SAİD-İ NURSÎ HAZRETLERİ’NE RAHMET

Vefâtının 57. Sene-i Devriyesinde SAİD-İ NURSÎ HAZRETLERİ’NE RAHMET Yıllardır “beraber ıslandık bu yollarda” türküsünü söyledikleri, “ne isteyip de vermedik”leri paralel kardeşleri Fetullah Gülen üzerinden, 15 Temmuz kalkışması sonrası tam bir Ehl-i Sünnet düşmanlığıyla hedef alınan Said-i Nursî Hazretleri’ni, vefatının 57. Sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz. “Ilımlı İslâm” kodlu Amerikancı İslâm projesinin biri “medeniyetler ittifakı”, diğeri “diyalog” fitnesi kanadını sürdüren; İslâm’a nisbetle “siyaset yapmak”ı her türlü yalan ve aldatmanın meşru kabul edildiği Pers takıyyeciğiliyle, biri “gömlek değiştiren” iken, diğeri “gerektiğinde rahip kıyafeti giymekten” çekinmeyen; Bir yanda, İslâm’ın Mutlak olarak vâzettiği hakikatlere karşı, Amerika ve İsrail’in coğrafyamıza dayattığı “gerçeklik” içerisinde SİYASİ SORUMLU olarak Haçlı-Yahudi Saldırganlığına ortak olan BOP Eşbaşkanı’nın Said-i Nursi düşmanlığı… Diğer yanda ise NATO’culuk, İsrailcilik, Batıcılık cereyanında Beştepe’yle yarışan ve “bu işleri ben daha iyi yaparım” diye Batı’ya kendisini arz eden Fetullah Gülen’in vâzettiği, mânâsı ters yüz edilmiş, sahte bir Said Nursî bağlılığı… Bediüzzaman Hazretlerini vefat yıldönümünde rahmetle anar iken, birbirine zıt görünse de, özde bir olan bu iki sakat anlayışın zihinleri ifsad etmesinin önüne geçme noktasında bir katkısı olsun diyerek, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun O’na dair yazdıklarından bazı bölümleri alâkalarınıza sunuyoruz. İlaveten: Devrin bir çok âliminin düşmanla istişare noktası aradığı şartlarda, Said Nursi Hazretlerinin Milli Mücadelede aktif olarak rol almış bir kahraman oluşu da gözden ırak tutulmasın… O, işgalciyle oturup diyalog yolu arayan ve iş birliği teklif edenlerden olmadığını bizzat o yıllarda göstermiştir. ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ve Said-i Nursî Hz. “Muhammed Şerif… Babamın ismi böyle koyuluyor… Hikâyesi de şu: Said-i Nursi Hazretlerinin kucağında, onun okuduğu ezan ve kulağına bu ismi seslenmesinden, yani ismi konulduktan sonra, iş nüfus memuru safhasına geldiğinde, o zamanın şartları icabı nüfus memuru bu ismin verilemeyeceğini, yasak olduğunu söylüyor ve Muhammed ismini “Muammer” olarak değiştiriyor… “Kafakâğıdı”nda: Muammer Şerif… Künyesi “Salih Bin Muhammed” olan ben de, kaderin bir cilvesi olarak bundan payımı alıyorum: Salih Bin Muammer Şerif.” (Tilki Günlüğü –Ufuk ile Hafiye-, Salih Mirzabeyoğlu, 4. Cilt, İBDA Yayınları, Shf: 25) “Gayet açık olarak söylüyorum: Bugün İBDA, Said Nursî Hazretlerinin rüyasını gördüğü bir temsil plânındadır ve bu mânâda İBDA’nın kadrosudur.” (Adımlar -1984’den 1996’ya- Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Yayınları, Shf: 32) Said-i Nursi Hz. Ve Üstad Necip Fazıl Kısakürek Said-i Nursi Hz.’nin talebelerinin, kendisinin Üstad Necip Fazıl’a olan ilgisini zikrettikleri iki tablo meşhurdur… Biri Necip Fazıl’ın kendisini ziyarete geldiğini işitir işitmez, yerde, hasırda oturan Said-i Nursî Hazretleri’nin etrafındaki talebelerine “hemen bir sandalye (koltuk) bulun” diye emretmesi… Diğeri de merhum Salih Özcan’ın naklettiği: “Necip Fazıl’ın çıkardığı “Büyük Doğu” mecmuası parasızlıktan bir ara kapanma durumuna geldi. Üstad bana: “Benim yorganımı satın, buna yardım edin, kapanmasın” dedi. O zamanlarda tek mucmua o vardı, Üstad destekliyordu. Necip Fazıl, Abdülhakim Arvasi’ye bağlı idi.” Sürgün altında ikâmet ettirildiği beldelerde sohbet halkaları etrafında “fertlerde imânı korumaya yönelik” irşâd mücadelesi veren Said-i Nursî Hazretlerinin, cemiyet meydanında Büyük Doğu bayrağını açan ve bu azamet tavrıyla daima düşman oklarının hedefi olan Üstad Necip Fazıl hakkındaki hissiyatını gösteren hâtıralardan sonra, Büyük Doğu Yayınlarının “Bediüzzaman Said Nursi” ismiyle yayınladığı kitaptan fragmanlar, aşağıda: Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Said-i Nursi Hz. (…) İlk düşmanları (Jön Türk)ler olmuştur. Onlar hakkında demiştir ki: – Dini incittiler! Allah’ın gayretine dokundular! Akıbetleri vahim ve hazin olacaktır! Bir aralık, siyasî faaliyeti dolayısıyla Örfî Harb divanına verildi. Harb Divanı Reisi Hurşit Paşa ile aralarında karşılıklı sual ve cevap: – Siz Şeriat istiyor musunuz, öyle mi? Şeriatçılar mürtecidir! – Eğer Meşrutiyet bir hizbin istibdadından ibaretse, dünya şahit olsun ki, ben mürteciyim! Şeriatın tek meselesi uğrunda bin ruh ve mevcudiyetim olsa hepsini fedaya hazırım. Buna rağmen, idamına kadar gitmesi mümkün olan bu muhakemeden beraat elde etmiş, hükme karşı teşekkür etmeyerek salondan çıkmış ve kalabalık bir halk kütlesi içinde ilerlerken, “Zalimler için yaşasın cehennem, yaşasın cehennem!” diye sesini yükseltmiştir. Hürriyetten sonra bazı mücahit dostlarıyla birlikte “İttihad-ı Muhammedi” Cemiyetini kurmuşlardır. Bu cemiyet ise en kısa zamanda genişlemiş, Said Nursi’nin bir makalesiyle, İzmit ve Adapazarı mıntıkasında elli bin kişi cemiyete girmiştir. 31 Mart Vak’asında da, kumandanların söz geçiremediği taburları bir nutukla itaat altına almıştır. Fakat bütün bunlara rağmen Şarkta açacağı Medresetüz-Zehra mefkûresini bir türlü tahakkuk ettirememiş, onun yerine kendisine zindanların açıldığını görmüştür. (…) Birinci Dünya Harbi’nde, talebelerinden ve gönüllülerinden teşkil edilen alayının başında, Gönüllü Alay Kumandanı unvanıyla savaşa iştirak etti. Pasinler cephesinde büyük musibetlere uğradı. Oradan Van’a geçti. Van’a yönelen Moskof saldırışına karşı, kalede, yakınlarıyla, şehit oluncaya kadar şehri müdafaa etmeye karar vermişken, gerilere çekilmesi emrini veren Van Valisi Cevdet Beyin ısrarıyla Vasıtan kasabasına ric’at etmeye mecbur oldu. Vali, kaymakam, asker ve ahâli Bitlis tarafına çekilirken, bir alay Kazan süvarisi Vasıtan üzerine hücum etti. İşte Said-ül Kürdi, bu ricali himaye etmek ve çoluk çocuğun Moskof kılıcından kurtulmasını sağlamak için, otuz kırk kadar asker ve bir o kadar talebesiyle Kazaklara mukabele etmiş ve onları durdurmaya muvaffak olarak, türlü gayretler ve tertiplerle Vasıtan’ın Moskof eline düşmesine mani olmuştur. Bu ana baba günlerinde Müslüman çocuklarını kesen Ermeni zulümlerine mukabil, Müslümanlar da onların çocuklarına aynı muameleyi tatbik etmeye kalkışınca, Said Nursî bu harekete izin vermemiş ve: – Şeriat bu harekete müsaade etmez! Diyerek, Ermeni çoluk çocuğunu din himayesinde korumuştur. Böylece kurtulan Ermeni kadın, kız ve çocukları, Moskofların yanında bulunan hemcinslerine katılmışlardır. Bunu duyan bazı Ermeni komitacıları: – Madem ki bizim çoluk çocuğumuza karşı böyle yaptılar; biz de onlarınkine artık ilişmeyeceğiz! Demişler, bu yüzden o mıntıkada daha büyük bir facianın zuhuru önlenmiştir. Derken, Muş üzerinden ricat eden ordu döküntülerinin düşman eline bırakmak zorunda kaldığı otuz topu, üç yüz gönüllüsüyle kurtarmış ve bununla Bitlis müdafaasının bir müddet devamını sağlamış ve tam bir panik havası içindeki ordu ve halk ricatinin bir parça nizam ve imkân bulmasını temin etmiştir. (…) 1918 gibi kapkaranlık bir devrede, binbir zıt cereyana karşı mücadele açıyor. Hem âza bulunduğu müessesenin içine, hem de dışına doğru mücadele… Bir taraftan, müessesenin dine uymaz temayül ve yanlış fetvalarına mukavemet ederken, öbür taraftan da bütün dalalet cereyanlarına karşı koymaktadır. (…) Bir gün Riyaset Divanında Meclis Reisiyle fikir teati ederken aralarında şöyle bir muhavere geçti: Meclis Reisi- Sizin gibi kahraman bir hoca, tam aradığımız insandır. Bu yüzden sizi, yüksek fikirlerinizden faydalanmak için davet ettik. Fakat siz, gelir gelmez, namaza dair beyannameler neşrederek aramıza ihtilaf düşürdünüz. Bediüzzaman’ın mukabelesi, gayet kat’i ve sert oldu: – Namaz kılmayan haindir! Hainin hükmü merdûttur! (…) Meclis Reisiyle aralarında geçen bir konuşma daha: Meclis Reisi- Heykel hakkındaki fikriniz nedir? – Heykel, asla Şeraite uymayan, taş halinde dondurulmuş ve put şeklinde çizgileştirilmiş bir benlik ve nefsaniyet abidesidir. (…) Bediüzzaman, Isparta ve havalisinde uzun bir müddet kaldıktan sonra (1935), ….. “gizli cemiyet kurmak, halkı hükümet aleyhine çevirmek, isyana davet etmek” ithamiyle, Eskişehir Ağırceza Mahkemesi’ne sevk ediliyor. Muhakeme neticesinde, hakkındaki ithamların çoğundan beraet ediyor, fakat Kur’an’daki tesettür ayetinin tefsiri olan yazı münasebetiyle bir seneye mahkûm ediliyor. Derken, Denizli Ağırceza Mahkemesi… İtham yine aynı, fakat bir parça daha tafsilatlıdır: (…) Bediüzzaman’ı hapishanede zehirlemeye kadar ileriye gidiyorlar. Fakat o, ilahî bir lütuf ve muhafazayla bundan masun kalıyor. Said Nursî, aldığı beraat kararına rağmen, idareden (!) Afyon vilayetine bağlı Emirdağ kazasında ikamete mecbur ediliyor. Serbest, fakat esir!.. Her an yayılmakta devam eden tesiri… Yine aynı gayzın şahlanışı… Haydi, bu defa Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’ne… Adeta o günün devlet ve hükümet ölçüsü, Bediüzzaman’ın suçunu değil, mutlaka onu mahkûm edecek olan hakimini aramaktadır. Yine hapis, yine işkence, yine facia… Yerine getirilen uzun tetkikler neticesi, hiçbir suç unsuru bulunamıyor. Fakat mahkeme, hâkimlerin takdir ve vicdan ölçüsüyle (!) kararını veriyor: Said Nursi’ye 20 ay, arkadaşlarından bir ilim adamına 13 ay, yirmi dört kişiden birkaçı müstesna olarak geriye kalanına da 6’şar ay hapis cezası!.. (…) Yine muhakeme… Suçlulardan(!) müdafaaları soruluyor. Şöyle diyorlar. – Nakız kararına uyulmasını istiyoruz! Üstad ise şu mukabelede bulunuyor: – Ben kardeşlerim adına, temyiz kararına uyulmasını, kendi adıma da eski kararda ısrar edilmesini ve cezalandırılmamı istiyorum! (…) Rus başkumandanı, esirler kampına geliyor ve esirleri teftiş ediyor. Teftiş esnasında Bediüzzaman, etrafında pervane gibi dönülen başkumandana hiçbir saygı tavrı göstermiyor ve yerinden kalkmıyor. Başkumandan hayretle tercümanına sorduruyor: – Herhalde kumandanı tanımadınız! – Tanıyorum. (Nikola Nikolayeviç)tir! – Şu halde Rus ordusuna ve dolayısıyla Rus Çarına hakaret ediyorsunuz! – Hakaret etmiyorum! Fakat ben bir Müslüman âlimiyim! İmanlı bir kimse, Allah’ı tanımayan her adamdan üstündür. Ben böyle birine, rütbesi ne olursa olsun, kıyam edemem! – Bu hareketiniz idamı muciptir! – Sizin idam kararınız, benim sonsuzluk âlemine intikal etmem için pasaport hükmündedir. Rus Harb divanı, Bediüzzaman hakkında idam kararı veriyor. Tam hüküm infaz edileceği sırada, büyük Müslüman, namaz kılmak için müsaade istiyor. Bu müthiş levha yerine geldikten sonra, Rus Başkumandanı yetişerek şu tüyler ürpertici ibret sözlerini sarfediyor: – Hareketinizin, din ve mukaddesatınıza olan bağlılıktan ileriye geldiğini anladım ve sizi affettim. Ayrıca sizden af rica ederim! Ve idam kararı geri alınıyor. (…)

GÖZDEN KAÇAN BAĞLUM ZİYARETİ…

İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun haftalık olarak tefrika edilen Ölüm Odası B-Yedi adlı eserinin yayınladığımız 324. bölümünün başlığı BAĞLUM (HER YERDE…) Başlığın hemen ardından Kumandan Mirzabeyoğlu’nun Mayıs 1983 tarihli rüyası vesilesiyle “Bağlum” ve Abdülhakîm Arvasî ÜÇIŞIK Hazretleri etrafında yaptığı değerlendirmeleri, ilgili okuyucularımızın aşağıdaki haber eşliğinde tekrar ve dikkatle okumalarını tavsiye ederek, gözden kaçan/kaçırılan haberimize geçelim: Rusya Devlet Başkanı Putin’in Dış İlişkiler Başdanışmanı Alexander Dugin, darbe kalkışmasının olduğu gün (15 Temmuz 2016) Vatan Partisi’nin davetlisi olarak Ankara’ya geliyor. Aynı gün öğleden sonra Avrasya Yerel Yönetimler Birliği Başkanı Dr. Hasan Cengiz ile birlikte Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin Bağlum’daki mezarını ziyaret ediyor. Ziyaret sırasında Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in oğlu Mehmet Perinçek de Dugin’e eşlik ediyor. Ziyaret sonrasında AvazTürk haber sitesine röportaj* veren Alexander Dugin, Türk-Rus ilişkileri, yaşanan bölgesel gelişmeler yanında, Abdulhakîm Arvasî Hazretleri’nin makamına yaptığı ziyaret ile ilgili olarak soruları cevaplıyor. Röportajda söz konusu ziyaret ile ilgili şunları söylüyor: “Avaztürk: Sayın Erdoğan’ın ısrarla belirttiği gibi Türkiye İslam ülkelerinin lideri ve hamisi olarak bir misyon yüklenme konumunda. Avrasya bloğu ülkeleri ve Rusya’nın bu konudaki görüşleri nelerdir. Dugin: Avrasya Bloğunun oluşmasında din olgusu birinci planda değildir. Halen ittifak içinde bulunduğumuz İran Şii dünyasının lideri konumundadır. Çin çok farklı din inanışları barındıran bir ülkedir. Biz İslam dünyasını dört farklı bölümde görüyoruz. Bunlar Şiilik, Sünnilik, Vahabilik ve sufi akımlardır. İslam dünyasındaki Vahabilik ve selefilik akımları tamamen Amerika’nın kontrol ettiği ve destekleyerek güçlendirdiği, yaydığı akımlardır. İran’ın liderliğini yaptığı Şiilik akımı ise bu Amerikan dayatması akımın karşısında denge unsuru oluşturan tek akımdır ve Şiilik akımı Rusya menfaatlerine en uygun ve Amerika’nın İslam dünyasını kontrol etme projesine karşı çıkan denge unsuru olması açısından en uygun akım olarak görülmekte ve desteklenmektedir. Ancak Şii ve Sünni akımlar arasında kesin bir çizgi vardır ve İran’ın Sünni İslam alanlarına etki etmesi bu ayrım sebebiyle mümkün değildir. Bu sebeple Amerika etkisi dışında bir Türkiye’nin sünni İslam aleminin liderliğini alması, halifeliğini yapması Rusya’nın desteklediği ve bu desteği her alanda göstermekten çekinmeyeceği bir durumdur. Sünni İslam’ın yaşandığı ülkelere Amerikan yanlısı Vahabilik ve selefilik akımının etki etmesindense Türkiye halifeliğindeki bağımsız bir Sünni İslam alemi Rusya’nın çıkarları ile örtüşmektedir. Bu sebeplerle Rusya Türkiye’nin islam halifeliği fikrini tam olarak desteklemektedir. Benim Ankara ziyaretlerim sırasında Büyük İslam alimi Abdulhakim Avrasi’nin mezarını ziyaret etmem ve kendi inanışıma göre dua etmem de bu mesajı içermektedir.” Din olgusu olsun ya da olmasın, Avrasya Bloğu, tarihî Rusya-Amerika çekişmesi ve/veya Emperyalizm gibi, belirli yönleriyle haklı ama bir taarruz için son derece zayıf kalacak temeller üzerine bina edilemez. Batı’ya niçin ve nasıl karşı olunması gerektiğinin izahı, ancak tutarlı bir ideoloji ile mümkündür. Bununla birlikte bu izah, “Türkiye’nin İslâm Halifeliği fikri” gibi tarihî dayanağı olan iddiaların da boş bir slogandan ve hamâsî bir mâzî yüceltmesinden ibaret kalmaması için de elzemdir. İdeolojisinin merkez mekânı olarak Anadolu özelinde “jeopolitik” anlayış olarak Asyacılığı işaretleyen Büyük Doğu-İBDA, yukarıdaki iki temel sualin de tutarlı bir bütünlük çerçevesinde cevabını vaz etmektedir. Dolayısıyla, ister kavim zaviyesinden bakılsın isterse din, bugün bölge halklarının Batı zihniyeti düşmanlığını mânâlı ve verimli kılacak tek dayanak noktası Büyük Doğu-İBDA’dır. Dugin’in, bu fikrin Mimarlarının büyüğü olan Abdülhakîm Arvâsî Üçışık Hazretleri’ni ziyareti de ancak bu anlayışla değerlendirilirse bir mânâ kazanır. Dugin’in AvazTürk’e verdiği söz konusu röportajın tamamını aşağıda alakalarınıza sunuyoruz. ADIMLAR ERDOĞAN-PUTİN GÖRÜŞMESİNİN PERDE ARKASI VE ALEXANDER DUGİN ÖZEL ROPÖRTAJI Türkiye-Rusya ilişkilerinde eskisinden daha yoğun bir yakınlaşmanın başladığı bu günlerde AVAZTÜRK, Kremlinin Derin Adamı Putin’in Dış Politika Baş Danışmanı Alexsander Dugin’e ulaştı. AVAZTÜRK’e özel röportaj veren Dugin, Türk-Rus yakınlaşmasına dair yürütülen çalışmaların detaylarından Suriye politikasında Türkiye ile Rusya arasında yaşanması muhtemel gelşmeler ve Türkmenler’in durumunu da anlattı. Ülkemizin yoğun gündemi arasında gerçekleşen Erdoğan, Putin görüşmesi tüm dünya kamuoyunda önemli bir yer teşkil etti. 24 Kasım 2015 de Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan ve karşılıklı restleşmelerle sürekli tırmanan Türkiye – Rusya gerginliği artık çözülemeyecek bir sorun olarak görülmeye başlanırken 15 Temmuz daki hain kalkışmanın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilk destek mesajının Putin’den gelmesi ve 9 ağustos’ta yapılan kritik görüşme gerilimin seyrini tam tersi istikamette değiştirdi. Artık Türkiye – Rusya ilişkilerinde eskisinden daha yoğun bir yakınlaşma, stratejik işbirliği sesleri duyulmaya başlandı. Türkiye’nin yeni ufuklar gözlediği bu gelişmelerin temelinde ise kamuoyunun tam olarak bilmediği çalışmalara Avaztürk ulaştı. Erdoğan – Putin görüşmesinden aylar önce kurulan iletişim ağları, aradaki buzların erimesine ve görüşme detaylarının sanılandan daha sıcak bir ortamda gerçekleşmesine sebep oldu. Bu görüşmenin alt yapısını hazırlayan iki kahramandan bahsetmek gerekir. Türkiye adına, Avrasya Yerel Yönetimler Birliği Başkanı Dr. Hasan Cengiz ve Rusya adına Putin’in dış politikalar baş danışmanı Alexander Dugin. Avaztürk olarak bu çalışmaların detaylarını olayın ilk ağzından öğrendik ve Dugin’le yapılan özel röportajla konunun detaylarına indik. İlk olarak Alexander Dugin’in kim olduğunu ve bu işbirliği projesinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlamamız gerekir. Dugin, KGB Başkan yardımcısı korgeneral bir baba ve felsefe profesörü bir annenin oğlu. Mühendislik eğitiminden sonra uluslararası ilişkiler konusunda eğitimine devam etmiş ve bu alanda Rusya’nın en önemli akademisyenlerinden. Halen Rus Devlet Üniversitesinde kürsü başkanı. Aynı zamanda bir filozof. Adı ilk olarak Boris Yeltsin’in Amerikan yanlısı politikalarına gösterdiği sert muhalif duruşla duyurmuş bir Rus milliyetçisi. Bu muhalif durumuyla Putin’in ilgisini çekmiş ve Putin’in iktidara gelmesiyle milletvekili olarak Rus parlementosuna girmiş. 90’lı yıllarda Rusya’da ilk kıvılcımlarını gösteren Avrasyacılık akımının kurucusu ve fikir babası. Avrasyacılık akımının en ateşli öğrencisi de Putin. Putin’ in devlet başkanı olmasından itibaren Avrasyacılık akımının dinamikleri üzerine kurulu Rus dış politikasını belirleyen kişi. Aynı zamanda, Rus derin devletinin, istihbarat ve ordu üzerinde güç sahibi karar verici üyelerinden birisi. Oldukça koyu bir ortodoks ve Rus Provoslav kilisesinin de danışmanlığını yapıyor. Rusya’nın en medyatik isimlerinden birisi. Putin’in de gayri resmi ortağı olduğu Rus Tsargrad televizyonu gibi birçok medya kuruluşunun sahibi. Rusya’nın resmi politikası haline gelen Antiamerikancılık akımının en ateşli savunucularından olması Dugin’i CİA’nın hedefi haline getirmiş, ünlü Amerikalı stratejist ve politika uzmanı Sigmunt Bzejinski’nin sık sık hedef gösterdiği bir Amerika düşmanı olmuştur. Bu aşamada Dugin’in kurduğu ve Rusya’nın resmi dış politikası haline gelen Avrasyacılık akımını da irdelemek önemli. SSCB’nin dağılmasıyla soğuk savaş dengelerinin bozulması Amerika’yı dünyanın tek süper gücü haline getirdi. Bozulan dünya dengesinde Amerika dünya jandarması rolüne soyunarak kendi menfaatleri için istediği yeri işgal edip sömürür bir hale geldi. Bunun tüm dünya ülkeleri için önemli bir tehlike olduğunu düşünen Dugin, kurduğu Avrasyacılık akımıyla yeni bir denge unsurunun oluşmasını hedefledi. Çok kutuplu bir dünyanın daha güvenli bir yer olacağı teziyle tek süper güç olan Amerika’nın karşısında, Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin başını çektiği Avrasya ittifakını kurarak dengenin sağlanabileceği tezini savundu. Malum Rusya, Çin ve İran arasında kuvvetli bir ortaklık var ama ABD güdümlü Nato’nun karşısında denge unsuru olacak Avrasya bloğunun olmazsa olmazı Türkiye’nin bloğa katılması. Türkiye jeopolitik konumu, en önemli ticaret yollarının üzerinde olması, Türki cumhuriyetlere liderlik yapabilecek potansiyelinin bulunması ve sünni islam dünyasının da lideri olabilecek altyapısının bulunması Türkiye’yi kurulmak istenen bu bloğun vazgeçilmez ülkesi haline getiriyor. Görüşme öncesi yapılan hazırlık aşamasının Türkiye ayağını ise Avrasya Yerel Yönetimler Birliği Başkanı Dr. Hasan Cengiz yürüttü. Hasan Cengiz de uluslararası ilişkiler uzmanı ve Think tank amaçlı sivil toplum kuruluşu olarak kurmuş olduğu AYYB ile orta asya, afrika ve arap ülkelerinde oldukça yoğun teşkilatlanma ve ilişkiler ağı oluşturmuş. Bu ülkelerde yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği verileri rapor halinde devlet kademelerine ve siyasilere aktararak önemli bir hizmeti gönüllü olarak yürütüyor. 9 Ağustos da gerçekleşen Erdoğan – Putin görüşmesinin alt yapısını kronolojik olarak anlatmamız gerek. 24 Kasım krizinden sonra bozulan ilişkiler karşılıklı restleşme ve yaptırımlarla daha kötüye gidiyor. Gerilimin zirvede olduğu Mart ayında Avrasya Yerel Yönetimler Birliği başkanı Hasan Cengiz’in girişimleri ile Alexander Dugin Türkiye’ye davet edildi. Bağlum’da AYYB Kültür evinde Dugin ile cumhurbaşkanının yakın çevresinde bulunan danışmanları arasında gizli toplantılar organize edildi. Bu toplantıların ana konusu 24 Kasım’da düşürülen Rus uçağının, Türkiye – Rusya ilişkilerini sabote etmek için bilinçli olarak düşürüldüğü, bunun CIA’in bir provakasyon eylemi olduğu, bu provakasyonda Türk Hava Kuvvetleri içine Fetö üyesi pilotların tetikçi olarak kullanıldığı, uçak düşürme eyleminin Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanının emri veya politikası dahilinde olmadığı ve Türkiye’nin kesinlikle bir Rus düşmanlığı politikası izlemediği anlatıldı. Bu konuda elde edilen veri ve belgeler Putin’e iletilmek üzere Dugin’e verildi. Başlatılan diyalog ortamından sonra Dugin, Rusya’ya döndü ve konuşulan konuları Putin’e iletti. Sahibi olduğu Tsargrad televizyonunda yaptığı programlarla Rus kamuoyunda olayın iç yüzünün anlaşılması için çalıştı. Putin’i bu konuda ikna edebilmek için Türkiye karşıtı grupları elimine etti. Rus istihbaratının da bu konuda hazırladığı raporlar Putin’e iletildi. Dugin Rusya’da bu çalışmaları yürütürken Hasan Cengiz de orta asya teşkilatları vasıtasıyla Rusya üzerinde bazı lobi faaliyetlerine başladı. Azerbaycan İstihbarat yetkilisi Hayal Samedov’un çalışmaları ile Azerbaycan ve Kazakistan devlet kurumlarında ve buralardaki sivil toplum kuruluşlarının Rusya nezdinde yapılan lobi çalışmalarıyla Putin’in ikna olması sağlandı. Yapılacak olan Erdoğan – Putin görüşmesinin alt yapısı Kamu Güvenliği Müsteşarlığının da katılımıyla bu görüşmelerle çizilmeye başlandı. 14 Temmuz 2016’da Dugin tekrar Türkiye’ye geldi. Türk istihbarat yetkilileriyle Bağlum Kültür evinde özel toplantılar yaptı. AK Parti İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklı’nın çalışma ofisinde 15 AKP milletvekiliyle yapılan toplantılar sonrasında Çankaya’da bir restoranda, Dugin ve Hasan Cengiz, Türkiye – Rusya ilişkilerinin düzeltilmesi için yapılan çalışmalarla ilgili bir ortak basın toplantısı yaptı. Bu basın bildirisinde 9 ağustosta yapılacak görüşmenin ip uçları verildi ve ilişkilerin 24 Kasım krizinde önceki dönemden daha iyi bir hale getirilmek istendiği anlatıldı. Basın toplantısı sonrası Alexander Dugin, Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammet Dervişoğlu ile bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Türk – Rus ilişkilerinin ortak menfaatler ışığında düzeltilmesi, Ortadoğu ve Kırım krizlerinde ortak menfaatler doğrultusunda hareket etmenin gerekliliği konuşuldu. 15 Temmuz da Bağlum kültür evinde yapılan kahvaltı toplantısına ise yine Türk istihbarat yetkilileri katıldı. Dugin Amerika ve Batı dünyasının Türkiye demokrasisi ve toprak bütünlüğünü hedef alan politikalar içinde olduğunu somut örnek ve delillerle ifade etti. Türkiye’de demokrasi karşıtı bir darbenin çok yakın olduğu ve bunun en üst düzeyde dile getirilip gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ifade etti. Rus istihbaratının da darbe girişimi konusunda hareketlenmeler olduğu raporlarını vermesi üzerine durumun acil olarak cumhurbaşkanına iletilmesi için girişimler yapıldı ancak 15 Temmuz sabahı itibariyle darbe girişimi hareketliliği konusunda bilgilendirme çabaları Cumhurbaşkanlığına sızmış Fetö mensupları tarafından engellendi. Bunun üzerine durumun aciliyeti de göz önüne alınarak Ankara Büyükşehir Beldiye Başkanı Melih Gökçek’e ulaşıldı. Melih Gökçek, Alexander Dugin ve Hasan Cengiz’in katıldığı bir toplantıda durum anlatıldı. Ancak erken saatlerde haber alınan darbe girişimi Melih Gökçek’in de çabalarına rağmen engellenemedi ve akşam saatlerinde Fetö’nün asker üniformasına girmiş teröristleri hain saldırıları gerçekleştirdi. Başarısız kalkışmanın ardından Alexander Dugin, sahibi olduğu Tsargrad Televizyonunun muhabirlerini Türkiye’ye göndererek 3 saatlik bir belgesel çekimi yaptırdı. Bu belgeselde Fetö / Pdy terör örgütü tanıtıldı. Rus kamuoyunda başarısız kalkışmanın detayları anlatılarak Türk halkı ve devletinin bu saldırı sonrası daha güçlü bir halde ayakta durduğu vurgulandı. Belgeselde, Hasan Cengiz, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, Osman Gökçek ve bazı Fetö mağdurlarıyla röportajlar yapıldı. Bu belgeselin ilk bölümü Tsargrad televizyonunda 8 Ağustos ve görüşmenin gerçekleştiği 9 Ağustos tarihlerinde yayınlandı. Görüşme öncesinde 4 Ağustos tarihinde Alexander Dugin 3. Kez Türkiye’ye geldi. 9 Ağustosta yapılacak Erdoğan – Putin görüşmesinin en olumlu şekilde geçmesinin sağlanması ve görüşme sırasında konuşulacak alt başlıkların netleşmesi için bazı görüşmeler yaptı. Melih Gökçek ve Burhan Kuzu ile yapılan görüşmeler sonrasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile toplantı yapıldı. Bu toplantıda Dugin, Putin’in özel mesajlarını iletti ve yapılacak toplantıya ilişkin dosyaların karşılıklı paylaşımı yapıldı. Tüm bu ön çalışmalar 9 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleşen Erdoğan – Putin görüşmesinin oldukça başarılı bir şekilde gerçekleşmesini sağladı. Avaztürk olarak Rusya Dış Politikalar Baş Danışmanı Alexander Dugin ile özel bir söyleşi yaptık ve Türkiye – Rusya ilişkilerinin durumunu Rusların gözüyle anlamaya çalıştık. Avaztürk: Sizce Türkiye Rusya ilişkileri neden kötü bir duruma geldi. Dugin: Amerika’nın kendi menfaatleri doğrultusunda oluşturmaya çalıştığı Yeni Dünya düzeninde Ortadoğu’daki enerji kaynaklarını sömürebilmesi için önce iç karışıklıkları provake edip sonra bu bölgelere müdahale adı altında işgal ediyor. Darbelerle kendi menfaatlerine çalışacak iktidarlar oluşturuyor. Amerika’nın bu planı kapsamında kendi kontrolü dışında bir Türkiye’nin olması planlarının en büyük tehtidi. Türkiye’nin de kendi istekleri dışında politikalar belirleyebilmesinin de en önemli faktörü Rusya ve Şangay beşlisi ile kuracağı olumlu diyaloglar. Amerika planı kapsamında kendisine tam itaat edecek bir iktidarın başa gelmesi için uzun zamandır hazırlığını yaptığı Fetullah Gülen hareketi ile darbe planlarını harekete geçirdi. Bu darbenin hazırlık aşamasında olası bir Türkiye – Rusya ittifakını bozmak ve Rusya desteğini engellemek için Suriye’de ilişkileri bozma yönünde eylemlerde bulundu. Bu eylemlerden en önemlisi de Rus savaş uçağının düşürülmesiydi. Zaten anlaşıldı ki rus uçağının düşürülmesi Türk ordusu içine sızmış Fetö militanlarınca yapıldı. Avaztürk: Kurucusu olduğunuz Avrasyacılık akımı ve kurulmasını hedeflediğiniz Avrasya bloğunda Türkiye’nin yeri nedir. Türkiye’nin bu ittifaka katılması durumunda Nato ve Avrupa Birliği nezdinde ki pozisyonu nasıl olur. Dugin: Biz Rusya olarak, Türkiye’nin Amerika güdümündeki Nato ve Avrupa Birliğinden uzaklaşmasını ve kurulacak Avrasya bloğunun karar verici mekanizmalarından birisi haline gelmesini arzu ediyoruz. Zaten bu başarısız kalkışmayla görüldü ki Amerika, Türkiye’nin müttefiki gibi değil onu işgal etmek için yol arayan bir güç gibi davranıyor. Avrupa Birliği de zaten bir Hristiyan topluluğu ve Türkiye’yi Müslüman bir ülke olarak birliğe katmamak için her zorluğu çıkarıyor. Avaztürk : Sayın Erdoğan’ın ısrarla belirttiği gibi Türkiye İslam ülkelerinin lideri ve hamisi olarak bir misyon yüklenme konumunda. Avrasya bloğu ülkeleri ve Rusya’nın bu konudaki görüşleri nelerdir. Dugin: Avrasya Bloğunun oluşmasında din olgusu birinci planda değildir. Halen ittifak içinde bulunduğumuz İran Şii dünyasının lideri konumundadır. Çin çok farklı din inanışları barındıran bir ülkedir. Biz İslam dünyasını dört farklı bölümde görüyoruz. Bunlar Şiilik, Sünnilik, Vahabilik ve sufi akımlardır. İslam dünyasındaki Vahabilik ve selefilik akımları tamamen Amerika’nın kontrol ettiği ve destekleyerek güçlendirdiği, yaydığı akımlardır. İran’ın liderliğini yaptığı Şiilik akımı ise bu Amerikan dayatması akımın karşısında denge unsuru oluşturan tek akımdır ve Şiilik akımı Rusya menfaatlerine en uygun ve Amerika’nın İslam dünyasını kontrol etme projesine karşı çıkan denge unsuru olması açısından en uygun akım olarak görülmekte ve desteklenmektedir. Ancak Şii ve Sünni akımlar arasında kesin bir çizgi vardır ve İran’ın Sünni İslam alanlarına etki etmesi bu ayrım sebebiyle mümkün değildir. Bu sebeple Amerika etkisi dışında bir Türkiye’nin sünni İslam aleminin liderliğini alması, halifeliğini yapması Rusya’nın desteklediği ve bu desteği her alanda göstermekten çekinmeyeceği bir durumdur. Sünni İslam’ın yaşandığı ülkelere Amerikan yanlısı Vahabilik ve selefilik akımının etki etmesindense Türkiye halifeliğindeki bağımsız bir Sünni İslam alemi Rusya’nın çıkarları ile örtüşmektedir. Bu sebeplerle Rusya Türkiye’nin islam halifeliği fikrini tam olarak desteklemektedir. Benim Ankara ziyaretlerim sırasında Büyük İslam alimi Abdulhakim Avrasi’nin mezarını ziyaret etmem ve kendi inanışıma göre dua etmem de bu mesajı içermektedir. Avaztürk: Suriye krizinde Rusya’nın tavrı, akrabalarımız olan Türkmen’lerin Rus uçaklarının bombardımanına tutulması büyük tepki aldı. Ayrıca Beşar Esed’in Rusya tarafından desteklenmesi de Suriye krizinde Türkiye – Rusya arasındaki anlaşmazlıklar olarak görünüyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir. Dugin: Suriye, Hafız Esed döneminden beri Rusya’nın önemli bir müttefiki olmuştur. Suriye’de konuşlanmış Rus askeri üsleri, Amerikan hegemonyasının kırılması, Rus ordusunun Akdeniz ve sıcak denizlerdeki etki ve denge unsurunu oluşturması açısından oldukça önemlidir. Zaten bu sebeple Amerika, Suriye’de iç karışıklığın çıkmasını ve kendi kontrollerinde bir iktidarın başa geçmesini istemiştir. Bizim için önemli olan tam bağımsız bir Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumasıdır. Rusya’nın Türkmen’lerle bir sorunu yoktur. Rusya’nın buradaki müdahale amacı Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına karşı yapılan saldırıları savuşturmak amaçlıdır. Bölgede bağımsız bir Kürt devletinin kurulması da Rusya menfaatlerine ters düşmektedir. Suriye konusunda Türkiye ile ortak hareket edilerek bölgede huzurun ve demokrasinin teşkil etmesi sağlanabilir. Suriye konusunda Türkiye ile Rusya’nın menfaatleri asla ters değildir. Avaztürk: Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı? Dugin: 9 Ağustos’da yapılacak görüşme iki ülkenin de menfaatleri açısından çok önemli bir başlangıç ancak aynı zamanda çok zorlu bir mücadelenin de başlangıcı. Bu aşamadan sonra ilişkilerin iyileşmesini engellemeye çalışacak Amerikan yanlıları ile mücadelenin başlangıcı. Sırbistan örneğinde olduğu gibi ilişkiler en iyi seviyeye getirilmişken CIA’nın yaptığı yeraltı çalışmaları ile ilişkiler takıldı. Türkiye – Rusya ilişkilerinin de geldiği son durumda daha ileriye gidilmesi için bu engellemelere karşı hazırlıklı ve dikkatli olunması gerekiyor. (*) ALİ OSMAN ZOR, KUMANDAN SALİH MİRZABEYOĞLU’NUN 29 KASIM 2015’TEKİ TARİHİ KONFERANSI’NDA NOS TV’YE KONUŞTU: İSLAM BİRLİĞİ BİR ŞEKİLDE KURULACAK!

ŞEHİDLERİMİZ İÇİN BULUŞTUK 27 Mart 2016 Saat: 13:00

27 Mart 2016 / Saat: 13:00 ŞEHİDLERİMİZ İÇİN BULUŞTUK 25 Mart 2015 Çarşamba günü dergimize düzenlenen bombalı saldırıda şehîd olan gönüldaşımız Ünsal ZOR başta olmak üzere şehidlerimiz için, saldırının yıldönümünde ADIMLAR Dergisi bürosunda buluştuk. Bir çok gönüldaş ve dostumuzun katıldığı buluşma sırasında ADIMLAR Platformu Sözcüsü sayın Cem Türkbiner, şehid Ünsal Zor ile ilgili hissiyatını ifâde eden bir konuşma yaptı. Yazarlarımızdan sayın Hakan Yaman’ın da Şehidlik Şuuru etrafında “Ünsal Zor ile Başbaşa” etrafında yaptığı konuşmanın ardından Tekirdağ’dan gelen gönüldaşımız sayın Adnan Demir ve eylemlerimizde bize destek olan sayın Muharrem Şaşkın da, Ünsal Zor ve şehadetinin üzerlerindeki tesirini ifâde eden kısa birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından Ünsal Zor ve şehîd eşi Nuray Zor hakkında hazırlanan 1 saatlik bir belgeselin gösterimi yapıldı. İki bölüm hâlinde yayınlanan belgeselde namaz için verilen aranın ardından, Ünsal Zor ile birlikte zindanlarda direniş gerçekleştiren ilklerden olan hafız gönüldaşımız Mehmet Zengin Kur’ân tilaveti gerçekleştirdi. Okunan Kur’ân-ı Kerim’in ardından, belgeselin ikinci bölümü izlendi. Katılımcıları duygulandıran bu video gösterimin ardından ADIMLAR Platformu Genel Başkanı sayın Ali Osman Zor da, ADIMLAR Dergisi’ne düzenlenen saldırı ve şehidimiz ile ilgili kısa bir konuşma yaparak, katılımcılara teşekkür etti. Çeşitli ikramların yapıldığı toplantı sonrasında katılımcılar kendi aralarında verimli sohbet halkaları kurarak geç saatlere kadar sohbetlerini sürdürdüler. Gerek yapılan konuşmalar, gerekse gösterimi yapılan belgeselin görüntülü kaydını sitemizden yayınlayacağız. ADIMLAR Haber

SAFLARI MÜŞTEREKLİKLER BELİRLER

Daha öncesi bir yana, 90’lı yıllardan bu yana ve hâlen, Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika ve Balkanlar’da Müslüman kanı döken ve dökmeye devam eden batılı işgalcilerin, geniş kitlelerde “İslami terör” şartlı refleksini … Read More

ADIMLAR MARAŞ TEMSİLCİLİĞİ’NDE AÇILIŞ PROGRAMI

Adımlar Dergisi Maraş temsilciliğinde yapılan tadilat çalışmaları akabinde tertib edilen açılış programı, Adımlar Platformu Başkanı Sayın Ali Osman Zor ve

ÜNSAL ZOR’UN KABRİNE ZİYARET

Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ali Osman ZOR, tedavi görmekte olduğu hastaneden taburcu olmasının ardından, kardeşi şehit Ünsal ZOR’un kabrini ziyaret

SOYSUZ EDEBİYAT

Bir köke bağlanmayan, temelsiz, dayanaksız, geldiği ve gittiği istikâmet belirsiz her meseleye “soysuz” damgası vurulsa yeridir. Soysuz felsefe, soysuz ideoloji, soysuz tarih, soysuz iktidar, soysuz muhalefet, soysuz edebiyat ve tabii … Read More