BALKANLAR’IN SATRANÇ TAHTASI; KOSOVA
Ulaş TUNCA
Balkanlar, tarih boyunca imparatorlukların, ulus devletlerin ve küresel güçlerin çekişme sahası olmuştur. Kosova, bu karmaşık bölgenin mühim bir merkez noktasıdır. Jeopolitik konumu, etnik, dinî ve kültürel çeşitliliğiyle bölgenin kalbi durumundadır.
Balkanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. Yüzyıl’dan 20. Yüzyıl’a kadar uzanan hâkimiyeti altında şekillenmiştir. Fransız Devrimi’nin tetiklediği milliyetçilik akımları ve Çarlık Rusya’sının Panslavist politikaları, bölgedeki isyanları körüklemiş; İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan gibi Batılı güçler, Osmanlı’nın zayıflamasından faydalanarak Balkanlar’ı paylaşmanın plânlarına girişmişlerdir. 1912-1913 Balkan Savaşları, bu paylaşımın kanlı bir provası olmuş, Osmanlı Devleti’nin Kosova, Selânik ve Manastır gibi vilâyetleri kaybetmesi, Batılı güçlerin ekonomik ve siyasî nüfûzunu arttırmıştır.
Soğuk Savaş döneminde Balkanlar, NATO ve Varşova Paktı arasındaki çekişmenin cephesi haline gelmiştir. Yugoslavya’nın dağılması ve 1990’lardaki iç savaşlar, emperyalist güçlerin bölgeye doğrudan müdahale etmesinin yolunu açmıştır. 1999 Kosova Savaşı, NATO’nun bölgeye “insanî müdahale” kisvesi altında gerçekleştirdiği ilk büyük operasyon olmuştur.
ASKERÎ VE JEOPOLİTİK ÇIKARLAR
Balkanlar, Avrupa, Asya ve Ortadoğu’yu birbirine bağlayan köprü olarak, enerji hatları, ticaret yolları ve askerî stratejiler açısından önemli bir bölgedir. 1999 NATO müdahalesi, görüntüde bölgeye barışı getirmek ve insanî dramlara son vermek gibi sunulsa da, altında yatan sebepler çok daha farklıdır. ABD ve AB ülkeleri Kosova’yı, Sırbistan ve Rusya’nın bölgedeki tesirini ve nüfûzunu azaltıp dengelemek ve bölgedeki enerji kaynaklarına, değerli madenlere erişim için stratejik bir üs olarak görmüşlerdir. Kosova, Batı ittifakına tam bağımlı hâle getirilerek, “Kosova’nın Bağımsızlığı!”, Rusya’nın geleneksel müttefiki Sırbistan’a karşı kullanılmış ve böylece Rusya’nın Balkanlar’daki nüfûzu sınırlandırılmaya çalışılmıştır.
Kosova’daki en büyük NATO üslerinden biri olan Ferizaj şehrindeki Camp Bondsteel, ABD’nin bölgedeki askerî varlığının sembolüdür. Bu askeri üs, yalnızca Balkanlar’ı kontrol etmek için değil, aynı zamanda Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Ortadoğu’ya yönelik operasyonların plânlanıp desteklendiği bir merkez olarak kullanılmaktadır.
EKONOMİK ÇIKARLAR VE KAYNAK KONTROLÜ
Kosova maden kaynakları açısından oldukça zengindir. Özellikle linyit, kurşun, çinko, gümüş ve altın rezervleri uluslararası şirketlerin ilgisini çekmektedir. NATO müdahalesiyle Kosova’nın bağımsızlığı (!) sonrası dönemde, Batılı şirketler özelleştirme adı altında, Kosova’nın kaynaklarının yağmalanması süreçlerinde önemli roller üstlenmişlerdir. Özellikle yabancı yatırımcıların kontrolüne giren Trepça maden kompleksi Kosova ekonomisinin belkemiğini oluşturmasına rağmen, Kosovalılar göz ardı edilerek, Kosovalıların yeraltı zenginliklerinin tek taraflı sömürülmesi söz konusu olmuştur. Süreçte Kosova’da işsizlik ve yoksulluk önemli bir sorun hâline gelmiştir. Emperyalist menfaatler, Kosova’yı bir hammadde kaynağı, genç ve ucuz iş gücü pazarı olarak konumlandırırken, üretim faaliyetleri durdurulmuş, Yugoslavya döneminden kalan fabrikalar kapatılıp depo haline dönüştürülmüş, böylelikle Kosova, ekonomik olarak Avrupa’ya tam bağımlı hâle getirilmiştir.
KOSOVA’DAKİ ETNİK UNSURLAR
Osmanlı döneminde İslâm’ı kabul eden Arnavutlar, Kosova’nın en büyük etnik grubudur ve çoğunluğu Müslüman’dır. Nüfusu yaklaşık %92-95 olan Arnavutların, günümüzde Kosova’nın siyasî ve kültürel hayatında önemli bir ağırlığı vardır. Hükümet, ordu ve eğitim kurumlarında Arnavutça resmî dil olarak kullanılmaktadır.
Sırplar, Kosova’nın ikinci büyük etnik grubunu oluşturmaktadır. Nüfusu yaklaşık %2 civarındadır. Ortodoks Hristiyanlığı benimsemektedirler. Sırp mitolojisinde “Sırp Devletinin Beşiği” olarak görülen Kosova, aynı zamanda Sırplar için tarihsel ve dinî açıdan büyük önem taşır. Kosova bir nevi “Sırpların Kudüs’ü” gibidir. 1999 savaşından sonra Sırpların büyük bir çoğunluğu Kosova’nın kuzey kesimlerine doğru çekilirken, bir kısmı da Sırbistan’a göç etmiştir. Günümüzde Sırplar Kosova’nın bağımsızlığını tanımazlar ve Sırbistan’a olan bağlılıklarını sürdürmektedirler. Kosova’nın kuzeyindeki Sırp belediyeleri, Belgrad’tan malî ve siyasî destek almaya devam etmektedir. Sırplarla, Kosova Hükümeti arasındaki gerilimler, özellikle idarî ve toprak paylaşımı meseleleriyle ilgili olmakla beraber, kuzeydeki Mitrovica şehrinde bu gerilimin sıcaklığı her geçen gün artarak devam etmektedir.
Nüfusun %2 civarını oluşturan ve Osmanlı döneminde İslâmiyeti kabul eden Müslüman Slav topluluğu olarak Boşnaklar, genellikle Kosova’nın Prizren, Peja ve Mitrovica şehirlerinde ve dağ köylerinde yaşamaktadırlar. Kosova’daki tüm etnik unsurlarla uyumlu bir ilişki içerisinde olan Boşnaklar, küçük ama aktif bir topluluktur.
Osmanlı’nın mirası olarak Kosova’da varlığını sürdüren Türk nüfusu yaklaşık %1 civarındadır. Türkler, çoğunlukla Prizren, Mamuşa, Vuştri, Gilan ve Priştine’de yaşamaktadırlar. Kosova Türkleri genellikle siyasette Arnavutlarla işbirliği hâlindedirler. Türkler, Kosova’da kültürel olarak aktif bir topluluktur ve bazı bölgelerde ve Belediyelerde Türkçe resmî dil statüsündedir. Türk olmayan Arnavut, Boşnak, Sırp ve diğer etnik kökenli topluluklar da Türkçeyi ortak bir dil olarak kullanmaktadırlar.
Mısırlı, Aşkali ve Romanlar’ın nüfusu ise yaklaşık %2-3 aralığındadır. Bu Müslüman topluluklar savaştan sonra ekonomik zorlukları en çok yaşayan ve etnik ayrımcılığa en çok maruz kalan topluluklardır. Eğitim ve istihdama erişimde sorunlar yaşamaktadırlar.
Gorani nüfusu yaklaşık % 0.5-1 aralığındadır. Osmanlı döneminde Müslümanlığı kabul eden Slav bir topluluk olan Gorani’ler çoğunlukla Prizren’in dağlık bölgesi Dragaş’ta yaşamaktadırlar. Dilleri Sırpça ve Boşnakça’ya yakındır. Kosova’da küçük bir topluluk olmalarına nisbetle, kültürel çeşitliliğe katkı sağlamaktadırlar.
Kültürel zenginliğe katkıda bulunmalarının yanında, demografik bir ağırlıkları olmamakla beraber Kosova’da Hırvatlar, Karadağlılar ve sair etnik kökenden gruplar da bulunmaktadır.
Kosova Müslümanları, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki beş yüz senelik hâkimiyetinin mirasıdır. 14. Yüzyıl’dan itibaren İslâmiyet, bölgede yaşayan topluluklar arasında kabûl görerek yayılmış ve güçlü bir kimlik unsuru hâline gelmiştir. Günümüzde Kosova nüfusunun %95’i Müslümandır. Avrupa’daki en yüksek Müslüman nüfus oranı Kosova’dadır. Kosova’daki Müslümanlığın kahir ekseriyetini Sünnîlik oluştururken, Bektaşîlik ve Sufî gelenekten gelen çeşitli tarikatler de hayatiyetlerini devam ettirmektedirler.
KOSOVA MÜSLÜMANLARININ GELECEĞİ
Kosova, Balkanların jeopolitik ve kültürel çeşitliliğinde önemli bir kuvvet merkezidir. Müslüman nüfusun çoğunluğu oluşturduğu bu küçük fakat, küçüklüğü nisbetinde bir o kadar da büyük bir öneme sahip olan Kosova, Osmanlı mirasından, Batı müdahalelerine uzanan tarihsel serüvenin izlerini taşımaktadır. Kosova Müslümanlarının hüviyeti, sadece dinî ve kültürel bir mevzu olmaktan öte, emperyalist sömürgen güçlerin bölgedeki stratejik çıkarlarının bir yansıması olarak şekillenmiş ve bu yönde istismar edilmiştir.
Batı, Müslümanları, “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleriyle büyüleyerek sömürüye açık hâle getirmiştir. Özgürlük ve demokrasi söylemleri Müslümanların menfaatlerinden ziyade, her zaman Batılı emperyalist ülkelerin stratejik hedeflerine hizmet etmiştir.
Kosova Müslümanlarının kimliği 1990’ların sonunda NATO müdahalesiyle başlayan süreçle yeniden tanımlanmıştır. Bu süreçte Müslümanlık hem birleştirici bir maya hem de istismara ve emperyalist ülkelerin sömürü amaçlarına hizmet eden bir vasıta görevi görmüştür. Emperyalist güçlerin, bir projesi şeklinde Sırp ırkçılığının köpürtülerek, Müslüman Arnavutlara yönelik etnik saldırı politikaları, tabiî olarak Müslüman kimliğini bir direniş sembolü hâline getirmiştir. Batılı güçlerin savaş sonrasında bölgeye çökmesiyle, Müslüman kimliğinin yeniden şekillendirilmesi için yeni “Müslümanlık” projeleri hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Kosova’da İslâmiyeti araç olarak kullanan Amerika, bir taraftan Batı’ya tehdit oluşturmayacak “Ilımlı İslâm” projesini hayata geçirirken, diğer taraftan Suudî Arabistan ve Körfez ülkeleri üzerinden Kosova’da Selefî akımların yayılmasını finanse ederek, geleneksel Balkan İslâm’ına alternatif bir model sunmuştur. Balkan Müslümanlığının bünyesine uymayan bu ithal müslümanlık projeleri, Müslüman Kosovalıların tepkisine sebep olmuştur.
Kosova’yı bir satranç tahtası olarak gören emperyalist ülkeler, Müslümanlara bu oyunda piyon rolü biçmektedir. Kosovalılar başta, bütün Balkan müslümanları için bu rolden çıkmak, ancak güçlü bir fert ve toplum şuuru ve parçası olduğu Anadolu ile dayanışma ve bütünleşme ile mümkün olacaktır. Kosova Müslümanları, Balkanlar’ın “çok kültürlü” mirasını ve İslâmiyet’in âlemşümûl değerlerini bünyesinde mezcederek, hem kendi toplumları, hem de bölgenin selâmeti için bir model teşkil edebilir. Ancak bu, dış güçlerin manipülasyonuna karşı uyanık olmayı ve iç cephenin sağlam tutulmasını gerektirir. Kosova Müslümanları, emperyalist çıkarların gölgesinde kendi kimliklerini, kültürlerini koruma ve geliştirme mücadelesi vermektedir.
Siyasî ve ekonomik olarak Batı’ya tam bağımlı hale getirilen Kosova, kendi özüne, aslına, köklerine dönüp, tarihsel mirasını koruma ve sahip çıkma ile Batı dünyasının taleplerine ve dayatmalarına uyum sağlama ikilemiyle karşı karşıyadır. Bu mânâda, Kosova Müslümanlarının istikbâli, birleştirici ve toplayıcı bir his ve fikir mihrakı, ortak inanç ve değerler sistemi etrafında kenetlenmiş bir millet olup olamayacağında saklıdır.
Kendi milletini sevmek tabiî bir duygudur. Kendi köklerine, değerlerine, kimliğine sahip çıkmak, diğer milletlerden üstünlük mânâsı taşımaz elbette. Her milletin kendine özgü değerleri ve özellikleri vardır. Çeşitlilik bir millet için zenginliktir.
Hem kendi cephesinde hem de karşı cephede ırkçı damarları besleyip, kutuplaşmayı harekete geçirerek Balkan Müslümanlığını ve Balkan halklarının insicamını ve birliğini bozup, demokrasi ve özgürlük teraneleriyle insanları efsunlayarak, kendi hükmünü hâkim kılmak isteyen düşman, son bir asırdır gayesini gerçekleştirmiş olmanın kibrini yaşamaktadır. Bu oyunu bozmanın tek yolu kendi aslına dönmektedir.
Ruh kökünden koparılan, ruhunun düşmanı yeri gelmiş Sırp olmuş, yeri gelmiş Hırvat olmuş, Yeri gelmiş Bulgar olmuş, Yunan olmuş, Alman olmuş, şu olmuş, bu olmuş… Her dönemde düşman değişik şekil ve sûretlere bürünmüş. Fakat hedefi hep aynı ve tek olmuş… Adına Arnavut demiş, Boşnak demiş, Goralı demiş, Rom demiş, Aşkali demiş, Torbeş demiş, Çerkes demiş, Türk demiş… Bu deyiş hem düşmanca bir deyiş, hem de hak sûrete bürünerek ırkçı damarları harekete geçirerek, tek millet olan Müslümanları bölüp, parçalayıp, yok etmek için icâd edilmiş bir deyiş olmuş!..
Ruhu bulandırılan, idrakleri iğdiş edilen Balkan milletleri, istikâmetinden ve asıl gayesinden saptırılarak, izzet, şeref ve kuvveti, düşman unsurların kanatları altında, celladının kan damlayan kılıcının gölgesine sığınarak bulamayacağını, yaşadığı acı tecrübelerle görmüş ve gerçek huzurun, refahın, kurtuluşun, özüne dönerek, vücuttan koparılan bir uzvun yeniden vücuda eklemlenmesiyle kuvvete kavuşabileceğinin ve kurtarıcı fikrin etrafında parçası olduğu Anadolu ile birleşerek, ortak inanç ve değerler etrafında kenetlenerek millet olma şuurunu kuşanarak, bu şuurun zihinlerde ve kalblerde yerleşmesiyle mümkün olduğunu anladığı gün, gerçek hürriyetin aslına ve köklerine dönmekte olduğunu anlayacaktır.
Altı asır önce Kosova Savaşı ile vatanlaşan Balkan toprakları, günümüzde ruhunu kaybetmiş bir bedenin insiyaki olarak debelenmesi misâli, yönünü, hedefini, gayesini kaybetmiş, başsız uçan bir kartal gibi savruluşuna devam etmektedir. Bir yüzü Batı’ya, bir yüzü Doğu’ya bakan çift başlı kartal, birinciyi ikincinin önünde hesaba çekeceği günlerin şafağında, yeni bir ruhun üfleyeceği yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu gösterici fikri-nefesi hasretle beklemektedir.










