekleşti ve Dr. Olson ile ertesi sabah kahvaltıda buluştuk. Dr. Olson, yemeğe oturduğumuzda tedirgin görünüyordu, ancak MKUltra deneyinin getirdiği koşullar altında bunun anormal olmadığı çok açıktı.”

UÇAKTA BİRİNİN ONU KAÇIRMAYA ÇALIŞTIĞI HİSSİNE KAPILDI
Dr. Olson, 23 Kasım’da Ruwet ile bir araya gelerek kendisine işten çıkarılması mı yoksa istifa etmesi mi gerektiğini sordu. Ruwet, bu yorumlar karşısında “şaşkına döndü” ve bilim insanının davranışlarının daha da kötüleştiğini belirtti.
24 Kasım 1953 Salı günü, Ruwet, Dr. Olson’u sabah saat 7.30 civarında ofisinde gördü. Dr. Olson çok telaşlıydı ve kendi ifadesiyle “her şey karmakarışıktı.”
Ruwet, Dr. Olson’ı teselli etmeye çalıştı, ancak bir saatlik tartışmaların ardından Dr. Olson’un psikiyatrik yardıma ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.
Bilim insanı bu teklifi zor da olsa kabul etti ve arkadaşı Dr. Robert Lashbrook ile birlikte New York’taki bir psikiyatristle görüşme ayarladı. Dr. Olson ve Ruwet, New York’a giden bir uçağa bindiler, ancak bilim insanı uçuş sırasında çok kaygılıydı ve birinin onu kaçırmaya çalıştığı hissine kapılmıştı.

‘YAVAŞ YAVAŞ GERÇEKLİKTEN KOPMAYA BAŞLIYORDU’
Psikiyatristle görüştüler ama Dr. Olson o kadar şüphelendi ki görüşme yarıda kesildi. Dr. Olson ve Ruwet, akşam saat 20.30’da Broadway’de sahnelenen ‘Ben ve Juliet’ adlı gösteriyi izlemeye gittiler. Ruwet, belgede o akşamla ilgili şu ifadeleri kullanıyor:
“Dr. Olson ilk perdede çok sinirliydi. Ara sırasında ise oldukça telaşlıydı. Oyun sonrası tek başına dolaşmak istedi. Manhattan’ın karanlık sokaklarında kaybolarak parasını ve kimliğini atma eyleminde bulundu. Bunu ise birlikte oldukları süre boyunca kendisine verdiğim talimatlardan kaynaklandığını belirtti. Böyle bir şey olmadığını söylediğimde ise “Evet, doğru. Rüya görmüş olmalıyım” diyerek durumu sorgulamıştı. Tüm bunlar onun içinde bulunduğu psikolojik durumun bir yansımasıydı; yavaş yavaş gerçeklikten kopmaya başlıyordu.”
Dr. Olson’ın ruh hali daha da kötüleşmişti; o kadar endişeliydi ki, polisin peşinde olduğunu düşünerek kendisinin teslim edilmesini bile istedi. Bu durumda Dr. Olson, psikiyatristi tekrar görmek üzere New York’a dönmeye karar verdi. Bugünden sonra da Dr. Olson ve Ruwet görüşmedi.

OTEL ODASINDA ÖLÜ BULUNDU
Daha sonra da New York’taki bir otel odasından ‘düşerek’ hayatını kaybetti. 1994 yılında Dr. Olson’un en büyük oğlu, babasının cesedini mezardan çıkardı. Patolog, Dr. Olson’un yüzünde yaralanmalar olmadığına ve odasında öldürülüp daha sonra pencereden atıldığına dair bir yaralanma bulunduğuna karar verdi.
Dr. Olson’un ailesi, onun işin doğası gereği rahatsız olmaya başladığını, güvenlik riski oluşturduğuna dair işaretler gösterdiğini ve daha sonra güvenilirliğini test etmek için düzenlenen bir iş toplantısında kendisine LSD verilerek dengesinin bozulduğunu düşünüyor.
LSD (Lysergic Acid Diethylamide), güçlü bir psikoaktif madde olup genellikle halüsinojenik etkileriyle biliniyor. 1940’ların sonlarında ve 1950’lerin başlarında, özellikle deneysel psikiyatri ve zihin kontrolü araştırmalarında kullanılmaya başlandı.
Dr. Olson’un yeğeni Paul Vidich ise “Çok fazla şey bilen biriydi, bu nedenle öldürüldü” açıklamasında bulundu. New York Bölge Savcılığı ise 1996 yılında Olson’un ölümüyle ilgili dosyayı yeniden açtı ve uzun bir soruşturmanın ardından ölüm nedenini intihardan ‘bilinmiyor’a çevirdi.
Daily Mail’in ‘Explosive docs reveal finals days of scientist who mysteriously died during CIA mind control program MKUltra‘ başlıklı haberinden derlenmiştir.
Kaynak: Hürriyet










