ŞEHÎD ÜNSAL ZOR BELGESELİ: Mazideki istikbâl… İstikbâlden hatıralar…
İBDA Mücadele Tarihinin 40. yılının şehidi olarak, şehâdetiyle mücadele arkadaşlarına ve yeni imân gençliğine örnek olan; bu örnek hayatıyla pek yakında ….
İBDA Mücadele Tarihinin 40. yılının şehidi olarak, şehâdetiyle mücadele arkadaşlarına ve yeni imân gençliğine örnek olan; bu örnek hayatıyla pek yakında ….
Şehidimiz Ünsal Zor’un aziz hatırasına… ÜN SAL’MIŞ AKINCI Bir tebessüm sanma nisyan gibidir; Bu suskun bakışlar isyan gibidir. *** Vurulur hasretin kanlı kırbacı; Hatıra bahçesi hüsran gibidir. *** Zulüm teknesinde yenik tevekkül Sabır tarlasında yılan gibidir. *** Güneş yere indi bir mızrak boyu; Kıyamet önü toz duman gibidir. *** Kükreyişi, ün salmış akıncının Gaza meydanında aslan gibidir. *** Ölüm değildir bu mevsimde açan! Sanmayın şehâdet hicran gibidir. *** Yoksa mavi bayrak, Başyüce yoksa Bütün kavuşmalar yalan gibidir. *** Kendi toprağımız gurbet olsa da; O nizâmda her yer vatan gibidir. *** Susuyorsak sanma nisyan gibidir! Bu suskun bakışlar isyan gibidir. Hakan YAMAN
Ressam gönüldaşımız Aydın Alkan’ın retrospektif (geçmişten bugüne eserlerinden seçmeler) resim sergisinin açılışı, 24 Mart 2019 Pazar günü ADIMLAR Fikir – Kültü
Gençlik yangınının ilk güneşinde, Kayan bir yıldızın sırrı peşinde Yolum izlerine düştü.
bir şiir kalmalı her aşktan geriye sürgün yemiş gizli kelimelerden
Platform Başkanımız Sayın Ali Osman Zor ile Emel Zor Hanım’ın Gogol’un Ölü Canlar üzerine yazmış olduğu yazı ve Gogol’un kahramanı Çiçikov’dan yola çıkarak sahtekârlık meselesini konuşurken, ben kendisine, geçenlerde Borges okuduğumu ve Borges’in de müthiş bir sahtekârlık hikâyesi anlattığını aktardım. Kendisi de bana, “sen de onu yazsana!” deyince, hikâye değerlendirmesi yazmak da nasip oldu.
NASTENKA (Hakan YAMAN – Şiir) Köprüleri yağmura kurmuşlar nastenka ıslandıkça seni beklerim, yalnız seni….
Onu iskeleye bitişik falezlerin hemen üstüne kurulmuş Tophane Parkı karşısı ile Ordu Evinin arasına sıkışık dar bir yoldan çıkılan kitapçılar sokağında, meşhur bir sahafta tanımıştım. İnsanın derisine yapışan tuzlu, aksi ve kızgın Antalya güneşinin pişirdiği öğle saatlerinden hemen sonraydı. Bu demlerde yaprakları hafiften kıpırdatan belli belirsiz ıslak ve rutubetli bir esinti bile ölü bir gezegenin aydınlanması gibi ürperti verir.
Bir köke bağlanmayan, temelsiz, dayanaksız, geldiği ve gittiği istikâmet belirsiz her meseleye “soysuz” damgası vurulsa yeridir. Soysuz felsefe, soysuz ideoloji, soysuz tarih, soysuz iktidar, soysuz muhalefet, soysuz edebiyat ve tabii … Read More