BENİ KİM YETİŞTİRİYOR?
Yavuz USTA
Bu soru doğaçlama zihnimde beliriverdi ve yazılarımı takip eden, şahsıma ait düşünce dünyasına dair, “Usta yine gizli ego kasıyor” eleştirisinden başka anlam çıkaramayan pusu vazifeli profilleri de anlıyorum…
Bir kaç sene evvel satranç üzerine düşüncelerimi yazmış ve kerameti ebced hesabından ileriye gidemeyen, fakat o hesaplamalarla haramzade seviciliğinin itikadî boyutuna henüz erememiş narkozlu arkadaşın “emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker”, yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırma güzelliğine karşı satranç oynayan fotoğrafımla cevap vermiştim… Yıllar yıllar önce çok dindar pofilli arkadaşı öfke ile şahsıma isyan ettirecek bir cümle yazmıştım: “Sizin paçavra sevaplarınıza karşı, bizim nurlu günâhlarımız vardır.” Tabiî o kesim, sevapları, camilerin uzun minarelerinden ibaret şeyler bildiklerinden, israfın nelerden ibaret şeyler olduğuna dair şuurları donmuş olabilirdi…
Baya zengin insanlar tanıdım geneli aç geziyordu, baya korku salan namlı insanlar tanıdım geneli korkak geziyordu, baya bilgi yüklü insanlarda tanıdım muhasebe ve mukayeseden uzak bilgi hamallığı ile geziyorlardı…
En güzel öğretileri meczuplardan edindim, sefil geziyorlardı fakat tıka basa toklardı; izbe, karanlık yerlerde hep tek gezerlerdi hiç korkuları yoktu; hiç bilgileri yoktu fakat muhasebe ve mukayese nedir öğretiverirlerdi…
Bunlardan biri yakın zamanda yine enfes bir ders verdi… İsmi “E…” yaş olarak bende biraz büyük, karizma olarak onun yanında şahsım kazma gibi duruyor, saç sakala karışmış, dişleri dökülmüş, sefil elbiseler içinde olduğu hâlde arkadaş harbi karizma… Yıllardır gözlemlerim; bu arkadaş bir zamanlar isyankâr meczuplardanmış, bazen dellenir Allah’a, Peygamber’e bağıra çağıra küfrederek gezermiş… Tâ ki, bir genç, bu yine dellenip Allah’a, Kitap’a, Peygamber’e küfrederek gezerken sert bir kafa vuruşuyla nakavt yapıyor, o nasıl bir kafa vuruşu ise bizim inançsız meczup küfretme zikrini bırakıp sükût zikrine geçiyor…
Onun ile ilk sohbetim çay ocağında ondan sigara isteme ile olmuştu… Karşılıklı sigaraları içince tekrar sigara istemiştim yine ikram etmişti ve yanılmıyorsam yarım paket sigarasını içtiğim hâlde ne mimik hareketlerinde, ne de ikram ediş üslûbunda zerrece değişme olmuyordu…
Geçenlerde marketten sigara alırken birden yanımda belirmişti:
– “Abi bana da sigara al camel olsun…”
Aklıma o ân yıllar önceki ikram ettiği sigaralar gelmiş, tebessümle kasiyere:
– “Kankama da bir paket sigara verelim…”
Işıldayan gözlerle tebessüm ederek uzaklaşmıştı…
Kısa zaman sonra çorbacıdan çıkmış, çay içmek için gittiğim bahçede oturuyordu ve kalkıp yanıma gelmiş:
– “Abi çorba içecem para versene…”
İçtiğim çorba parası nekadar ise, o meblağda para vermiştim ve:
– “Kanka, dua ediyor musun?” demem üzerine ellerini dua eder vaziyete getirip:
– “Allah’a şükür! Allaha şükür!” diyerek uzaklaşmıştı…
En son 3-5 gün önce çay ocağı bahçesinde tekrar masama gelip:
– “Abi karnım aç, para versene!” demiş ve dersim başlamıştı… Karnını doyurabilecek miktar para vermiş peşinden seslenmiştim:
– “Kanka, o para ile karnını doyur, yanlış işlerde harcama tamam mı!..”
Cevap vermeden 3-5 adım atmıştı ki başka bir meczup daha kankama yaklaştı ve kankam elindeki paradan bir miktar ona verdi… Sonra bir masaya sırtını bana dönük oturdu ve masasına başka bir meczup yaklaştı, o yaklaşan da kankamdan para istedi ona da bir miktar para verdi ve çaycı Eko çayını getirirken takıldı:
– “Ustadan alırsın, para baronu gibi herkese dağıtırsın, hadi yine iyisin…”
– “Deli deliyi, imam ölüyü severmiş; kankama lâf etme!” demiştim…
Kankam hiç istifini bozmadan:
– “Eko! Sana da para lâzım mı? Vereyim mi?
Çaycı Eko
– “İçtiğin çayın parasını versen yeterli…” demişti.
“Verdiğim para ile karnını doyur” demiştim ya… Benim kanka hiç birimizin olamayacağı kadar toktu.










