TEHLİKE GEÇTİ, AKP İÇİN KAHRAMANLIK (!) ZAMANI
Mavi Marmara Derneği’nin 4 Eylül 2024’te başlattığı ‘Özgürlük Nöbeti’ sona eriyor.
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Gazze’ye yardım götürmek için yola çıkan Mavi Marmara gemisi, 31 Mayıs 2015’de Akdeniz’de İsrail saldırısına uğramış ve 10 kardeşimiz İsrail komandoları tarafından şehid edilmişti. O zaman biz de sefere katılmak üzere başvuruda bulunmuştuk ama gemiye alınmamız üç harfliler tarafından “sakıncalı” oluruz diye engellenmişti. Yenikapı’dan onbinlerle beraber Mavi Marmara’yı ilk seferine uğurlamıştık…

Sonrasındaki gelişmeler malûm… Önce Mavi Marmara’ya sahip çıkıyor gözüktüler, Mavi Marmara şehidleri üzerinden kahraman pozu verdiler. Daha sonra İsrail’le normalleşmek adına şehidlerin kanı karşılığı para pazarlığı yaptılar ve hiçbir şey olmamış gibi İsrail’le ilişkilere devam ettiler. Hatta, “şehidlerin kanını satıyorsunuz” itirazlarına karşı da, “giderken bize mi sordunuz!” diye bir de Mavi Marmara’yı, şehidlerin kanını nasıl da satıverdiklerini ilân etmiş oldular. İşlerine geldiği zaman sahiplenip sırtından kahramanlık tasladıklarını iş ve menfaat İsrail’den yana dönünce satıverdiler.
Gazze’ye yardım götürmek için hazırlanan İkinci Mavi Marmara seferi ise AKP rejimi tarafından aylardır engellenmekteydi. Müslümanlar, “Gazze’deki kardeşlerimize yardım etmek için gidelim!” dedikçe, AKP, “Gidemezsiniz!” diye yollarını kesmekteydi.

İstanbul’daki Haydarpaşa Limanı’ndan denize açılmayı bekleyen ‘Vicdan Gemisi’ne, tüm resmî prosedürler yerine gerçekleştirilmiş olmasına rağmen çeşitli bahanelerle çıkış izni verilmiyordu.
Mavi Marmara Derneği Başkanı Beheşti İsmail Songür, geminin bekletildiği Haydarpaşa Limanı’nda nöbete başlama kararı aldıklarını açıklayarak AKP’nin yol kesiciliğini, engelciliğini teşhir etmişti.
150 gün sonra söz alındı
Dernek Başkanı Songür, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, bakanlık ve hükümet yetkilileriyle yapılan diplomatik görüşmeler sonucunda, ‘Vicdan Gemisi’ne uygulanan engellemelerin kalkacağının sözünü aldıklarını ve bu sebeple de ‘Özgürlük Nöbeti’ni sona erdirdiklerini duyurdu.
ATEŞKES BAŞLADI, TEHLİKE GEÇTİ, ARTIK AKP KAHRAMANLIĞA SOYUNABİLİR
Gazze’nin en zorda, en muhtaç olduğu zamanda, İsrail ve emperyalistlerle kendi araları bozulmasın diye geminin gitmesine izin vermeyen engelciler, ateşkesin başlaması üzerine, “nasıl olsa tehlike geçti, İsrail’le aramızın bozulmasına yol açacak bir şey olmaz!” diye Vicdan Gemisi’ne izin vermiş görünüyorlar. Hani bu İsrail, kudurmuş itten beter, yine de saldırır mı saldırır. Onlar saldırınca AKP bu defa bu gemi üzerinden de kahramanlık hikâyesi yazarsa şaşırır mıyız?
Aylar boyunca Haydarpaşa Limanı’nda Vicdan nöbeti tutarak, engelcilerin gerçek kimliklerini ortaya çıkaran kardeşlerimizden Allah razı olsun.
Bu yardım seferi, Gazze’nin yardıma en muhtaç olduğu zamanda gerçekleşmedi, yardımlar en muhtaç oldukları ambargo zamanında Gazzelilere ulaşamadı belki ama ondan da büyük işlere vesile oldu diyebiliriz.
Üstad Necip Fazıl, dışımızdaki müslümanlara ancak kendimizi kurtardığımızda gerçek mânâda yardım edebileceğimiz ve onları kurtarabileceğimizin altını yıllar öncesinden çizmiştir. Kendisine hayrı olmayanın başkasına hayrı olabilir mi? Ne olabilir en fazla? İşte biraz yardım vs… Oysa bu milletin gerçek rolü ve fonksiyonu birkaç gemi dolusu yardımdan mı ibarettir? Gerçek rolümüz yanında birkaç gemi dolusu yardımın lafı mı olur? (Tabiî bu rol STK ile değil, ancak devlet olarak ifa edilebilir. STK’ların kendi çapında faaliyetleri değil mevzubahis olan.) Gazze’ye en büyük yardım, öncelikle kendimizi kurtarmak olacaktır. İkinci Mavi Marmara seferinin gerçekleşmemiş olmasındaki hikmeti de bu mânâ çerçevesinde aramak ve gerçekleşmesinden çok daha büyük bir şuur zıplamasına vesile kılarak gerçek kurtuluş yolunun açılmasındaki rolünü de görebilmek gerekir. Belki en muhtaç oldukları zamanda Gazze’li kardeşlerimize bu yardımlar ulaşmamış oldu ama bu milletin en muhtaç olduğu zamanda içimizdeki işbirlikçilerin kimliklerini deşifre etmesine vesile oldu. Gerçek kurtuluşa ermemizin önündeki en büyük faktörü, 28 Şubat süreçlerinde olduğu gibi dışımızdaki yasakçılar değil, içimizdeki mürted-münafık işbirlikçi engelciler oluşturmaktadır. (Gerçi o zaman da içimizdeki bu işbirlikçiler esas engelciydi ya, ayrı mesele.) Gerçek rolümüzü, gerçek kurtarıcı rolümüzü oynamamızın engelcileri artık dışımızdaki, karşımızdaki yasakçı küfür yobazları değil, içimizdeki hazcı, satılmış işbirlikçiler olduğu ayan beyan ortadadır. Artık bu saatten sonra mesele, bunu görmek isteyenler veya menfaat tezgâhları devam etsin diye görmemezlikten gelenlerdir.
Hiçbir şekilde ve zamanda, sahte kahramanların kahramanlık pozuna bürünerek davanın sırtından geçinmelerine, nefsleri adına menfaat devşirmelerine müsaade etmemek şuuru, Üstad’ın bizden beklediği önce kendimizi kurtarma hamlemizin esasını, kaidesini teşkil edecektir. Önce kendimizi kurtaralım ki başkalarını kurtarma hamlesi kararını kendimiz alabilelim. Yoksa, kendimizi kurtarmadan bırak başkasını kurtarmayı, başkasına üç kuruşluk yardım edebilmemiz bile, sahte kahramanların işbirlikçilik hesaplarının müsaade edeceği izinlere bağlı kalacaktır. Dolayısıyla ancak işlerine geldiği, kendi siyasetlerine hizmet edeceğini hesapladıkları kadar STK’cılık yapmaya izin verirler… Yani, esasında kardeşlerimize yardım ediyoruz denilerek, işbirlikçilerin siyasetine hizmet edilir. Onların siyasetlerinin işine geldiği kadar yardım, onların siyasetlerine hizmet etmek demektir… Ama bazen de hortum, Allah’ın mekri ilahisi olarak tutanın elinde patlar. Hüsnü niyetle yapılan işler ayrı, bunların siyasî mânâ ve keyfiyeti ayrı. Niyet ayrı, Allah’ın beklenmedik tecellilerle işleri kontrolden çıkartarak hainlerin istemedikleri noktaya seyrettirmesi ayrı…










