BİZ NE ARA BU HÂLE GELDİK?
Selim Gürselgil
Beni en fazla tedirgin eden laflardan biri de şu:
“Biz ne ara bu hâle geldik?”
Bunu söyleyen bir rahatlıyor. “Bu hâl”e gelmiş olmanın mesuliyetini üstünden atıyor. Kötülüğe tepeden bakıp kınıyor.
Kimse de ona demiyor: Biz “bu hâl”e 3 gün, 5 günde gelmedik. 300, 500 yıllık bir mesele bu. Sen nasıl bir gafilsin ki, bundan haberin olmamış? 3 gün önce melektik, 3 gün sonra şeytana döndük zannediyorsun. Hiç “bu hâl”e tepeden bakıp poz atma. Sen “bu hâl”den daha kötüsün. “Bu hâl”e gelenler, hiç olmazsa zamana ve sürece uyarak “bu hâl”e geliyorlar. Sen büsbütün “zamandışı”sın; hayvan gibi bir şeysin.
Kimse böyle demeyince biz “bir ara”, kimsenin haberi olmadan, geceden sabaha “bu hâl”e geldik ve ben de onu bir güzel kınadım, kendimi ayırdım muhabbeti sürüyor.
İçinde yaşadığınız toplumun kötülüğünden kendinizi o kadar kolay tecrit etmeseniz belki daha iyi bir şey yapmış olursunuz. Bu kötülük, terakki ede ede en uç noktalara kadar vardı. Kınamakla, öğüt vermekle, yasaklamakla onunla baş edemezsiniz. Çünkü kötülük hâkim ve iyilik mahkûm durumdadır; mahkûmun hâkime nasıl bir tahdidi olabilir?
Bu durumda yapılacak tek şey, iyiliği hâkim kılmak, iyi örneği olanca cazibesi, kuvveti ve haklılığıyla ortaya koymaktır. Bu takdirde kötülük, mücadele edilebilir ve ortadan kaldırılabilir bir şey olur. Aksi takdirde kötülük doğallaştıktan, iyilik arızî ve tesadüfî olduktan sonra kötülükle mücadele edilemez; onunla mücadele adına ortaya çıkan her görüntü onu besleyici ve azdırıcı olur.
Bu işin tek çaresi vardır: İslam inkılâbı… Bütün tarihî gelişimi içinde onu kavramak ve hâkim kılmak. Yoksa kötülük her şeyi yer, kendine benzetir, yok eder.










