MÜLKİYET DAVASI

Selim Gürselgil

Benim gördüğüm kadarıyla mülkiyetin kötülenmesi, ilk olarak 17. yy’da Blaise Pascal ile başlıyor. Bir taraftan kapitalizm gelişirken diğer taraftan kendi zıddını da üretiyor ve 19. yy’da artık mülkiyetin şeytanî olduğunu, mülkiyetsizliğin rahmanî olduğunu savunan görüşler havada uçuşur hale geliyor.

Komünizmi de bir yerde bu anlayışın bir devamı sayabilirsiniz. Marx, kapitalizmi her ne kadar halkın mülksüzleştirilmesi ve zalimane sermayenin oluşumu olarak analiz ediyorsa da, nihayetinde doğrunun, halkın kendine ait olanı geri alması olduğunu söylemiyor ve komünizm, halkın mülksüzleştirilmesinin mutlaklaştırılması (mutlak mülksüzlük) noktasına varıyor. Sermaye gibi mülk de devletin olursa ve halka azar azar koklatılırsa insanlığın mutluluğa kavuşacağını savunuyor.

Tabiî mutlak mülksüzlük mümkün değildir. Hayal edildiği gibi aileyi yok edip, toplumu bireylere de dönüştüremezsin. Neticede komünizm de olsa iktisadın temeli ev idaresi, aile yönetimidir. Komünizm her aileye bir ev hakkı tanıyarak mutlak mülksüzlük doktrinini kendi eliyle yıkıyor. Başka nasıl olacak ki? “Bu benim” diyeceğiniz, içine girip barınacağınız bir mülkiyete hakkınız yoksa, bir aile düzeni kuramıyorsanız, komünizmin de proleterisiniz demektir. Tabiî ki komünizm de bu tür bir asgarî mülkiyetle, aile ve onun mesken hakkı ile uzlaşmadan var olamazdı. Bunun ardından biricik sermayedar olan devletin bu aileyi müşterisi ve tüketicisi kılması, hiç olmazsa onun bir kısmına otomobil arzetmesi, onun refah seviyesini ve tüketici özelliğini yükseltmesi gerekiyordu. Vesaire; çok girmeyelim buraya.

Özetle şunu söylemek istiyoruz ki, mülkiyet karşıtlığı boş bir laftır, safsatadır. Doğrusu, halkı mülksüzleştirmek değil, en adil ölçekler içinde mülkiyet hakkını sağlamak gerekir. Bir köyde her ailenin bir evi, bir bahçesi, birkaç hayvanı, ekilebilir bir arazisi ve araç-gereci olması kötü değildir. “Mülkiyet hırsızlıktır!” diyenler gelsin de bu ailelere hırsız desinler. Ama köye bütünüyle bir mütegallibe el koyar, tüm köylüyü kendisine hizmetkâr kılarsa işte bu hırsızlıktır.

Er geç şu anlaşılacaktır ki, halkın mülkiyet hakkı elinden alınırsa onun çalışmasının, emeğinin bir anlamı da kalmaz. Mülkiyet, emeğin hakkıdır. Bunu böyle söyleyebilecek olan da ne kapitalist, ne komünist düzenlerdir. Sadece İslâm iktisadı bu cümleyi gerçek anlamıyla kurabilir: Mülkiyet hırsızlık değil, emeğin hakkıdır, haktır.

İslâma göre emek, mübarektir. O değersizleştirilemez, anlamsızlaştırılamaz; ne kapitalistin, ne de devletin kulu kılınamaz. Rakabesi (soyut mülkiyeti) devlete ait olan toprakta bile emek, intifa (kullanım) hakkına sahip olarak mülkiyet hakkını alır. O hicbir işveren tarafından satın alınamaz, ancak belli bir sürelik kiralanabilir veya ortak kılınabilir.

Bu ayrıntılara daha sonra gireceğiz. İslâm’da ücret kavramının icare (kira)dan gelmesinin ve alınteri ile doğrudan ilgisinin… Bir hadiste “işçinin hakkını ödemeyen benim düşmanımdır” denilmesinin, zekâtın artı-değeri kösteklemesinin vs. Emek mülkiyetle beraberdir, ayrılamaz…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin