İSLÂM İNKILABI NASIL GERÇEKLEŞTİRİLMEZ?

Selim GÜRSELGİL

Eğer düzen değişimi niyetiniz varsa, Büyük Doğu denildiğinde, birtakım basit polemiklerden fazlasını anlamalısınız.

Bunlar için Büyük Doğu nedir? CHP karşıtlığı. İyi de CHP karşıtlığı için Büyük Doğu’ya ihtiyaç yok ki! Nesine karşıtlık CHP’nin? İşte kütüphanelere kapanıp çalışılması gereken ders! Düşüncede nedir, sanatta nedir, dinde nedir, fende nedir, iktisatta nedir, siyasette nedir, adalette nedir, içeride nedir, dışarıda nedir?

Bu derslerin hiçbiri çalışılmamış. İstersen sabahtan akşama şeriat de, hilâfet de, eğer bu “vasıta sistem-dünya görüşü” zaruretinden bîhabersen, kendine müslümansın demektir. Topluma, millete, ümmete bir hayrın olmaz. Niyet o olsa bile bu gidiş inkılâba varmaz.

O zaman ne olur? Eski hortumcuları indirirsin yeni hortumcular getirirsin. Düzen değişiminden tek anladığın bu olur.

Oysa insan emeğinin kıymetinin olmadığı yerde, sermayenin el değiştirmesi, zulmün el değiştirmesidir. Kötülüğü kâfir yapınca kötü, müslüman yapınca iyi midir? Kötülük kim yaparsa yapsın kötüdür. Ama iyi bir kimsenin yaptığı kötülük, kötü bir kimsenin yaptığı kötülükten daha kötüdür. Çünkü onun kötülüğü bizzat İslâm’a yönelir. Şöyle derler:

“İnançlı kimseler de ötekiler kadar zalim ve yiyici!” (İnanca bundan daha büyük kötülük yapılabilir mi?)

Hâlbuki Büyük Doğu dersine çalışan inkılâpçı, ilk derste öğrenir: “İçe doğru olmak, dışa doğru oldurmak!” Kendi içinde ve kendinde oluş yoksa, dışa doğru hiçbir zaman olmayacaktır. Kendin yiyici ahlâkına sahipsen, başkasına şeriat götüremezsin. Kendi çevreni, çoluk çocuğunu, yol arkadaşlarını, onların çoluk çocuğunu dizginleyemiyorsan istediğin kadar siyasî slogan at, istediğin kadar bağımsızlık hayali kur..

Laf diye anlatılır: Fatih İstanbul’u fethetmeden önce, birisi onun esnafına gitmiş, şunları şunları istiyorum demiş. Esnaf, “bunu veririm ama ötekini komşumdan al, o daha siftah etmedi” demiş. Ötekine gitmiş, o da…

Senin esnafın da böyle mi? Kan ağlayan, intihar eden, kazıklamak için bin yol deneyen kimselerin temsilcisi olarak, sen hangi İstanbul’u fethedip, hangi müjdeye nail olacaksın? Bizans ahlâkıyla Peygamber müjdesine mi ereceksin?

Mirzabeyoğlu anlatır: Hazret-i Ömer Bizans’a elçi göndermiş. Elçinin altına ipek halı sermişler. Elçi, “ben fakir fukaranın hakkı gaspedilerek dokunan halıda oturmam” demiş. Ebu Süfyan kâfirliğinde bile Bizanslılara Müslümanları anlatırken “Onların lideri halkın üstünde tepinmiyor, halkın arasında yaşıyor” demiş.

İmdi… İslâm inkılâbı birtakım dinî motiflere özgürlük tanıma mevzuu değildir. İslâm inkılâbı, İslâm’dan başka her düzeni reddetme ve yeryüzüne yalnız İlâhî düzeni hâkim kılma mevzuudur. Bâtıl ve zalim bir düzen içinde kazanılan her hak ve özgürlük kıymetli olabilir; ama sadece bir hak ve özgürlük kazanma hedefiyle sınırlı olmadığı takdirde… Bir hak ve özgürlük, hak nizâmı hâkim kılma mücadelesinin menzili olduğunda kıymetlidir. Kendi başına, görüyorsunuz: Başörtüsü mağduriyeti kalkınca yapacak bir şey kalmadı, cip rengi seçmekten başka…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin