İSLÂM İKTİSADININ ÇAĞDAŞ KAYNAKLARI

Selim Gürselgil

Umuyorum ki, şu iktisat kitabını bitirdiğimde, kitabı okuyanlar, beni bu kitabı yazmaya teşvik eden iktisatçıyı minnetle ansınlar. Ona “ben iktisatçı değilim” dediğimde, “Keynes de değildi” demişti. (Keynes, Smith ve Marx’tan sonra üçüncü büyük teorisyen sayılır.) Zira şimdi farkediyorum ki, ben iktisat mevzularına çalışırken, onlara iktisatçı gibi bakmıyorum. Mesela bir iktisatçı, Fikret Başkaya’yı önemli bir iktisatçı kabul etmeyebilir. Oysa benim için olmazsa olmaz isimlerdendir. Yine bu konularda, İbda Mimarı’nın, “diyalektiklerin çelmesine takılmak” dediği durum sık sık yaşanır. Mesela Sebahattin Zaim’i okuyan bir Müslüman, Fikret Başkaya’ya ve Erol Manisalı’ya dönüp bakmaz; çünkü onlar karşı taraftadır. Keza Erol Manisalı okuyan bir Kemalist için Sebahattin Zaim ve Fikret Başkaya “karşı taraf”tır, “ne söylediği önemsiz”dir. Oysa benim işim hepsi üzerinde; herbirinin ne söylediği, tahlilleri önemlidir. Bu noktayı tekrar edeyim: Bu bir uzlaştırmacılık değil, terkipçiliktir; İbda Diyalektiği’nin, çeşitli anlayışlar arasındaki hasr’ı ve belirişidir. Erol Manisalı Batı’yı eleştirirken, Fikret Başkaya Kemalizm’i eleştirirken, Sebahattin Zaim İslâm iktisadından haber verirken önemlidir.

Bu anlayış için, İslâm iktisadının temel ölçüleri elbet belirleyicidir. Fakat onların günümüz meselelerine tatbiki ve onlarda takibi, işte asıl mesele budur. Bunu yapabilmek için çeşitli disiplinlerden yararlanmayı bilmek yanında, hangi ölçünün hangi alanda izinin sürüleceğini de kestirmek gerekir. Mesela Hz Ebu Bekir, ganimet mallarının dağıtımında herkese eşit hisse ayırırmış. Kadın, erkek, çocuk, azatlı demez, soranlara da fitne çıkmaması için bu usûlün en iyisi olduğunu söylermiş. Hz Ömer ise müslümanlar arasında derece farkı gözetmiş. İslâm’a daha fazla hizmet edenlerle daha az hizmet edenleri bir tutmamış. Bedir’e katılanlara en büyük, Hendek’e katılanlara daha küçük, Hudeybiye’den sonra gelenlere daha da küçük vs hisseler vermiş. Fakat her ikisi de gayrımüslimlerin fakirlerini de ayrı tutmamışlar, Hz Ömer onlara düzenli maaş bağlamış. Devletin himayesi altında aç bir hayvan ve susuz bir bitki dahi kalmamasına özen göstermişler. Bu iki yaklaşımın birleştiği yerler olduğu gibi ayrıldığı yerler de temel örnektir. Ve bu örneğe uygun bir sosyal iktisadın inşası, bütün çağdaş meselelerin içinden geçerek yolunu bulmak zorundadır; ve bu işin başka yolu yoktur.

Dediğim gibi, ortaya ilginç bir şey çıkabilir; en azından beni çalışırken heyecanlandırıyor. Şimdilik pek kimse okumayacaktır ama bir gün ihtiyaç doğabilir. Belki “Salih Mirzabeyoğlu Mülkiyet Hakkına Bağlı Cemiyet Sermayedarlığı derken ne demek istiyor?” diye bir merak oluşabilir. Bunu ben görür müyüm bilmiyorum. Ama önemli olan görevini yapmaktır; gerisi vesaireye girer.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin