DÜZEN DEĞİŞİMİ

Selim GÜRSELGİL

Büyük Doğu-İbda’nın en güç taraflarından biri de düzen değişimi talep etmesidir. Diğer İslâmî grupların böyle bir mevzuu yoktur. Onlar ara sıra şeriat, hilâfet gibi laflar etseler de bunların bir düzen değişimi gerektiğinden habersiz görünmektedirler.

Bir kısmı mevcut düzen içinde, ticaretinin yolunda ve kendi kapalı grubuna karışılmamak kaydıyla ilelebet mutlu mesut yaşayabilir. Hemen bitişiğinde ev sahibiyle kiracının birbirini boğazlaması, alt komşunun kızının Hollywood artistleri gibi yaşamak istemesi, köşe bakkalın tartıda hile yapması, sokakların insan artıkları ve cesetleriyle dolup taşması onu hiç ilgilendirmez. O, bir birey olarak ibadetini ve ticaretini yapabildiği, hem dünyasını, hem ahiretini kurtarabildiği sürece şeriat da hoş bir masaldır.

Bir kısmı da güya şeriat ister ama armut piş ağzıma düş tarzında ister. Bir düzen değişiminin zorluklarına katlanmak, fedakârlıklarını yerine getirmek ona lüks ve fantezidir. En iyimser hâliyle o bir evrimcidir.

İslâm’da düzen değişiminin gereğini ilk ortaya koyan Necip Fazıl olmuştur. İhtilâl adlı kitabında Üstad, Peygamberlerin mutlak ihtilâllerini anlatmış, sonra beşerî mânâda, Fransız İhtilâli’ni, Bolşevik İhtilâli’ni vs incelemiş, düzen değişiminin asıl Müslümanların üstüne vazife olduğunu, ancak silâhların terakkisi karşısında halk ihtilâllerinin yolunun kapandığını söylemiştir.

1979’da İdeolocya ve İhtilâl’i yayınlayan Salih Mirzabeyoğlu ise düzen değişiminin üç yolundan söz etmiştir: Siyasî parti olarak iktidara geldikten sonra, askerî darbe yoluyla ve halk ihtilâli vasıtasıyla… Mirzabeyoğlu’na göre bu usûllerin tek biri değil, ikisi, üçü birlikte de devreye girebilir ancak tek başına ele alındığında ilk iki yol kapalı, üçüncü ise mümkündür. Burada Üstad’ı revize eder ve der ki, “mevcut otoritenin silâh kuvvetine denk bir güç oluşturulduğunda”…

Ama siz diyebilirsiniz ki, 1970’lerdeki şartlarda değiliz. Ak Parti döneminden sonra ilk iki yolun da o kadar kapalı olmadığı görüldü… Böyle bir itirazı biz reddetmeyiz. Yalnız düzen değişiminin temel stratejisinin halk hareketi olması gerektiğinde ısrar ederiz. Zira halk tabanı olmayan bir düzen değişimi inkılâba dönüşemez. Kaldı ki, şeriat derken, hilâfet derken, bundan maksat Aydınlar Aristokrasisi’dir; onun gerektirdiği aydınlar sınıfı ise ancak halkın bağrından çıkabilir.

Ayrıca diyebilirsiniz ki, ortada hiçbir şey yoktur, bu söyledikleriniz ham hayaldir. Belki haklısınızdır, belki vardır ve ben görüyorum da siz görmüyorsunuzdur. Bu tartışmaya girmeyiz. Ama gelip bize havanda su döver gibi, içinde düzen değişimine dair bir fikir olmadan kuru kuruya şeriat diye, hilâfet diye palavra sıkarsanız o zaman sizi hiç dinlemeyiz.

Bilmem sorduğunuz suale tatminkâr cevap oldu mu sevgili üniversiteli kardeşim.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin