İBDA DİYALEKTİĞİ – İŞİ EHLİNE VERMEK

İBDA DİYALEKTİĞİ – İŞİ EHLİNE VERMEK

Son olarak, İşi Ehline Vermek temel ölçüsü…

Şimdi geçen gün birisi bana mesaj attı. Hani ben Ali Osman Zor’a saygı duyuyorum ya… Diyor ki, o iyi adam değildir, ona saygı duyma, bana duy. Bakıyorum, adam kendisini Ali Osman Zor’la kıyaslayacak neye sahip? Etlide yok, sütlüde yok. Lütfedip hayatından bir günü bile bu dava için feda etmemiş. Millet dövüşürken o sıvışmanın derdine düşmüş. Ama nefsi ona kendisini Ali Osman Zor’a rakip gösteriyor.

Ona ve onun gibi nefsinde kemal dikizleyenlere hayvanî bir uğultuyla karşılık vereyim:

“Lan Oğlum Böyle Olmaz!”

Ne yazık ki, bu meselenin kökeni tarih kadar derin. Osmanlılar’da başlangıçtan duraklama dönemine kadar hep en güçlü olanlar başa geçerdi. Çünkü hareket sözkonusu olunca bayrak tabiî olarak en güçlüde kalır. İsterse başkası daha iyi olsun, iyilik değil, güç belirler. Güç ise yapıp etme ve “işi bilme” liyakatiyle birliktedir. Sonra işin içine hatır, gönül, rüşvet, adam kayırmacılık, liyakatsizlik girince devlet de artık güçten düştü. Dava, kendi içinde birbirini yemek haline dönüştü. O gün bugündür de bu tersine çığır devam ediyor. Hiç eksilmedi, hep arttı. Liyakat değil, dalkavukluk, yalakalık kadroları kuruldu.

İslam’da bu iş nasıldır?

  1. a) En iyinin en iyiyi tayiniyledir.
  2. b) En iyilerin aralarındaki en iyiyi seçimiyledir.
  3. c) En iyinin güçle belirlenmesi şeklindedir.

Neticede hangi yoldan gidilirse gidilsin, ehliyet/liyakat şartının yerine getirilmesi umulur. Eğer bu şartın yerine getirilmesinden şüphe doğarsa, o zaman fitnenin, fesadın yolu açılır.

Nefs başıboşluktan, anarşiden hoşlanır. Disiplinden, düzenden nefret eder. Nefsin tabiatı kaostur. Tasavvufta anlatılır ki, Allah mahlûkatı yaratmış, herbirine “ben kimim?” diye sormuş, herbiri “sen şanı yüce Rabbimizsin!” diye cevap vermişler. Nefse gelince, onun cevabı “ben kimim?” olmuş. Nefsin tabiatı budur.

Enver Paşa’ya, Kemal Paşa’yı niçin terfi ettirmediği sorulur. O da şu cevabı verir: “Bilin ki onu paşa yapsan padişah, padişah yapsan Allah olmak ister!” Şimdi Kemal Paşa’nın terfiye layık olup olmaması bir yana, bu adamlar güya ona karşıdır, bu karşıtlıklarından taviz vermemekle övünürler, ama baktığın zaman onun nefsini taşırlar. O zaman, “Lan oğlum böyle olmaz!” denir.

İbda’da ehliyet şartı, bir kimsenin bir işte en iyi olup olmamasıdır. Yoksa adamın kendi zatında iyiliğine, kötülüğüne bakılmaz. Eğer o işin ehliyse, o işin içinden gelmiş, o işte tecrübe kazanmış, o işin ilmini tahsil etmiş demektir: Tecrübe ilimdir; ilimse emek… Liyakatin şartı emektir. Hiç kimse emeği olmayan bir işte, kendisini emek sahibinin üstünde veya karşısında göremez. Bu davanın en temel ahlak ölçüsü budur.

Eskiler “iş bilenin kılıç kuşananın” derlerdi. Günümüzde bu şöyle oldu: “İş, işi bilmeden kılıç kuşanana ibrik tutanın!”

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: