FATİH’DEN 1 MAYIS’A MEYDANLARA

Her sene olduğu gibi bu senede BAGİ Platformu olarak 1Mayıs işçi ve dayanışma gününde Fatih Cami avlusunda buluştuk. Fakat bu seneki 1 Mayıs’ın üç ayların başlangıcına ve Regaip Kandili’ne denk gelmesi bizim için daha bir öneme haiz ve heyecan verici oldu. Antikapitalist Müslüman kardeşlerimizle içten selamlaşarak yürüyüşümüz için saatimizi beklemeye başlamıştık.. Hava geçen sene 1 Mayıs’a göre kapalı ve soğuktu..Geçen seneye göre aynı şekilde iktidarında ruhunun bu millet ne kadar kararmış olduğunu gördü.. Maddi ve manevi kararmış bu ortamda “Duyun gönüldaşlarım duyun, İşitin beni düşmanlarım işitin, ipten henüz döndüm ama, çok şükür uslanmadım” sözlerinin bulunduğu Salih Mirzabeyoğlu’nun pankartıyla yer almıştık.. Fatih Cami avlusundan çıkarak merdivenlerden inmeye başlamıştık.Ana cadde, Fatihin ana caddesi görülüyordu.. Ama Fatihin nesli… Fatihin nesli olan bizler bu şuur ve bilinçle tek kalsak da davamızdan dönmemeyi kendimize ilke edinmiştik.. Salih Mirzabeyoğlu 17 yıldır cezaevinde direnirken, Müslümanların yataktan kalkmamak için direndiği bu günde ön saflarda bulunmalıydık… Onları ne kıyama kaldırabilirdi bilemiyoruz.. Bizler her gün önümüze çıkacak fırsatları değerlendirmeye, sesimizi duyurmaya çalışacağız. Yılmadan, yıkılmadan mücadelemizi sürdüreceğiz. Sürdürmeliyiz.. Bu düşüncelerle Haşim İşcan geçidine doğru yaklaştığımızda yolumuzun polisler tarafından kesildiğini gördük.Eminönü’ne gidemeyeceğimiz bildirilmiş.. Buradan sessizce dağılmamız “emredilmişti”… Devletin resmi bayram ilan ettiği gün kutlama yapmak yasaktı.. Yasak.. Yasaksa niye bayram ettiniz.. Komedi her türlü biçimde kendini gösteriyordu. Saklamak istedikleri halkın gücüydü.. Ve bu halk birleştiğinde önünde hiçbir gücün duramayacaklarını biliyorlardı.. Israrla dağılma anonsları yapılıyordu. 2 kez, 3 kez bizde tık yok. Tekbirler salavatlar eşliğinde Eminönü istikametine doğru ilerleme kararı aldık ve ilerlemeye başlamıştık… Önümüzde kalkanlı polisler set oluşturmuşlar… Ara her saniye kapanıyordu.. Ve muhteşem final polisin sıktığı gaz, direnişçilerin ellerindeki sopaların kafalarına inmesi ile devam ediyordu. Onlar bir adım geri çekilirken bizlerde bir adım geri çekilerek mevzimizi korumaya, direnişi sürdürmeye devam edecektik. Elimdeki pankartla Polis kalkanını ittirdiğimi dört beş polisinde aynı şekilde beni itmeye çalıştıklarını hissedebiliyordum.. Geri püskürtmek istemişlerdi. Kalkanın altından bir anda polis tekmeleri gelmeye başlamıştı.. Arkadaki arkadaşların polislere “tekme atmayın lan” diye bağırmaları geliyordu..Kendimi kaptırmış bir şekilde mücadeleye devam ederken arkama baktığımda arkadaşların geri çekildiğini siper aldığını gördüğümde ben de geri çekilerek sloganlarla motivasyonu arttırmaya başladım.. Bir gönüldaşın, abi bana niye tekme atıyorsun demesi üzerine hatırlamadığımı söyleyerek gülümsedim.. Gözüm yanmaya başlamıştı. Arkadaşların sprey sıkmasıyla biraz rahatlamıştım.. Ortalık biraz sakinleşmişti..Polisin izin vermeye niyeti yoktu… Geriye dönerek ters istikametten Eminönüne inmeyi deneyecektik.. Döndük ve ilerleyişimiz vezneciler istikametine doğru başlamıştı.. Başlarken polislerin attığı gaz fişekleri önümüze düşmeye başlamıştı.. Müdahele etmeye başladılar.Dağılmamaya çalışıyorduk.. Tekbirlerle salavatlarla bir arada bulunmaya çalışıyorduk. Parka doğru çekilme kararı alarak parka ilerlediğimizde polis tuttuğuna joplarla saldırarak gözaltına alıyordu.. Onlar gözaltına almaya çalıştıkça biz polislere doğru koşarak arkadaşlarımızı kurtarmaya çalışıyorduk. Kurtarmaya gidenlerde gözaltına alınmaya başlamıştı.. Parkın içinde yaşanan kovalamaca da Camiye sığınarak rahat bir nefes alabildik… Gözlerini kin iktidar hırsı bürüyenlerin başörtülü Müslüman bacılarımıza saldırması, aynı şekilde Müslüman kardeşlerimizi darb etmesi gözaltına alması kabul edilemez bir olaydır.. 10’a yakın arkadaşımız gözaltına alındı… Bir o kadarda yaralı arkadaşımız var… Elimizde ne taş ne de sopa bulunuyordu…Sadece yüreklerimiz.. Yüreklerimizle oradaydık… Ve yine olacağız. 1 Mayıs da teslim olmadık gücümüz nisbetinde direndik. Gaz yedik jop yedik. Haram yemedik.. Çalmadık çırpmadık. “Bide”li villalarımız olmadı.. Olmayacak da.. Firavunların saltanatlarını sallayacağız ve yıkacağız… İnanıyoruz… Bir gün ama bir gün mutlaka… Allah bizimle.. Yaşasın İslâm’ın İzzeti Kumandan Salih Mirzabeyoğlu! Tufan ERSÖZ ADIMLAR DERGİSİ

1 MAYIS = SIKIYÖNETİM

AKP Rejimi 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmaması için elinden gelen her şeyi yapmakta. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu sabah saatlerinde yaptığı açıklamada ‘Taksim’de kutlama yok’ dedi. Valinin açıklamalarına sendika ve sivil toplum kuruluşlarının cevabı gecikmedi. 1 Mayıs Komitesi, “Akıl dışı hukuk dışı yasağa karşı biz Taksim’deyiz” çağrısı yaptı. Gerilimin tırmanması üzerine İstanbul Valiliği’nden olağanüstü 1 Mayıs “önlemleri” geldi. Bu önlemlere göre Metrobüs, Vapurlar çalışmayacak. Rejim, Taksim’e çıkılmaması için her türlü zorluğu, önlem adı altında çıkartacak gibi. Valiliğin açıklamasına göre Taksim Meydanı için “konumu itibariyle yüksek katılımlı toplantı ve gösterilere uygun değildir.” Ama aynı rejim iktidarı (AKP), 2010 yılında Taksimde yapılan 1 Mayıs’la alakalı, “Artık 1 Mayıs, Hem Bayram, Hem Taksim’de. Kutlu Olsun” diyordu. O zaman Taksim’in konumu gayet iyi ve havadardı, ama şimdi uygun değil, havalar bozuk… Nemelâzım, sayın başbakan tekrar hançerlenir falan… Bunlar yalancı ve hırsız olduğu kadar dönek de… İktidarın bu “önlemleri”ne karşılık olarak DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin oluşturduğu 1 Mayıs 2014 Komitesi, Taksim’deki kutlamalarla ilgili DİSK Genel Merkezi’nde açıklama yaptı. Açıklamanın satırbaşları şöyle: DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin oluşturduğu 1 Mayıs Komitesi: Akıl dışı hukuk dışı yasağa karşı biz Taksim’deyiz. Yarın 1 Mayıs, tertip komitesi adına 1 Mayıs birlik dayanışma mücadele gününün başta Taksim olmak üzere tüm Türkiye’nin alanlarında işçileri çalışanları emek dostlarının yan yana omuz omuza birlikte kutlayacağı bir gün olması dileğiyle Türkiye işçi sınıfının ve dünya emek hareketinin birlik günü kutlu olsun diyorum. Bugün kutlanacak olan başta Taksim olmak üzere Türkiye’nin tüm alanlarında birlikte yapacağımız bu basın açıklamasındaki görüşlerimizi görüşlerimiz paylaşmak istiyoruz. FİİLİ SIKIYÖNETİM Akıl dışı ve hukuk dışı yasağa karşı biz Taksim’deyiz. Türkiye 2014 1 Mayıs’ında AKP hükümetinin ilan ettiği fiili sıkıyönetim koşullarında giriyoruz. 60’ın üzerinde kurumun katılacağı 1 Mayıs kutlamaları hükümetin hukuk dışı yasağıyla engellenmek istenmektedir. 2010 2011 ve 2012 de yüzbinler kişinin katılımıyla Taksim alanında gerçekleşen kutlamalar maalesef yasaklanmaktadır. 2010 yılında 1 Mayıs hem bayram hem Taksim Meydanı’nda afişler asan AKP’nin tutumu tutarsızlıktır. 1 Mayıs’ta işçiler çıkarsa kent yaşamı etkilenir demek İstanbul’da yaşayan 15 milyonu cezalandırmak akıl dışıdır. En başında beri hükümeti akla ve hukuka uygun olmaya çağırdık. Aldığımız tek yanıt 21 Nisan’da Taksim’de üzerime gönderilen polis ordusu oldu. Cumhurbaşkanı’ndan randevu istedik, meşgulüm yanıtı aldık. ŞIMARIKLIK… KABADAYILIK Şımarıklık ve kabadayılık gibi söylemlerle hedef alındık. Biz bu ülkenin geleceğini emeğe demokrasiye yaşama dair 1977 1 Mayıs’ın hatırasını yaşatmaya çalışıyoruz. Bu süreçte bir hükümet üyesi kanlı 1 Mayıs’ı hatırlattı ve 1 Mayıs bayram olmaktan çıkacak ifadeleri kullandı. Bunu tehdit unsuru olarak kullananları kınıyoruz. Şenlik havasında hazırlıklarımızı sürdürürken, panik ve korkuyu fark ettik. Biz halkımıza güveniyoruz. Sizler tek bir kişinin aklına gelenin ağzından çıkanın kanun olamayacağını, geçtiğimiz yılın mayıs ayından itibaren gösterdiniz. Türkiye’nin eski Türkiye olamayacağını iktidara hatırlatmak şart olmuştur. 1 Mayıs’ta tüm yollar Taksim’e çıkacaktır. “Her yer Taksim, her yer direniş, yaşasın 1 Mayıs” diyoruz. ADIMLAR HABER – YORUM

HEM HIRSIZ, HEM YÜZSÜZ!

17 Aralık kırılmasıyla başlayan Erdoğan Cemaatiyle Gülen Cemaati arasındaki çatışma, başbakan ve oğlunun hırsızlıkla alakalı ses kaydı yayınlanmasıyla zirve yapmıştı. O zaman Tayyip Erdoğan ses kaydında oğlu Bilal’e; “operasyon var, paraları sıfırla” demişti. Gel zaman git zaman, dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demir, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı. İlk etapta kimse ne olduğunu anlamamıştı. Fakat Başsavcı’nın unuttuğu bir şey vardı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun milletvekilliği dokunulmazlığı vardı. Yani savcının yaptığı Anayasaya aykırı bir durumdu. Gelen tepkiler üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çağrının”sehven” olduğunu açıkladı. Çağrı geri çekilirken, soruşturma dosyası da Savcı Demir’den alındı. Burada herkesin kafasına bir soru takıldı… Kılıçdaroğlu’ndan şikayetçi olan kimdi? Zaman geçtikçe şikayetçi de ortaya çıktı… “Şikayetçi – Madur” Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan. Şikâyet gerekçesi de; 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra yaptığı açıklamalarla kendisine hâkaret ettiği iddiası. Burada ilk suçlu, âdeta AKP milisi gibi davranan Başsavcı Mehmet Demir… Bir hukukçu, bu yaptığı işin suç olduğunu bilmelidir. Garibanın birinin bir işini günlerce, hatta aylarca sürüncemede bırakanlar, iş Başbakanın oğluna gelince anayasa-manayasa dinlemeden, hem de ana muhalefet parti liderini şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırabiliyor. Haberin yayılmasından sonra, ilk tepkiler CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi’den geldi. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ifadeye çağırılmasıyla ilgili olarak, “Şikayetçinin kimliği ile Sayın Kılıçdaroğlu’nun daveti yan yana getirildiğinde bunun sehven yapılmadığını düşünüyorum. Anılan savcı suç işlemiştir. Böyle bir suç hiç kimsenin koruması altında olmamalıdır” dedi. Akif Hamzaçebi’den sonra açıklamada bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ifadeye çağırılmasının Bilal Erdoğan’ın şikayeti üzerine yapılmış olmasına sert tepki gösterdi. “Ar damarı çatlamışlık tam da budur” diyen Tekin CHP’nin bu meseleyi “namus meselesi” haline getireceğini söyledi. Tekin açıklamanın devamında, şikayetçinin Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan olduğunun ortaya çıkmasının kendisine bir Nasreddin Hoca fıkrasını hatırlattığını belirterek “Hırsızın hiç mi suçu yok”dedi. Tekin şöyle konuştu: “Hırsız var diyene hırsız tarafından yargı sopası gösteriliyor. Gözdağı veriliyor. Tarih bunları utanç düzeni olarak yazacaktır. Bu konu bana Nasreddin Hoca’nın fıkrasını hatırlattı. Hırsızın hiç mi suçu yok demişti hoca. Bu tam da bugüne uygun. Bu durumu bütün kamuoyunun vicdanına sunuyoruz” *** Devamlı Hz. Ömer’den örnek veren Başbakan kolunu neden kütükten kaçırıyor, merak ediyoruz. Yine Hz. Ömer’den örnek veren başbakan oğlunu kırbaçlamayı düşünüyor mu? Yoksa yine aynı kolpayla mı karşı karşıyayız? Bizim bildiğimiz Hz. Ömer oğluna “paraları sıfırla” demezdi… ADIMLAR HABER – YORUM

İBDACILAR DA 1 MAYIS’TA TAKSİMDE OLACAK!

İBDA-C örgütünün lideri olmak suçundan müebbet hapse çarptırılan Mirzabeyoğlu’na özgürlük taleplerini 3 yıldır 1 Mayıs alanlarından yinelediklerini söyleyen Büyük Anadolu Gençlik İnisiyatifi sözcüsü Tufan Ersöz, bu 1 Mayıs’ta da Taksim’de olacaklarını söyledi. Fatih Camii’nden Taksim’e yürüyeceklerini belirten Ersöz “Peygamberimizin buyruğu ezilenin, sömürülenin yanında olmayı öğretir. Buradan hareketle yine 1 Mayıs’ta olacağız. Hem işçinin, emeğin yanında olduğumuzu hem de Mirzabeyoğlu’na özgürlük talebimizi yineleyeceğiz” dedi. BAGİ yaptığı duyuruda yer ve saati; “1 Mayıs’da Fatih Camisinden Taksim’e yürüyoruz… Firavun Düzenlerini başlarına yıkacağız… Saat:10.00’da tüm Müslüman kardeşlerimizle Omuz Omuza..” diye bildirdi.

İşbirlikçiler Sünnî Müslümanları Suda Boğuyor

ABD işbirlikçisi Maliki yönetimi Irak’ta Sünni Müslüman halka karşı cinayetlerine hız veriyor. En son Fırat Nehri üzerindeki baraj kapaklarını açan işbirlikçiler,kadın çoluk çocuk birçok masumun ölmesine yol açmıştır. Yerleşim yerlerini ve tarım arazilerini kullanılmaz hâle getiren bu sular, sel halinde Bağdat’a ulaşmıştır. Bu konuyla alakalı Şehid Saddam Hüseyin’in torunu Mesut Uday Saddam Hüseyin geçtiğimiz Pazar günü yapılan istişare toplantısında şunları söylemişti: “Bugün Türkiye, Afganistan ve Libya’da, Ilımlı İslamcı ve emperyalist ABD’nin kuklası BOP’çular iş başındayken, Irak’ta ise ABD işbirlikçisi Şii ve”BOP”çu bir iktidar vardır. Maliki iktidarı, Irak’taki Saddam Hüseyin’in Genel Kurmay Başkanı İzzet Düri liderliğindeki Cihad ve Kurtuluş Yüksek Komutanlığı ve Sünni aşiretlerin kurduğu “Irak Devrimcileri Askerî Konseyi”nin örgütleyip yürüttüğü, halk direnişini kanla ve silahla bastırmak için elinden geleni yapmaktadır. ABD işbirlikçisi Malik yönetimi Irak’ta Müslüman halka karşı ABD’den aldığı silahlarla saldırmaktadır. Maliki yönetimin vahşeti o kadar büyük bir boyuttadır ki, emperyalizmi karşı halk direnişini bastırabilmek için Fırat nehri üzerindeki barajların kapaklarını açtırmıştır. Barajlardan salıverilen azgın sular Samarra, Anbar, Felluce gibi birçok şehri basmış, kadın çoluk çocuk birçok masumun ölmesine yol açmıştır. Yerleşim yerlerini ve tarım arazilerini kullanılmaz hâle getiren bu sular, sel halinde Bağdat’a ulaşmıştır.” ADIMLAR HABER – YORUM

ÜÇ AYLARINIZ MÜBAREK OLSUN

Bu Üç Aylar, başta Kumandan Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere, haksızlığa ve zulme direnen bütün esirlerin özgürlüklerine kavuşmasına vesile olur İnşallah. Bu hedef doğrultusunda, “DUAYI İCRADA ARAMA” şuuruyla “çaba ve gayret”lerimizin artması, Allah’tan tek dileğimiz. Bütün mücahitlerin, onları “donatanların”, ailelerinin ve dua edenlerin üç aylarını kutlarken, “şehitlik şuuru ile iş yapma zevkine erdirmesi duasını Allah kalbimizden ve dilimizden eksik etmesin! Üç aylar hürmetine Allah, kendinden başka hiçbir şeyle bizi korkutmasın, düşmanlarımızın kalplerine de korku salsın!

9 MAYIS BOLU ÇAĞRISI

Genel Yayın Yönetmenimiz Sn. Ali Osman Zor, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 9 Mayıs 2013 de “maddi manevi istikametinizi bugüne göre tayin edin” Sözüne istinaden yaptığı çağrıda “Kumandan Özal Ailesini kitapların da tasvir eder… Bugün ise o aile portresi kime benziyor diye sorduğumuz da tabiki mevcut iktidara denk geliyor… O zaman bize sorarlar:” Sen “Kumandan’ın çizdiği potre üzerinden bugüne “Neden siyasetini yürütmedin,” “Neden üretmedin,” “Üreten varsa üretenin önünü niye kestin” sorularının sorulması gerektiğini ve AKP nin doğru yerde konumlandırılması gerektiğini” belirterek artık “doksanların dili” niye kullanılmıyor? “yoksa İslam hakim’mi oldu?” diye sordu. Zor, “Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkışıyla alakalı Yeni Nizam ve Aylık dergisinde hatırlatmıştık Biz hala bu noktadayız ve hareketlerimiz bu hedef doğrultusundadır.” dedi Zor Bütün gönüldaşlar doksanların ruhuyla 9 Mayıs da Bol Cezaevi önünde unutulmuş ibdacılığı tekrar göstereceğiz. Bütün gönüldaşları 9 Mayıs da Bolu Cezaevi’nin önüne bekliyoruz. Mirzabeyoğlu’nu hemen şimdi istiyoruz…” Diyerek tüm gönüldaşlara çağrıda bulundu. Ali Osman Zor un O Konuşması 9 MAYIS BOLU ÇAĞRISI paylaşan: adimlardergisi ADIMLAR Dergisi

İKİNCİ ATATÜRK

Bizim için Ermeni meselesinin omurgası, künhü, içinde Efendi Hazretleri’nin de bulunduğu Peygamber nesli başta olmak üzere, emperyalizmin maşası konumuna düşmüş Ermenilerin, Müslüman Anadolu’ya karşı açmış oldukları savaş mânâsını haizdir. Müslümanların halifesine karşı İttihat Terakki ile işbirliği yaparak Ulu Hakan’ı tahtından indiren bu zalimlere bir zaman gelmiş İttihatçılar da artık tahammül edemez olmuşlar ve adeta Efendi Hazretleri’nin ailesiyle birlikte yollara düşüp muhacir olması ve o yollarda onlarca aile üyesinin yokluk, hastalık gibi sebeplerden vefat etmesine yol açmalarının karşılığı olarak ilahi adalet tecelli etmiş ve kendileri de tehcire tabi tutulup, o yollarda binlerce Ermeni Efendi Hazretlerinin ailesindeki kayıplarla aynı sebeplerden ölümü tadmışlardır. Ulu Hakan’a suikast tertip etmeye kadar şımaran bu Ermeni tacavüzkârlığı karşısında, rüzgâr eken fırtına biçer demekten başka yapacak bir şey yok. Şimdi RTE çıkmış, içeride kuyruğu sıkıştırmış olmanın verdiği panikle, Ermenilere şirin gözükmenin, böylece Batı’yı arkasına almanın yollarını arıyor. O’nun bu şirin gözükme atraksiyonları Ermeni vatandaşlarımızdan birinin çok hoşuna gitmiş ve gazetelere ilân vermiş; RTE’yi ikinci Atatürk ilân ediyor. Hatta bütün gayrı Müslim vatandaşlar adına konuşan bu Ermeni vatandaş, dünkü 5n1k programında, “Daha ne isteriz, Van’daki kilisemizi açtı, Trabzon Maçka’daki manastırı açtı…” diye sayıp duruyor. Ruhban okulunun açılması da sıradaymış. Müslümanlar yönelik olarak İkinci Atatürk açısından Ayasofya’nın açılması veya İncirlik’in kapatılması ise mevzubahis bile değil. ADIMLAR HABER – YORUMLAR

RECEP TAYYİP DEMİREL

Adımlar istişare ve dayanışma toplantısında Ali Osman Zor ağabeyin iktidara bakış, mevcut iktidarın dost mu düşman mı olduğuna karar verme noktasında vurguladığı bir husus, “Biz 90’lardaki tavrımızdan çok uzağız!” Hani iktidar dostsa dükkânı kapat git zaten ama düşman diyorsan ve buna sahiden inanıyorsan o zaman iktidara karşı duruşta niçin 90’lardaki kesin tavır yok? Meselenin bam teli olan nokta, iktidarın düşman olduğu noktasında bir kararsızlık var. Ve ihtilâlci hareketler için en büyük düşman, düşmanın kendisi değil, bu kararsızlık halidir. Karar olmayınca kesin tavır da alınamıyor. 90’lara geri dönelim ve o zamanki hem yazdıklarımız, hem de yaşadıklarımızı bir hatırlayalım. İktidarlara karşı tavrımızı bir hatırlayalım. Kimler gelip geçmedi ki? Özal’lar, Akbulut’lar, Demirel’ler, Çiller’ler, Mesut’lar, Ecevitler vs… İçlerinden en tehlikelilerinden olanı da malûm Demirel’di. Ve biz de Demirel’e karşı ne kadar kesin bir tavırla karşı koyduk malûm… Şimdi, karşımızda, Mirzabeyoğlu tarafından “Bunun yaptığını kimse yapamaz, Demirel belki!” denilerek yaftalanmış, yılanın yeni derisi olarak tavsif edilmiş bir ihanet şebekesi ve o şebekenin elebaşı olduğu halde, Demirel’e karşı yapmış olduğumuz muhalefetin milyonda birini RTE ve çetesine karşı yapamıyoruz, niçin? Demirel’e karşı koyuşumuz mu yanlıştı yoksa bu günkü karasız ve kesin tavırdan uzak halimiz mi yanlış? Şehitlerimizin, zamanının Demirel’ine karşı verdiği mücadeleyi biz günümüzün Demirel’ine karşı niçin veremiyoruz? Ne oldu da bu günün Demirel’ine karşı şehidlik şuurunu fiiliyatta rafa kaldırdık? Şehidlerin kanı boşuna mı aktı? Onların kanını akıtmasından maksat, başka Demirel’ler iktidar olsun diye miydi? “Süleymanname” sırf Demirel’in şahsına mı yoksa Demirel’lere ve Demirel’leşeceklere karşı yazılmış bir hicviye miydi? İşte Üstad Necip Fazıl’ın o muhteşem “Süleymannâme”si: SÜLEYMANNAME Sen gül diyarının yapma gülüsün! Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün! Yoktur izlediğin bir dâva yolu; Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün! Türk’e zıt sermaye merkezlerinden, Bu zikzaklı yolda hep, güdülüsün! Millî yekpârelik gelmez işine; Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün! Ve devlete mason biraderlerin, Tam da maslahata denk ödülüsün! Ne sırdır sendeki bedava oluş! Problemler içinde en müşkülüsün! Fikir dağlar boyu kocaman kitap; Sen de o kitabın bir virgülüsün! Böyleyken ustasın gözbağcılıkta; Cüceler sirkinin baş Herkülüsün! Gözyaşı ve çığlık vatanında sen, Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün! Büzülmüş susarken mahzun hakikat, Davuldan ziyade gümbürtülüsün! Teokratik rejim olmaz deyip de, Peşinden müslüman görüntülüsün! Kolera, vergiler, zamlar, enflâsyon; Bir felâketsin ki, binbir türlüsün! Gelirsiz giderli bütçelerinle, Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün! Okka okka vicdan satın alırsın; Topuzu altından oy baskülüsün! Bir gökdelen sanır seni gören göz; Bilmez ki, temelden çöküntülüsün! Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer; Meclise gelince söküntülüsün! Bağlısın hak bilmez yeminlilere; Hakkı bilenlerden çözüntülüsün! Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark, Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün! Millet gökten adam dilensin, dursun! Ümit fakirinin baş keşkülüsün! Kuzum, senin neren Anadoluludur? Türk’e Amerikan püskürtülüsün! Farkın şu ki, eski Başbakanlardan, Sen o belâların son püskülüsün! (1971)

ADIMLAR MARAŞ TEMSİLCİLİĞİ HAFTALIK SEMİNERİ YAPILDI

Daha önceden kararlaştırıldığı üzere toplantımız artık Cumartesi günleri akşam saat 20.00’da yapılmaktadır. Bu toplantımızda Kumandan Mirzabeyoğlu’nun, Şükrü Sak’a yaptığı ve “Gerçek İslam Aydını Olabilmek İçin Gerekli Zarurî Şuuru Ortaya Koyduk” başlığıyla yayınlanan konuşma okunup üzerinde tartışıldı ve bu çerçevede nelerin yapılıp, nelerin yapılmamasına dikkat edilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Bir sonraki toplantımız yine Cumartesi günü saat 20.00’da başlayacaktır.