3. DÜNYA SAVAŞI’NA GİDERKEN, ÇİN’İN ORTADOĞU PERSPEKTİFİ
1992 yılı itibariyle İsrail ile ticari ve diplomatik ilişkiler başlatan Çin, 2000’li yıllarda geliştirdiği ticari ve teknolojik işbirliğiyle İsrail’in en büyük ticaret ortaklarından biri hâline gelmişti. Devlet destekli Çin’li firmaların İsrail’de yapmış oldukları yatırımlar ve aldıkları projelerden bazıları şunlardı:
- Şangay Uluslararası Liman İşletmeleri ‘’SIPG’’nin, İsrail Hayfa Limanı’nın modernizasyonu ve 2021 itibariyle 25 yıllık süreyle işletilmesi
- Tel Aviv – Kudüs hızlı tren projesi
- Ölü Deniz su arıtma ve seviye arttırma projeleri
- Eliyat – Hayfa, Eliyat – Aşdod ticari demiryolu nakil hattı projesi
- Tel Aviv şehri ve çevresinde hafif raylı sistem inşâ projesi
- Otoyol yapım projeleri
- Aşdod şehri liman inşâsı ve işletme projesi
Bu projelerin yanında, yapay zekâ, siber güvenlik, biyoteknoloji, startup, Ar-ge çalışmaları, ileri teknoloji üreten firmalara yapılan yatırımlar, lojistik, tarım, gıda, tarım kimyasalları, tarım teknolojileri ve sair alanlarda işbirlikleri kurulmuştu.
1990’lı yıllardan itibaren Çin, İsrail’in en büyük ticaret ortaklarından biri olmuştu. Çin aynı zamanda İsrail ihracatının en büyük alıcısıydı.
“Kuşak ve Yol Projesi” bağlamında İsrail, Çin’in Akdeniz’e açılan kapısı konumundaydı ve Çin için İsrail limanları kritik öneme sahipti. Bu öneme sahip limanlardan biri de, işletme haklarını Çin’li firmaların aldığı Yunanistan’daki Pire Limanıydı. Çin’li şirketler üzerinden işletmesi alınan limanlar vasıtasıyla Çin, Hint Okyanusu’ndan Süveyş Kanalı’na ve Avrupa’ya uzanan deniz ticaret yollarını kontrol altına alarak bölgesel pazarlara erişimi güvence altına alıyor ve büyük bir avantaj elde etmiş oluyordu.
1965’te Filistin Kurtuluş Örgütü FKÖ’ye Pekin’de ofis açarak diplomatik tanıma sağlayan ilk devletlerden biri olan Çin, 1988 yılında Filistin Devleti’ni tanımış, El-Fetih’e silah tedarik etmiş ve her fırsatta Filistin’e yaptığı yardımlarla “iki devletli çözüme” olan desteğini yinelemesi ve aynı zamanda son yıllarda İsrail’le olan diplomatik ve ticari ilişkileriyle iki taraflı bir denge politikası izliyordu.
Çin, bölge ülkeleriyle kapsamlı stratejik ortaklıklar geliştiriyordu. Bu ülkeler arsında Türkiye, İran, Suudi Arabistan, İsrail, Filistin, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir ve Bahreyn de bulunuyordu. Çin’in son yıllarda bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiği ticaret hacmi ABD’den iki kat fazlaydı.
2023’te Çin’in, İran ve Suudi Arabistan arasında yakınlaşmaya arabuluculuk etmesi de Çin’in Ortadoğu’nun aktif bir oyuncusu olduğunu gösteriyordu.
Çin’in Ortadoğu’da nüfuzunun genişlemesi potansiyeli ve bölge ülkeleriyle kurduğu stratejik anlaşmalar, Batı’cı Küreselcileri oldukça rahatsız ediyordu.
Kuşak ve Yol projesi girişimleriyle oluşturulan lojistik hatlar ve limanlar, elektronik, ilaç, nadir toprak elementleri ve sair stratejik malzemelerin üretimi konusundaki liderlik avantajları, küresel tedarik zincirindeki kritik rolü, Batı merkezli ticaret ağlarına karşı alternatif oluşturması, yapay zekâ, bilişim sahalarındaki avantajları, teknoloji alanındaki yenilikler ve siber güvenlik avantajları, nükleer silahlar, hipersonik füzeler ve yer altı silah sistemleri gibi teknolojileriyle Batı’nın konvansiyonel askeri üstünlüğüne karşı dengeleme avantajları, Asya-Pasifikteki coğrafi konumu, BRICS gibi alternatif ekonomik birlikler oluşturması; Çin’in Batı’ya karşı avantajlı olduğu hususlar olurken, bu durum aynı zamanda Batı’nın Çin’e karşı başlatacağı savaşın zamana yayılarak ertelenmesinin de sebebiydi.
İsrail’e biçilen misyon, nükleer güç potansiyeline sahib olan İran’ın bu kapasitesinin yok edilmesiydi. İsrail bu görevi yerine getirirken diğer taraftan Çin ile kurmuş olduğu yakınlık ve ekonomik iş birliği, Batı’yı oldukça rahatsız etmiş ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 13 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirdiği İsrail ziyareti sonrasında yaptığı açıklamalarda; “Biz, Çin Komünist Partisi’nin İsrail’in altyapı ve iletişim ağlarına erişmesini istemiyoruz. Bu tarz şeyler İsraillileri ve ABD’nin İsrail ile olan işbirliği kapasitesini tehlikeye atmaktadır.” diyerek İsrail-Çin yakınlaşmasının sonlandırılması için açık bir uyarı yapmıştı.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yaptığı bu ikazdan 4 gün sonra, Çin’in Tel Aviv Büyükelçisi Du Wei konutunda ölü olarak bulunacaktı. Bu sır dolu ölümü, Çin’in İsrail’de almayı plânladığı “Sorek 2- Tuzdan Arındırma Projesi”ne 1,5 milyar dolarlık teklif veren Hong Kong menşeli CK Hutchison firmasının ihaleyi kaybetmesi izleyecekti. Ardından İsrail İç İstihbarat Servisi Şin Bet “Şabak” Başkanı Nadav Argaman Çin’in İsrail’deki yatırım politikalarını eleştirecek ve Çin’li firmalar Kudüs Havalimanı projesinden men edilecekti.
İsrail basınında, Çin’in İsrail’deki yatırımlarının örtülü bir istihbarat faaliyeti gayesi taşıdığı haberleri yapılmaya başlanacak ve Çin ile ilişkileri geliştiren İsrailli Bakanlar hükümette pasif görevlere getirilecekti.
İsrail ve Çin ilişkilerinin devamında bölgenin tarihinde dönüm noktası olan 7 Ekim olayları yaşanacak ve Gazze de yaşanan soykırımlar ve Ortadoğu’da yaşanan son hâdiseler bölge ülkelerinin alternatif arayışlara yönelme temâyülünü hızlandıracaktı.
ABD’nin İsrail’i silahlandırması ve finanse etmesi, diplomatik koruma sağlaması, bölgeye caydırıcılık gayesiyle askeri müdahalede bulunması ve bölgede askeri üsler bulundurması, İsrail’in Gazze’lilere uyguladığı vahşet ve soykırıma göz yumması, Batı’nın küresel itibarına büyük bir darbe indirmişti.
Asya’nın yükselen gücü Çin’e karşı, ABD ve Müttefiklerinin topyekûn başlatacakları savaşın somutlaşacağı ve 2029-2030 yılları sonrası neticelerinin görünür hâle geleceği savaş öncesi, Batı ittifakının Çin karşısında dezavantajlı olduğu hususların dengelenmesi ve avantajlı hâle gelinmesi için izlenen politikaların sekteye uğramaması için doğrudan ve dolaylı olarak bazı ülkelerin plânlanan bu stratejiye uygun hâle getirilmesi politikalarından birisi de İsrail ve İran’ın çatışmasının dengelenmesi siyasetiydi.
İran ve İsrail’in Çin ile olan yakınlaşmasından rahatsızlık duyulması ile beraber, başlatılması planlanan bu savaşı olası İran-İsrail savaşıyla plânlanandan daha önce bir tarihe çekmek isteyen Netenyahu’nun sapkın dini inancına göre hareket ederek gerçekleştirdiği politikalar ve Yahudilerin kurtarıcısı Moşiyah’ın zuhuru için gerekirse bütün dünyayı ateşe verebilecek bir saldırganlıkla gözü dönmüşçesine hareket etmesinden rahatsızlık duyan Batı’lı Küreselciler, Netenyahu’yu ya doğrudan istifa ettirerek, ya prostat kanseri hastalığından dolayı emekliye ayrılmasını sağlayarak veyahut bir suikast sonucu tasfiye ederek oyun dışı bırakmanın ve misyonunu tamamlayan İsrail hükümetinin başına daha ılımlı ve söz dinleyen bir aktör getirmenin hesaplarını yapmaktadırlar.
Ulaş TUNCA










