TÜRK TEKNOLOJİSİ

Burhan Halit KOŞAN

“SIFIR; ALLAH’TAN BAŞKA HER ŞEY BATILDIR HÂLİ” (*)

Allah Resûlüne odaklı diyalektiği ile “kul” olmanın nasıl olunması gerektiğini gösteren ve kibar kelimeleriyle Kaf dağına köprüler inşa eden Efe’m böyle buyurdu. Evet, “melâmet” hırkası giydiği varlığıyla bizatihi “İsm-i Âzam” duasının kendisi olan Efe’m, böyle buyurdu. “Derviş” olma saltanatının kudretiyle “Ölüm Odası” makale serisini kaleme alan Efe’m böyle buyurdu. Dinimiz ve dilimiz başta olmak üzere, tarih, matematik, fizik, filoloji ve benzeri her bir alanda batılı sobeleyebilmemizi öğreten Efe’m, böyle buyurdu. Bu çağın İsm-i Âzam duası olan Kumandan’a lâyık olabilmemiz için, “Onlar uyanık, anlayışlı kimselerdir” buyuran Allah Resûlü’ne ümmet olabilmemiz için, ilim, bilim, kültür ve sanat alanları gibi, teknoloji alanında da var olmaya mecburuz. “Sıfır” hâlini, yani batıl olan her bir şeyi bastırabilmemiz ve tepeleyebilmemiz için, teknolojiye de hükmetmeliyiz…

Benim Atam, Oğuz KAĞAN!

AĞAÇ VAR, AMA KÖKÜ YOK!

Azametli mazimizin mirasını reddeden müesses nizâm, günümüzün gerçeklerinden haberi olmadığı gibi, yarının neleri getireceğinden neleri götüreceğinden de habersiz olduğunu söylemem malûmun ilâmıdır. Bu durum, bir teklifin sunulmaması, bir alternatifin olmaması değil, teklif edilenin değerlendirilememesi, sunulanın görülmemesi konusudur.

Çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam, erk makamını işgâl eden ve haddini aşan kaba softaların kalplerindeki katarakt ve küfür hezeyanları, “aydınlar aristokrasisi” teklifini görmelerinin ve işitmelerinin engelleridir… Benim Atam, Selçuk Han!

Mukaddes kitabımızın, “gözleri vardır ama onlarla göremezler” buyruğunun capcanlı hâli olan bu softalar, İlâhî geleneğin menşei olan Türkistan tarihimizi bilmiyor, hikmet ilminin ve irfan bilgisinin kaynağı olan Ol Resûl’ü inkâr ediyorlar. Aynı zamanda istikbâlin el feneri olan riyaziye-matematik ve fizik alanlarından da bîhaberler. Bîhaber oldukları için istikbâli göremiyor ve teknolojiye düşman kesiliyorlar. Yerel nizâm, hödük, çapulcu, serseri, tefeci, serkeş, haydut ve mürteci profillerin elinde olduğu için, her bir alanda mağdur olduğu gibi, teknoloji alanında da bu şarlatanlardan dolayı mağdurdur, engellidir.

YUSUFÇUK

Yusufçuk, yani helikopter, sinek değil, böcektir. Sinek, düşük teknolojiyi; yusufçuk böceği, yüksek teknolojiyi; Batı ile Uzak Batı’nın teknolojisi ise vahşet teknolojisini temsil etmektedir.

Fecaatin, felâketin, vahşetin temsilcisi olan bu üç teknoloji ekolü de cehennemin kalıntıları hükmündedir. Cehennem kalıntısı olan, demokrasi, liberalizm, hümanizm, Siyonizm, lâiklik ve benzeri safsatalar gibi, bu üç teknoloji ekolü de kaosun, kargaşanın, terörün, tedhişin ve karmaşanın teorisi ile pratiğinin manifestosudur. Sinek mecazı ile belirttiğimiz düşük teknoloji, yusufçuk böceği mecazı ile dillendirdiğimiz yüksek teknoloji, Batı ve Uzak Batı menşeli vahşet teknolojisinin kendi aralarındaki çatışması, çarpışması ve melezleşmeleri, referans ve odaklarının ayrı ayrı olduğunun delili değil, yöntem farklılıklarının göstergesidir.

Teknolojinin bu üç ekolünün de sömürü ve soykırım tabanlı olduğunu belirtmeliyim.

Üstadımızın, “Hikâyelerim” adlı eserinde dillendirdiği “Yusufçuk” hikâyesi malûmunuzdur. Çocukluğumda okuduğum bu eserdeki her bir hikâyesinin tesirinde kalsam da “Yusufçuk ve Hasene Bacı” hikâyesinde anlattıklarından çok daha fazla etkilendiğimi söyleyebilirim. Evet, öznemiz olan “Yusufçuk” kuşunun hem “ahiret” odaklı ileri teknolojiyi temsil ettiğini hem de sömürü ve soykırım tabanlı teknoloji ekollerini yenebilmemizin biricik yolunun bu cennet ekolünü takip etmemizden geçtiğine inanıyorum. Düşük teknoloji peşinde koşmak, bir bakıma ileri seviyede olan ülkelerin, endüstri ve teknolojide kendilerini takip eden ülkelere attığı en büyük kazıklardan biridir. Montaj teknolojisi ve türevleri ki, “ağır sanayi” denen kalpazanlık da düşük teknoloji şebekliğinin fotoromanıdır…

Kendisini egemen, bağımsız ve hür zanneden ülkeler, kendilerinin boyun eğmeme lüksüne sahip olduklarını zannederek, gelişmiş ülkelerin kendilerine tahsis ettiği düşük teknolojik faaliyetlere girişirler. Bu durum nostalji, fantezi ve distopya temellerinde yükselse de hasar bırakan ağır bir hüsranla neticelenir. Düşük teknolojiyi sinek mecazı ile, yüksek teknolojiyi yusufçuk böceği ile, Batı ve uzak Batı teknolojisini vahşet gerçeği ile, ileri teknolojiyi de yusufçuk kuşu ile kategorilere ayırmamız, teknolojiyi lime lime etmek ve parçalamak için değil, bir çözüm sunma gayretimizdendir. Bu hiyerarşik sıralama, teknoloji karşıtları ve teknolojiye tapınanlar arasındaki bayağı didişmelerden kurtulmamızı sağlar. Biz, yusufçuk kuşunun temsil ettiği “ahiret” odaklı ileri teknolojinin bir çözüm sunduğuna inanıyoruz.

İnsanların teknolojiyle olan tutkulu ilişkisini yok sayamayacağımıza göre, düşük teknoloji ve yüksek teknoloji arasındaki sahte karşıtlığın, insanın kendi kendisine yabancılaşmasını, duygu parametrelerinin yozlaştırdığını ve doğal zihin anlayışını çürüttüğünü söyleyebilirim.

Düşük veya yüksek teknoloji, insan fıtratına aykırı olan düşünce faaliyetlerini tetiklemekle kalmıyor, aynı zamanda fıtrata aykırı (terörizm, tefecilik, gasp, iğfal, tecavüz vb.) fiillerin de işlenmesine sebep olmaktadır. Düşük teknoloji ve yüksek teknolojinin doğasında bulunan cehennem kalıntısı öğeleri, yani vahşeti, sömürüyü, süflî cimriliği, kabalığı, tedirginliği ve benzeri her türlü çirkefliği teşvik etmesi insan fıtratına aykırılıklarını sobelemeye kâfidir.

Yusufçuk kuşunun temsil ettiği “ahiret-cennet” odaklı ileri teknoloji ve mahsulleri, insanın yaratılış fıtratına mutabık yaşamasının poliçesidir. İnsanın kendisine çeki düzen vermesini sağlayan ileri teknoloji, doğasında bulunan merhamet, şefkat, cömertlik, hoşgörü, tevazu, edep gibi güzellikleri uyandırması ve büyümelerini sağlaması da cabası. Sorumluluk hissini teşvik eden ve her bir insanı faili olduğu fiillerinden mesul tutmayı şiarındaki ahiret odaklı ileri teknoloji hem Türk teknolojisi hem de kim olduğumuzun temel göstergelerinden biridir.

Teknoloji dediğimiz olgu: Din, dil, ilahi gelenekler, semboller, düşünce, tefekkür, murakabe, örf, folklor, ütopya, zanaat, tarih, ideoloji ile kültür ve sanat ağının bir bileşenidir diyebiliriz.

Bu itibarla her bir teknoloji ekolünün anlayışı da bir fert veya bir devletin ne olduğunu veya ne olmadığını ele veren bir parametredir. İnsanlar arasında arabuluculuk vazifesi gören teknoloji, aynı zamanda yapay ve doğal olan arasındaki uçurumu derinleştirir ve flü hâle getirir. Analitik bir bakış açısıyla söyleyecek olursam, teknolojinin olumlu veya olumsuz baskınlığı, sosyal ilişkileri düzenleme işlevi, önceliklerinin, kolektif bir şekilde örgütlenmiş yapılar tarafından belirlendiğini söyleyebilirim.

Bu yapıların ürettiği teknoloji, fertleri, yapıları ve devletleri kendi istedikleri ve arzuladıkları şekilde düşünmeye, davranmaya ve kendi menfaatlerine göre hareket etmeye teşvik edici olduğunu gözlemleyebiliriz. Desteklenen ve teşvik edilen üç teknolojinin türü, asimetrik ilişkilerin dengesiz, bilgi paylaşımının adaletsiz bir formatta şekillenmesini besler ve aynı zamanda kolaylaştırır. Bilimin göreceliliği ve teknolojinin doğasındaki belirsizliğe rağmen, yapay zekâ ile web servislerinin tükettikleri elektrik ve su miktarlarının bile, emperyalizmin genetiğinde bulunan sömürü ve sömürgeleştirme odaklı olduğunu anlamamıza kâfidir.

