GAZZE VE DİRENİŞ
Burhan Halit KOŞAN
“Ortadoğu’da İsrail diye bir Devlete yer yoktur” tespitindeki hikmetiyle olması gerekeni ifşa eden ve işaretleyen Mukaddes İhtiyar’ın -Salih MİRZABEYOĞLU- himmeti bizimle olsun. Bizimle olsun ki, Yahudi canavarları ortadan kaldıracak Türkistan Ordusunun içinde biz de olabilelim… “Ya Müntakîm! Bizi intikamına memur eyle!” Âmin!..
Siyasî tahlil, analiz ve yorumların çoğunun tarihî perspektiften uzak olması ve genelde yakın tarihî olayların sınırları içine hapsolması her birimizi gerçeklerden uzaklaştırır. Gazze ve direniş de bu dar düşüncenin maktûlü, mazlumu ve kurbanı olmaktadır. Yakın veya uzak afetler karşısındaki “doğal” olmayan ve samimiyet barındırmayan bu sentetik tavırların özündeki “politik ve ekonomik” hesaplarla dile getirilenlere aldanmamız da her birimizi gerçeklerden uzaklaştırır ve anlayışımızı yozlaştırır.
Gazze direnişini, seçim oylarına tahvil etmek isteyen politikacı tefeciler ve bu tefecilerle bağlantılı bazı vampirlerin de Gazze’nin yeniden inşasında rol oynayarak ekonomik kazanç peşinde olduğunu görüyoruz. Bu tür düşüncelerle hareket edenlerin son derece duyarsız olduklarını söyleyebiliriz. Canice cürümlere hayranlık duyan bu düşünce sahiplerine itiraz etmeli ve her mekânda reddetmeliyiz. Tamamen yıkılan Gazze’nin molozları altında kalan binlerce naaşın çıkarılması ve kurtarılması gereken yaralıların iyileştirilmesinin acil bir ihtiyaç olmasını göz önüne aldığımızda bu bayağı, bu adi, bu utanç verici görüşleri ve aldıkları pozisyonları hür irademizle reddetmeliyiz.
Trump, Netanyahu denen batakhane şarkıcısının her bir şarkısıyla uysal bir maymun gibi dans etse de her bir konuda hiçbir şey daha iyi olmayacak. Gazze savaşı, Trump denen tescilli zındığın bahşettiği bir lütûf ve nezaket sayesinde değil, serseri Yahudiler karşısında direnen Gazze halkının imânlı iradesi, Kassam Tugayları’nın şehadet direnişiyle bu safhası itibariyle sona erdi. Dünya kabûl etsin veya etmesin, imha ve infaz gibi canice cürümlerle yok edilmek ve tamamen ortadan kaldırmak istenen kahraman Gazze halkı, muazzam kayıplarına rağmen yerlerini korudu ve galip geldiler.
Gelin, Mukaddes İhtiyar’ın himmetiyle yokuşları çıkıp, ovaları geçip ve dağları aşalım ki, tenkit ettiğimiz gafillere benzemeyelim. Evet, tarihin vakanüvislerine göz kırptığımız takdirde Gazze halkının M.Ö.332 yılında Büyük İskender önderliğindeki Makedon ordusunun 100 günden 10 gün eksik olan ağır kuşatmasını yardığını ve yıkıcı istilâsına karşı büyük direniş gösterdiğini görebiliriz. 1799 yılında da Napolyon Bonapart komutasındaki haşmetli Fransız ordusu karşısında efsanevî dayanaklık ve sebatlarıyla direnen Gazze halkının bu istilâcı zındıklara karşı da mücadele ettiklerine tarih şahittir, direnişin şehitleri de şahittir.
Tarihî vetirede istilâcı vahşiler karşısında yılmayan Gazze halkı, 1921 yılında bir buçuk asır içinde İrlanda haricinde tek bir sömürgesinin bile bağımsızlığını tanımayan Britanya İmparatorluğu’na karşı da amansız bir savaş başlattı. Üç yıldan biraz fazla süren bu acımasız savaş döneminin, yani 1921 ile 1924 yılının ilk çeyreği arasındaki takvim yapraklarından kan damlayan İngiliz vahşetinin de Filistinliler tarafından bile unutulduğunu söylemeye mecburum. Evet, tarih, muzdarip ve mustarip Gazze halkının imânlı iradesine ipotek konulamayacağına ve çelikten azminin kırılamaz olduğuna şahit oldu. 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan sonra, bu realitenin bugün de geçerliliğini koruduğuna şahit olduk.
Yahudi pislikleri, Türkiye ile “can ciğer kuzu sarması” oldukları için Gazze halkının aç değil, tok olarak ölmesi için gemilerle gıda sevk eden Türkiye’den memnun oldukları gibi, sahte karşıtlığından dolayı da çok çok mutlular. Aynı zamanda her bir Yahudi’nin, her bir ülkenin yönetici kliğinin “Gazze insanları, ses çıkarmadan katledilmelerini beklemeleri gerekiyor” düşüncesi taşımasından dolayı da mutlu olduğunu söyleyebilirim. Hani demem o ki, Filistin direnişine karşı yürütülen kampanya çok şiddetli ve politik yelpazede metastaz yaparak her bir partinin nüvesinde varlar. Filosemitist-Yahudi severler, yedinci sanat denen sinema ile birlikte tiyatro ve müzik yoluyla insanlarımız ile insanlığın zihnini iğfal ve kalplerini ifsada veriyorlar. Bütün bunların ötesinde hemen hemen gezegendeki bütün devletlerin de İsrail safında yer aldığını söylemem absürt değil, bir realiteyi dillendirmemdir.
Bu gerçeklerle karşı karşıya bulunan Gazze insanlarının tercih edebileceği iki seçeneği var: Ya sonu belirsiz bir kuşatmanın getirdiği açlık ve susuzluk, ilâç ve tıbbî tedavi eksikliği yüzünden yatakta ölmek ya da görkemli bir direnişle şehadete yürümek. İzzetli, haysiyetli ve onuruna düşkün insanlar gibi, Gazze insanlarının da: “Ölmek zorundaysak, direnerek, savaşarak ve şehadetin onuruyla Allah’ın huzura çıkmalıyım” düsturuyla hareket etmeyi tercih ettiğini okuyoruz, işitiyoruz ve görüyoruz. Bu gerçekleri bizimle birlikte bütün dünya insanları da görüyor. Her bir vicdan sahibi, Yahudilerin yaptıklarını görüyor ve yapılanların kabul edilemez olduğunu, soykırım olduğunu söylüyor. Bu durum, dünya genelinde ana akım medyanın ekolojisini sarsıyor ve politikacı haydutlara korku salıyor. Çünkü, herkes, ama herkes Gazze halkını kimin bombaladığını ve kimlerin desteklediğini biliyor.
7 Ekim aksa tufanı, İsrail statükosunun sürdürülemeyeceğini göstermekle birlikte yerel ve küresel müesses nizâmın hem pespaye olduğunun anlaşılmasını sağladı hem de nesiller arası büyük değişimin yolunu açtı. Yeryüzünde yüksek orandaki önemli bir genç kesimin, Yahudilerin zevk, eğlence ve keyiflerine göre Filistinli öldürmesine karşı çıkması ve İsrail’i destekleyen devlet yöneticisi kliklerine isyan etmeleri takdire şayandır. Bu cümlelerimi kamuoyu duygusunun durağan, yani statik değil, zamanla iniş çıkışlar gösterdiğini bilerek yazıyorum. 7 Ekim Aksa Tufanı ile birlikte Filosemitizm, yani Yahudi severliğin azaldığını ve çok uzak olmayan yarınları da “katil geni” taşıyan Yahudilerden intikam alma hıncına hazırladığını söyleyebilirim. Evet, 7 Ekim Aksa operasyonu, küresel intifadaya yol açtığı gibi, Batı enlemine İslâm-fobinin kırılmasına ve Doğu boylamına gerçeklerle karşılaşmayı ve yüzleşmeyi öğretti…
ABD, İngiltere ve meclisindeki milletvekillerine “şehitlerin bacılarını iğfal etme” özgürlüğü veren vebalı devlet başta olmak üzere ülkelerin yönetici klikleri, İsrail’in şehvetli metresi ve mayın eşeği olsa da gezegenimizin sivil yurttaşları Yahudi canavarlarla hiçbir şey yapmak istemiyor. Vebalı Devlet, İsrail tarafından yapılan: “Gazze bizim, Suriye’deki falan örgüt, Irak’taki filan örgütün leşleri de sizin olsun” teklifine sazan gibi atlasa da oltanın ucundaki sazanlığıyla kalacağını ve beklentilerinin karşılanmayacağı kanaatindeyim. Çünkü İsrail’in kurucu figüründen temeyyüz eden özellikleri, İngiliz iblisleri tarafından inşa edilen askerî doktrinleri ve Yahudi toplumunun hem genetik hainliği hem zihin dünyası buna izin vermez. Düşmanımızın bu odak noktalarının her birine değinemesem de “askerî doktrini” ile alâkalı birkaç kelâm edelim.
İSRAİL’İN ASKERÎ DOKTRİNİ
Yahudi pislikler yaptıkları her şeyi, yani etnik temizlik başta olmak üzere, gece baskınlarını, bugün uyguladıkları güvenlik kontrolü sistemini, suikast ve sabotaj yöntemlerini, kademe kademe toprak genişletme taktik ve stratejilerin hepsini İngiliz iblislerinden öğrendiklerini unutmayalım. Anglo-Sakson–Yahudi ittifakının temelleri, İngiliz iblislerinin 1917 yılından önce, Filistin’in, hicaz ile Hindistan’a açılan bir kapı olduğu fark etmeleriyle başladı.
Bin yıldan fazla bir süre zarfında yönettiğimiz vatanımız Hindistan’ın, 1856 yılında Yeni Delhi Türk İmparatorluğunun son sultanı Muzaffer Siracedden’i ve Türk çocuklarını katleden İngiliz iblislerinin canice cürümleri ve hileleriyle elimizden çıktığı malûmunuzdur. İngiliz zebanileri, 1921 ile 1924 yılları arasında kendilerine karşı cihat eden Filistinlilerin, 1934 yılında önce ayaklanma ve sonrasında cihat hareketlerine girişmesi üzerine Britanya Krallığı’na bağlı sömürgelerinde görev yapan tescilli canilerini Filistin’de görevlendirdi.
Hint diyarımızın Kalküta, Pencap, Delhi hudutlarında işlediği sömürgeci cinayetleriyle pek meşhur olan Charles Tegart, Sudan’da vali ve istihbarat vazifesi yapan Reginald Wingate ve Montgomery… İngiliz olmayan insanlara acı çektirmek sözkonusu olduğunda bin bir türlü becerisi olan İngiltere Başbakanı Churchill bile Wingate için, “Emir vermek için fazla deli” tesbitinde bulunmuştu…
Evet, İngiliz istihbaratçısı ve soğukkanlı bir katil olan Wingate, Moşe Dayan ve Yigal Allon başta olmak üzere Haganah çetesinin üyelerini “özel gece mangaları-ölüm mangaları” olarak eğitti ve yetiştirdi. Bağındaki meyveyi, bahçesindeki sebzeyi ve tarlasındaki zeytini toplayan her bir Filistinliyi öldürmeye endeksli bu yaklaşımın bugün de devam ettiğini ifade etmeye ihtiyaç bile duymuyorum. Sivil Filistinlileri bu vahşî tekniklerle öldürmeye endeksli bu uygulamayla birlikte tehlike olarak gördükleri hassas beyinleri de suikastlarla öldürme noktasında uzmanlaştılar.
Filistin’in zeki beyinlerini ve Yahudileri tasfiye edebilecek liderlerini tespit etmek ve suikast düzenleme noktasında hassasiyet gösteren İsrail, yok etmek istediği insanları seçerken aşırı titiz ve oldukça dikkatli davranmaktadır. Hoca öğrenci ilişkisi silsilesine göre İmad Akil, mühendis Yahya Ayaş, M. Deif gibi üç muteber insanın şehit edilme operasyonları veyahut Ebu Cihat’ın şehit edilmesinde kullanılan suikast yöntemlerinin her biri çok sofistikeydi.
İsrail, Ebu Cihat’ı şehit ettiği operasyonda Arabistan, BAE, Bahreyn gibi Arap ülkelerinin yönetici kliklerinin iş birliği ve Libya, Irak ve Suriye’den devşirdiği suikastçılardan fiilî ve fizikî yardım aldı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Mahmut Abbas ve çetesi de hem gözcülük hem suikastın tam göbeğinde sahne aldı. Ve Tunus toprakları içinde bedenine 70 kurşun sıkılan Ebu Cihat’ın ve diğer tüm şehitlerin kanları sayesinde zafer ve kurtuluşun uzak değil, çok çok yakın olduğuna inanıyorum. Yahudiler, Ebu Cihat’a karşı düzenledikleri suikasttan itibaren İngiliz iblislerinden öğrendikleri metotlarla hem Mahmut Abbas’ı devşirip işbirlikçi olarak kullanıyor hem de İsrail’in menfaatleri gayesiyle hayatta kalması için çabalıyor.
Evet, İsrail askerî doktrinlerinin temelini İngiliz iblisleri attığı gibi bugün de çeşitli taktik ve stratejik derinliği olan yöntem ve taktikleri İngilizlerin temin ettiğini söyleyebilirim. Kendi ölüm saatlerine kadar zafer kazanmayı başarı addeden İsrail askerî doktrininin ne olduğunu ve ne olmadığını ya İngiliz zındıklarını gözetleyerek veya küfrün kaynağını bilen Mukaddes İhtiyar’a danışarak öğrenebiliriz.
Takdir edersiniz ki, meccanen (bedava) kurtuluş olmaz. “Falan zat, filan efendi kaşlarını çattığında deprem, elini kaldırdığında yanardağlar patlar” palavralarıyla, “bir baktı düşmanı berhava etti” yalanlarıyla gerçeklerin üstü örtülemez. Evet, “Ortadoğu’da İsrail diye bir devlete yer yoktur” tespitindeki hikmet damlasıyla olması gerekeni öğreten Mukaddes İhtiyar, “Kısaca; öyle ‘gideriz, Filistin’i kurtarırız’ falan palavrasına yer yok… Ama şu olabilir; sahip çıkıldığını gösterici maddî yardımla birlikte, çok daha cüretkâr tavır konulabilir” (1) demekle çok haklı ve bu gerçekçi perspektifini de bilmeliyiz.
Evet, benim yakışıklı efendim, olması gerekeni ve mevcut realite içinde neler yapmamız gerektiğini işaret ettiği gibi, İsrail’in askerî doktrininin öznelerini işaretleyen gerçekleri de öğrenmeliyiz ki, ayaklarımızı toprağa sağlam basalım ve azimle yürümeye devam edelim.
Evet, benim yakışıklı Efem, İsrail’in askeri doktrini hakkında da, “Ayrı bir parantez açarak bildireyim: Dünyada, süratli savaş bakımından, teknik bakımdan, iyi savaşmak bakımından birinci sırada İsrail’dir… Bu bir kelle hesabı işi değil…” (2) demekle çok çok haklıdır.
En güzel berceste şiirlerin Gazze’de yazıldığı, en romantik romanların Gazze sokaklarında yaşandığı bir zaman diliminde, benim güzel vatanımda dün “gönüllü Amerikan uşakları” (3) olan politikacı haydutların bugün de “gönüllü Yahudi uşakları” olduğunu ifşa etmeye mecburum. Evet, atıp, tutmaya gerek yok, bugünkü Türkiye şartlarında Yahudiler namına kuduz köpekler gibi bize saldırmayacak politikacı sayısının ya 7 ya 9 tane çıkıp çıkmayacağının bilmesem de Gazze güzel, direniş her yerde güzel!
1-Salih MİRZABEYOĞLU, Üç Işık – Sayfa: 93
2-Salih MİRZABEYOĞLU, Üç Işık – Sayfa: 92
3-Salih MİRZABEYOĞLU, Üç Işık – Sayfa: 89










