BAKİ AYTEMİZ’İN AÇILIŞ KONUŞMASI VE SAYIN SALİH MİRZABEYOĞLU’NUN MESAJI

BAKİ AYTEMİZ’İN AÇILIŞ KONUŞMASI VE SAYIN SALİH MİRZABEYOĞLU’NUN MESAJI

21 Mayıs 2016 Cumartesi günü Maraş’ta gerçekleşen “YAŞAYAN NECİP FAZIL, SALİH MİRZABEYOĞLU” konferansında gönüldaşımız Ebubeki İkiz’in takdimiyle kürsüye gelen ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Maraş Temsilcisi sayın Baki Aytemiz’in yaptığı açılış konuşmasının metnini sunuyoruz.

Konuşmasına İBDA Mimarı Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun selâmını ve Kandil Tebriğini ileterek başlayan Baki Aytemiz, Kumandan’ın katılımcılara iletilmek üzere bildirdiği mesajını da katılımcılara okudu.

Aşağıda, Sayın Salih Mirzabeyoğlu’nun konferans vesilesiyle ilettiği mesajı ile birlikte, Baki Aytemiz’in konuşmasını sunuyoruz.

ADIMLAR Fikir-Kültür-Siyaset Platformu

 

BAKİ AYTEMİZ’İN KONUŞMASI VE
İBDA MİMARI SAYIN SALİH MİRZABEYOĞLU’NUN MESAJI

Davetimize icabet ederek gecemizi teşrif eden, bizleri şereflendiren tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyoruz;

Selâm size!

Konuşmama başlamadan önce, sizlere İBDA Mimarı Sayın Salih MİRZABEYOĞLU’nun selâmını ve Kandil tebriğini iletmek de bana düştü. Bizzat kendisinin hepinize ve hepimize selâmları var ve Kandillerinizi tebrik ediyor.

Kendisi ayrıca, siz değerli misafirlerimize iletilmek üzere şu mesajı bildirdi. Sayın Mirzabeyoğlu’nun bu mesajını aynen okuyorum:

“Şimdi gündemde başkanlık sistemi tartışılıyor ya… Fransız sistemi, Alman sistemi, Amerikan veya Amerika sistemi filân… Onların birbirinden ayrı olması, başkanlık sisteminin bulunulan ülkeye göre olması gerektiğini gösteriyor zaten.

Mesela “Fransız Başkanlık Sistemi” diyorsun veya “Amerikan Başkanlık Sistemi” diyorsun; bu neyi gösteriyor?

Başkanlık sisteminin iki ayrı ülkede, o ülkenin şartlarına göre olmasını gösteriyor.

Bu mânâda referans gösterme filân ihtiyacına lüzum yok. Fransa’da şöyledir, bilmem nerede böyledir diye referans gösterme ihtiyacına filân lüzûm yok.

Bizim sistemimiz Başyücelik’tir… Başyücelik’in gerçekleşmesi için gerekli sosyal şartlar, keyfiyet, şu, bu ayrı dava… Bu hedeflenmesi gereken bir husustur. Yani şu ânda ne türlü bir başkanlık olursa olsun, bunun istikameti BAŞYÜCELİK olmalıdır!”

Sayın Mirzabeyoğlu’nun mesajı bu kadar. Kendisinin iletilmesini istediği not budur.

Bu Tarihî Not’tan sonra, kendi hazırladığım konuşmama geçiyorum…

baki-aytemiz-konusma-mirzabeyoglu-mesaj-3Bir tevafuk eseri olarak gecemiz, Berat kandiline denk gelmiş bulunuyor. Berat gecesi, Duhan Sûresinden öğrendiğimize, müfessirlerin anlattığına göre, Allah’ın önümüzdeki bir sene içerisinde olacak işleri, rızıkları, ölümleri ilgilisine bildirdiği gece… Berat, nişan demek… Hani “nişan takmak” diyoruz ya, o yüzük takma merasimine nişan diyoruz, evliliğe dair kararın beratı oluyor, nişanı, alameti, izi oluyor o yüzükler. Berat gecesi, işte böyle “nişan”lar takılıyor mânâda. Rızık, ölüm, evlilik ve diğer işlerin nişanı takılmış oluyor.

Biz de, davayla olan nişan akdimizi, nikâh akdimizi bir kez daha tazeleme kararı ile yola çıkmışken, ne mübarek bir tevafuktur ki, gecemiz Berat Kandili’ne denk geldi. Normalde yarın yapmayı istiyorduk ama bazı aksaklıklardan dolayı bu geceye almak zorunda kaldık, iyi ki de böyle olmuş.

Dolayısıyla, bu gece buraya Üstad’ı anmak için toplanmadık. O sebeple konferansın adında da zaten “anma” ibaresi geçmiyor. Necip Fazıl, “zamanı aşma gayesine ermiş bir bâtın yolu kahramanı” olarak dipdiri yaşamaya devam ediyor ve bizim de ona bağlılığımız, birçoğumuz onu görmediği hâlde, onu gören istismarcıların tersine daha sağlam bir nişanla devam ediyor.

Necip Fazıl bize statik bir fikir bırakmadı. Necip Fazıl, bir fikir ve aksiyon adamı olarak bizlere çeşitli eserler bıraktı ki, bu eserlerin en başında da “Seni ben yetiştireceğim!” dediği Salih Mirzabeyoğlu gelir.

İşte, Necip Fazıl, Salih Mirzabeyoğlu olarak dipdiri ve capcanlı yaşamaya devam ederken, Büyük Doğu davası da İBDA markası altında yürümeye devam ediyor.

Yaşayan Necip Fazıl Salih Mirzabeyoğlu, yürüyen Büyük Doğu İBDA…

Bizler, işte bu mânâyı yaşamak ve yaşatmak gayesiyle bu toplantıyı tertiplemiş bulunuyoruz, anmak için değil. “Anma”da statik bir yön var. Hani aileden kalma antika bir eşyayı onu sakladığımız sandığın dibinden çıkarıp, o eşyanın tedai ettirdiği hatıraları anmak gibi.

Böyle bir anlayışla Necip Fazıl’ı andığını iddia etmek, asıl olarak, Necip Fazıl’a, O’nun davasına, mücadelesine, Büyük Doğu’ya ihanet olur. Necip Fazıl ve Büyük Doğu, sandığın dibine saklanıp senenin muayyen günleri oradan çıkartılarak sözde anmalara malzeme edilecek bir “antik eşya” değildir.

Necip Fazıl’ı anmak, yaşamak ve anlamakla mümkünken, Necip Fazıl’ı anlamak ve yaşamak da ancak İBDA ile mümkün. Şayet İbda, yani Salih Mirzabeyoğlu olmamış olsaydı, biz Necip Fazıl’ı da anlayamamış olacaktık. Çünkü İBDA, Büyük Doğu’nun muradı olarak varolmuştur, Büyük Doğu’nun muradı İBDA’dır.

Bu mânânın böyle olduğunu tescil eden de bizzat Necip Fazıl’ın kendisidir.

Yani, kendi kendine gelin-güvey olanların aksine, İBDA’nın Büyük Doğu’ya nisbeti, bizzat Necip Fazıl tarafından tescil ve tebliğ edilmiş bir davadır.

İBDA mücadelesi malûm…

İBDA mücadelesi malûm olduğuna göre de, “Büyük Doğu İBDA ile yürüyor” tesbitini yapmak hakikat namusu icabı bir zaruret.

İşte bu sebeple, şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki,

Necip Fazıl’ı görmek isteyenler Salih Mirzabeyoğlu’na bakmalı…

Büyük Doğu mücadelesi vermek isteyen de İbda’ya omuz vermeli…

Bizzat Necip Fazıl, “Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların peşinden koşacağım!” dediği Salih Mirzabeyoğlu ve İBDA…

Mirzabeyoğlu’nun izinden gidelim ki, Necip Fazıl’ın yolunda yürümüş olalım:

İşte iz,
Geliniz
Toprak post
Allah dost!

Tekrar hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Allah’ın selâmı üzerinize olsun…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: