MERKAVA KATLİAMI
Oğuz BEKDEŞ
Hizbullah, Güney Lübnan’da yeni “Merkava Katliamları” gerçekleştiriyor…
Hizbullah, Mart ayının sonundaki çatışmalar esanasında Lübnan’ın güneyinde ve işgâl altındaki Filistin’in kuzeyinde 21 adet Merkava tankını bir günde imha ederek veya etkisiz hale getirerek tek bir günde 87 operasyonla rekor kırdı.
Böylece Hizbullah’ın Lübnan’a yönelik Siyonist saldırgan savaşına karşı direniş operasyonlarına yeniden başladığı 2 Mart’tan bu yana toplamda 100 civarı Merkava imha edilmiş oldu.
“Merkava Katliamı”, 2006 savaşında benzer bir operasyona verilen isimdi. Bu operasyonda, Hizbullah savaşçıları (iddialara göre sadece üç kişiydi), Vadi el-Hucyer Muharebesi’nde en az 25 Merkava aracını imha etmiş ve 34 İsrail Silâhlı Kuvvetleri askerini öldürmüştü. Siyonist işgâlciler daha sonra Lübnan’dan tamamen çekilmek zorunda kalmış ve büyük bir utanç yaşamışlardı.
Peki bir Merkava tankını imha etmek için ne gerekir? Direnişin kullandığı güdümlü füzelerin maliyeti on binlerce doları buluyor; bu rakam, imha ettikleri tankların maliyetinin sadece küçük bir kısmını oluşturuyor. Tankların üretimi 6 milyon dolar ve 2 yıla kadar sürebiliyor.
Direniş füzesinin Merkava tankının kompozit çelik zırhını deldiği bu ân, Siyonist varlığın on yıllarca süren işgaline ve dünyanın en güçlü imparatorluğu tarafından desteklenen soykırımına karşı verdikleri mücadelede gösterdikleri on yıllarca süren sabırlı fedakârlığı, amansız hazırlıkları ifade ediyor. Bir Merkavanın vurulduğu ân, bir saniye içinde, Direniş Ekseni ile tüm zenginliklerini ve teknolojilerini seferber edebilen, ancak sömürgeci zihniyetleri yenilgiyi kabul etmeyen bir halkla nasıl savaşılacağını kavrayamayan ABD-Siyonist askerî-sınaî kompleksinin gücü arasındaki savaş alanının asimetrik hatlarını aydınlatıyor.
Her direniş füzesinin ardında, emperyalist hegemonyaya karşı savaşmak için üretilmiş devasa bir endüstriyel altyapı var; binlerce kilometre uzaktaki savunma laboratuvarlarında ve fabrikalarında çalışan işçiler, dünyanın en sıkı gözetim ve baskı altındaki kaçakçılık rotası üzerinden taşınan her bir malzemeyle kurtuluş mücadelesine katkıda bulunuyorlar; bu rotanın büyük bir kısmı, 2024 savaşından ve Suriye’nin egemen hükümetinin emperyalistler tarafından devrilmesinden sonra yeniden inşa edilmek zorunda kaldı.
Suikasta kurban giden liderliğin gölgeleri var; halefleri, direnişin varoluşunun tamamındaki en zorlu engellerle karşı karşıya kaldılar: büyük kayıplardan sonra güçlerini yeniden canlandırmak ve örgütlemek, bu sırada dünyanın büyük bir kısmı onları sonsuza dek ölü ve yenilmiş ilân etti.
Ancak onlar, küllerinden doğmak zorundaydı ve doğdu. On binlerce şehidin aydınlık yolundan ve onları hâlâ savaş alanına doğru yönlendiren annelerinin feryatlarından ilham alıyorlar.
Ve her şeyden önemlisi, her füzenin, her merminin, her direniş savaşçısının ardında, direnişin halk beşiği, yani topluluklarının kayıpları düşmanın kayıplarından çok daha büyük olsa bile yeni nesil savaşçılar yetiştirmeye devam eden kitleler vardır.
Peki bu dinamiği düşmanın kendisinden daha açık bir şekilde kim dile getirmiştir? 2006’da Siyonist askerler Güney Lübnan’ı işgâl ederken komutanlarını arayarak tahliye edilmeyi talep ettiler:
“Onları yenemeyiz”, diye paniklediler ve çok daha derin ve kaçınılmaz bir gerçeği ortaya koydular. “Hizbullah hayaletler gibidir. Onları görmeyiz, sadece ölürüz. Lütfen bize yardım edin, hayaletlerle savaşıyoruz. Bunlar Hasan Nasrallah’ın asla ölmeyen askerleri…