İnternetin yarı verisini bünyesinde barındıran, Amazon Web servisi sunucularının İstanbul nüfusu kadar elektrik ve su tüketimi küresel sömürüyü anlamaya ve anlatmaya yetmez mi?

Bir yapay zekâ servisinin 100 bin hanenin kullandığı elektrik ve suyu tüketmesi, küresel sömürüyü anlamaya ve anlatmaya yetmez mi? Bugün, bütün TV kanallarının ve medyanın her gün aynı saatte aynı yalanları söylemesi, doymak bilmeyen emperyalizmin çirkefliğini ve şirretliğini anlamaya ve anlatmaya yetmez mi?

YEK NAZAR- EPİFANİ

Klâsik olarak ifade edecek olursam, aydınlanma ve ilerleme, bakış, yani ulvî bir nazar ile olabileceği gibi, bilgi, eğitim ve siyasî reformlar yoluyla da sağlanabilir. Modern perspektifle ifade edecek olursam, aydınlanma ve ilerleme, teknoloji kavramı ile birebir eşleştirilmekte ve ilişkilendirilmektedir. Birincisi sebebe, ikincisi sonuca odaklanan tarifler olsa da bizler, sebeplerde sonuçları, sonuçlarda sebepleri görebildiğimiz için, ikisinin izdivaç şahidi olur, yolumuza devam ederiz. Necip Fazıl Kısakürek ile başlayan asil irademiz, Kızılelma’mız Büyük Doğu İmparatorluğu olduğuna göre, ulvî olan her bir şeyi almaya ve toparlamaya mecburuz… Özel kuvvetlerin mavi kurtlarına selâm; Emirim Timur Han’a bin selâm olsun!

TUTKU

Modası geçmiş ve pek kullanılmayan bir kelime olan “tutku” kelimesini başa alarak ifade etmeliyim ki, siyasî ve sosyal hayatın her bir alanı bizi ilgilendiriyor. Duyguların doğasındaki yoğunluğun ve hislerin doğasındaki kalıcılığın mahsulü olan “tutku”, dinamizmin kaynağı olduğu gibi, siyasi ve sosyal ideallerimizi gerçekleştirmenin de itici motorudur. Hani demem o ki, hakikate bağlı tutkumuz ile ütopyamızın, idealimizin, ülkümüzün ve kurucu bir faaliyet olarak alabileceğimiz teknolojimizin önündeki beşerî güçlerin her biri diz çökmeye ve aciz kalmaya mahkûmdur. Emirim Timur Han emrindeki komutan Esenboğa’ya selâm olsun!

TÜRK TEKNOLOJİSİNİN RİTMİ

Din, dil, tarih ve musikî gibi, teknoloji de bir milletin kimlik göstergesidir. Nasıl ki, her milletin anlaşma vasıtası ve kültür birliğini belirleyen bir lisanı, duygularının ve hislerinin kimliğini biçimlendiren musikîsi olduğu gibi, teknoloji de bir milletin istikbâle ait ideâlinin birliğini ve dirliğini sağlayan enstrümanlardan biridir. Her bir milletin hikâyesini, hüznünü ve neşesini, yani millî hafızasındaki değerlerinin ve erdemlerinin ipuçlarını, o milletin melodi kıvrımları ile ritim dalgalarının ayrıntısından öğrenebileceğimiz gibi, istikbâle ait ne düşündüğünü, ne plânladığını da teknoloji referanslarına ve hedeflerine bakarak görebiliriz.

Yusufçuk kuşunun temsil ettiği “ahiret-cennet” odaklı ileri teknoloji anlayışındaki referans odağımızın Necip FAZIL KISAKÜREK ve kurucu bir faaliyet referansımızın da Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU olduğunu ifşa etmeliyim. Evet, “Sefine” başta olmak üzere “Madde Nedir?” ve “Erkam” eserleri, teknolojinin fiziki kanadını, “Yağmurcu” eserinin de tasavvuf ve metafizik kanatlarını yapılandırdığını söyleyebilirim. Cicim, metafizik, tasavvuf değildir!

Takdir edersiniz ki, tehditlere karşı bir şeyler yapmak için çaba sarf edenler var olduğu gibi, tehdidi tırmandırmak için hareket edenler de vardır. Yusufçuk teknolojisi fizik ile tasavvufun müşterek mahsulü, algoritması ve yazılımıdır. Müşahhasta maddî nesnelerin elbiselerini giyse de teorik olarak ilâhî geleneğin temsilcisi olan tasavvuf, Türk sembolleri, örfümüz ve kadim tarihimizin parametrelerinin tabanına dayanır. Hani demem o ki, Türk teknolojisinin ritmi kesinlikle ve kesinlikle bu tabanda yeşerebilir ve mahsullerini verebilir. Bu temel esas ve usûl üzerinden “ışığa gem vurulması”, eşyanın nakli, gençlik iksiri, organ üretimi, leblebi büyüklüğünde nükleer bombalar, rüzgârın denetim altına alınarak yönlendirilebilmesi, kara delikler üzerinden düne ve yarına ait ses ile görüntü çalışmalarında başarı sağlanabilir diye düşünüyorum. Bu temel esas ve usûle uygun olunmadığı takdirde de her türlü çabanın akamete ve her türlü faaliyetin neticesinin hüsranla sonuçlanacağına inanıyorum.

İmparatorluk dönemlerimizdeki adaletli toplum yapımızın, Cumhuriyetin ithal ettiği “eşitlik” müptezelliğiyle yozlaştığını ve çürüdüğünü gözlemleyebiliriz. Bu zihniyet zehirlenmesinin etkisiyle hem muhafazakârların, hem liberallerin, veya hem Marksistlerin hem Ülkücülerin batıl odaklı teknolojik ilerlemeyi sahiplenmeleri, savunucuları olduğunu görmek, acınacak halimizin resim karesidir. Bu ortak paydaları, adaletin hâkim olduğu bir toplum düzenini değil, eşitlik denen müptezellik altında sınıf farklılıklarına dayanan adaletsiz bir toplumun devamına destek verdiklerinin alâmetidir.

Günümüz teknolojisi, insanların arzu ve beklentilerini sorgulamak ve anlamak yerine, nasıl sömürüleceğine endekslidir. Günümüzün teknolojisi, insanların duygularını gıdıklayarak tüketime yönlendirmeye ve aynı zamanda satışa sunulan ürünlerin dezavantajlı yönlerini gizlemek ve örtmek üzerinedir. Eyvah! Pabucu dama atan ahi teşkilâtımız da yok artık!

İnsanoğlunu tahrip eden ve fazlasıyla baskın durumda bulunan günümüz teknolojisinden kurtulabilmemiz için, “Büyük Doğu” medeniyetimizi inşa edebilmemiz için, öznemiz olan teknolojiyi de dönüştürmeye ve inşa etmeye mecburuz. “Niyet, amelin ruhu ve hayatıdır” şiarı ile Yusufçuk kuşunun temsil ettiği “ahiret-cennet” odaklı ileri teknolojisini veya Türk teknolojisi takdimimizi, Üstad’ın “Feza Pilotu” şiirinin dizeleri ile kapatalım:

“Ve mekândan arınmış ve zamandan ilerde
Fezayı teslim alma sırası bizimkilerde.
Bizimkiler ışığa gem vurur da binerler
Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler.”

(*) Ölüm Odası makale serisi no: 335

(Not: ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, “Eğer İsrail’i sevmiyorsanız, cep telefonunuzdan kurtulun. İsrail olmasaydı cep telefonunuz olmazdı.” demiş… Oysa bugün İsrail ve Batı’nın teknolojide her işlerini görürken kullanmak zorunda oldukları “Cebir” İslâm’ın malı, “sıfır” müslümanların buluşu… Ve esasında, “peygamberler olmasaydı, medeniyet olmazdı”… Utanmaz adamın, kendi iddiasına göre kendi varlığı havada kalmaya mahkûm… Bu tarihi olguların yanında, işin bir de pratik yönü var ki, o da İslâm dünyasının bugün aşağılanmaya muhatap olacak şekilde geri kalmış ve katillerinin eline bakıyor olması. Onlar nasıl ki cebir ve sıfırı kullanarak bu günlere geldiyse, biz de düşmanın silâhıyla silâhlanın ölçüsünce, aslı bizde olan teknolojiyi kullanıp, onları da geride bırakacak şekilde daha da ilerisini inşa etmekle mükellefiz. Teknoloji, yapmak varlık… Ve esasında bugün İslâm dünyası, bütün dünyaya ihtiyacı olan en ileri teknolojik buluşu sunuyor: Büyük Doğu-İBDA’yı… Büyük meselemiz ise, müslümanlar olarak elimizdeki bu en üstün teknolojinin kıymet ve değerini bilmiyor oluşumuz. Teknolojinin, “yapma varlık” tavsifine mutabık olarak Büyük Doğu-İBDA, insanlığın ulaştığı en ileri, en yeni ve insanlığın muhtaç olduğu en elzem teknolojik merhaleyi ifade etmektedir. – Adımlar)

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin