FENOMENOLOJİ VE İSLÂM -İBDA-
Selim GÜRSELGİL
Fikirde ayniyet yoktur. İki fikir, isterse aynı mevzuda, isterse aynı meçhûl hakkında aynı sonuçlara ulaşsın, bu gerçek değişmez. Çünkü fikir, şahsiyetle ilgilidir ve O Yüce Sanatkâr (Sânî) hiçbir şahsiyeti diğerinin aynı yaratmamıştır.
Kumandan, bir gün -şımarıklık yaptığım bir sırada- bana şöyle çıkışmıştı:
– Fikir öğretilmez, öğrenilir!
Felsefenin, sahasına göz diktiği dinin yerini alamaması ve alamayacak olması bundandır. Çünkü o, şahsî ve indîdir. Filozof fikrini ne kadar mutlaklaştırmaya çalışırsa çalışsın, en tartışmasız bedahetler üstünde bile bu haysiyeti kazanamaz, kesinlikten uzak kalır. Fikri, onun şahsiyeti (ve kanaati) olarak kalır.
Fenomenologlar, Hegel’in nihaî iddiasındaki saçmalığını farketmişlerdi. Kendi metodlarına mutlaklık iddiasını dışta bırakarak başladılar ve ona, o garip Almanca tabirlerden biriyle, “ideâl-mümkün şuur meyânında kavramak” dediler. Fenomenolojinin hakikate bakışı ve yaklaşım usûlü…
İşte bizim de usûlümüz budur: “İdeâl-mümkün şuur”… İdeâlize edilmiş, mümkün olan en ideâl haline getirilmiş fikir… Veya eski tabirle, “en yüksek gerçekleşme”… Ne kadar ideâlize edilirse edilsin, Mutlak Fikir olmayacak şahsiyet ifadesi…
O şahsiyet ancak gayretle ortaya konulur. Emekle… İşte bu gayret her şeyden kıymetlidir. Hayatta insanın hakikate erme çabasından daha heyecan verici ve daha zevk verici hiçbir şey yoktur. Çünkü o özünde Hakk’a ulaşma çabasıdır. Ve şuur da bunun şuurdur. İbda da budur.
Bu aynı zamanda şu demektir: Siz en mükemmeli yapmayacaksınız. Şu an yapabileceğinizin en mükemmelini yapacaksınız. Ve hemen yarın, bu yapabildiğiniz en mükemmel size kusurlu görünmeye başlayacak. Aradan bir müddet geçince, önceki yaptığınızdan daha mükemmelini…
Fikir adamı, tabiattaki hayat kavgasını kendisiyle veren kimsedir. Tabiattaki tekâmülü de o kendi kendine yapar. Kendi öğrenir, kendi düşer, kendi kalkar. Kaçan tavşan da kovalayan tazı da kendisidir. Onun fikir gayretinde tüm bunların istidadı vardır.
Ahmed El Bûnî Hz, manevî arşlardan bahsederken, “Rahman Arşı” diye bir keyfiyet-üstü-keyfiyete (daha uygun bir tabir bulamadım) dikkat çeker ve şöyle der:
– Rahman Arşının sırrı İBDA’dır, yani icattır. Orada yükseliş ruhânî, onun görünüşü ise fikrîdir. (“Yani icattır” ibaresinin tercümede eklenmiş olup olmadığını bilmiyorum.)
İşte yol bu yoldur. Şimdi yapılabileceklerin en mükemmeli yarın gözünüze kusurlu görünmeye başladığında, bu yolda olduğunuzu, İbda sırrı üstünde olduğunuzu bilirsiniz.










