11 EYLÜL, SAKARYA VE YEŞİLIRMAK

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Üstad Necip Fazıl’ın Sakarya şiiri hemen herkes tarafından bilinir. Kumandan Mirzabeyoğlu’nun Sakarya’ya nispet şiiri olan Yeşilırmak ise daha dar bir çevrenin malûmudur.

Şiiriyetin öldürüldüğü bir devirde, 11 Eylül kahramanlık destanına şiir penceresinden bakmak…

Şiiriyet ve 11 Eylül…

Hatırlıyorum; dünyanın en meşhur sanatçıları, reklâmcıları, 11 Eylül’ü, en büyük, en muhteşem sanat eseri olarak selâmlamışlardı.

11 Eylül’ün stratejik, siyasî vs kıymet hükmü bir yana, meselenin bir de bu yanı var; aksiyon sanatı olarak doğrudan ruhî bir kıymet oluşu… Bizde işin bu tarafına esen pek olmadı. 11 Eylül fedâîlerine ithafen Selim Gürselgil’in yazmış olduğu bir şiiri hatırlıyorum, o kadar…

11 Eylül’ün yıldönümünde, 11 Eylül hakkında ne yazayım diye düşünürken, işin stratejik ve siyasî cephesi şudur, budur; bunlara geçmişte parça parça da olsa değindiğimiz aklıma geldi. Evet, düşünürken aklıma gelen bir husus, 11 Eylül, bir şey yapma hususunda, hiçbir mazerete yer bırakmayacak şekilde, yapılması gerekenin tam da kendisini gösteren… Yani, “yok daha zamanı değil, yok şu, yok bu” denilerek düşmanla karşı karşıya gelmemek adına öne sürülen korkakça, kancıkça mazeretleri ifşa eden…

İşte, işin şiiriyet ve kahramanlık tarafı tam da burada…

Ölümü göze alıp, düşmanla tam da anladığı dilden konuşmanın adıdır 11 Eylül…

Aksiyonun, kendinden zuhurun ne demek olduğunu ispat eden…

Zaman ölçüsü kahramanlığa ayarlı olanların, 11 Eylül’ün üzerinden yıllar geçiyor olsa da kancıklığı zaman ölçüsü olarak bellemişleri ifşa etmeye devam ediyor oluşudur.

İşte burada Sakarya ve Yeşilırmak tedai ediverdi…

Sakarya’nın kalbinde zaman ölçüsünü bulan Yeşilırmak…

Zaman, içte akan bir keyfiyet…

Bir şeyin zamanının gelip gelmemiş olması, dış şartlara değil, her şeyden önce o, içimizde akan şeye bağlı. Dış şartları, kemmiyetleri büsbütün inkâr etmiyoruz. Haddizatında 11 Eylül’ün hazırlığı da elbette bir dış şartları olgunlaştırma meselesiydi, ama esas olarak iş, içeride bitmişti. İçeride bitirildiğinden dolayı da dış şartları hazırlama sürecine girilmesi kararı alınmış ve uygulamaya da konulmuştu ki 11 Eylül mümkün oldu.

Bugün, 11 Eylül’ü gerçekleştirenlerin ellerindeki imkânlardan kat be kat fazlasını ellerinde tutuyor olmalarına rağmen, İsrail’in katliamlarına kınamak, şiddetle kınamak, nefretle kınamaktan başka bir şey yapmayanların, zamanı kendi nefslerinde kokuttuklarına şahit olmaktayız.

Zaman içte akar, akmayan kokar…

Tefessüh etmiş zombiler diyarında, şiir ve şiiriyet ne gezer?

Şiiriyet, kürsülerden şiir okumak değil, zamanın içte aktığını dış oluş vasıtalarıyla ortaya koyabilmek, dolayısıyla kokmamak, çürümemek, pörsümemektir.

Her şeye sahtesi musallat olduğu gibi, şiiriyete de sahtesi muallat. Bu da her sahte gibi, işin keyfiyet değil de kemmiyet cephesi ile temayüz eder, ediyor. Şiiriyet yerine, kürsüde şiir okumakla meseleyi istismara yöneliyor.

Yaşanan bu katliam, soykırım karşısında bütün hayvanat, nebat ve cemat kendi diliyle hareket ve hamlesini ortaya koyarken, “yürüyen takım elbise” olmaktan ileri geçemeyenlerin elinde 11 Eylül kahramanlarının elindeki imkânlardan daha azı mı vardır ki harekete geçmiyorlar. Eksik olan kemmiyet ve imkân değil, şiiriyet; zaman ölçüsünün Sakarya’nın kalbinde değil de başka yerlerde bulunmuş olması. Sakarya’yı kürsülerden okuyan dil, işin kışrında kalmamış, zaman ölçüsünü Sakarya’nın kalbinde bulmuş, zaman ölçüsüne ihanet etmemiş, zamanı kokutmamış olsa böyle olmazdı elbette.

Şiirin özü dilin özünde, dilin özü de ruhun özünde… Ruhlarının özü ne ki şiiriyetleri ne olsun!

Kumandan Mirzabeyoğlu’nun Yeşilırmak şiiriyle veda edelim:

Yeşilırmak

Gözyaşı yüklü bulut toprak altında kaynak
Sakarya’nın derdine kıvrılır Yeşilırmak

Bizdendir onun âşkı emanet ve anahtar
Benzerler benzeşirler zamanı içte akar

Nasıl ki Allah emri O ol deyince olur
Yeşilırmak nefsinde emre uyarken budur

Fikir aşk ve hürriyet ayrılmazlar güzelden
Sırrı malûm sırrında sözleşmişler ezelden

O ki güneşe ayna akis kapan bir görgü
Yıldız yıldız kıvılcım yeni çağda bir örgü

İşte düğümün ucu işde insan ve toplum
Sakarya’nın kalbinde zaman ölçümü buldum

Ne varlık ne de oluş yok da yoktu bir zaman
Ruhum eşyadan gafil ne zaman ne de zaman

Hayat dediğin masal çırpınan suyun sesi
Tek marifet dünyada harcamamak nefesi

İmân sahici imân ateş hattında koşu
Bir günü bir gününe eş olmama buluşu

Yeşilırmak’da hamle sahibi ona kefil
Sakarya’nın ruhunu lif lif açan yeni dil

Fikir fiil ve sanat tek gaye gerçek emek
Bütün dava olmakta Allah’a görünerek

Budur insan rüyâsı gecenin yarısında
Karayılan yelkovan ve akrep arasında

İnkılâba dayanmış saatler döne döne
Büyük Doğu bayrağı İBDA ile en öne

Mânâsını öğrenmiş kurtuluş alayları
Hakikat çevresinde şehitlik adayları

Toplum nedir bilmişler inananlar elele
Sümüklüler kovulmuş ayıklanmış hergele

-‘Selam size akıncı!’-‘Size selam!’ iâde
Doğruyu Allah bilir bizce tamadır vâde

1984

Salih Mirzabeyoğlu – Kayan Yıldız Sırrı, 4. basım, sh: 154

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin