KEDİ

Yavuz USTA

On küsur senedir 26 dairesi olan bir binada oturmaktayım; onunla ilk, doğurmak üzere can havli ile ayaklarıma dolanıp acı ile miyavlaması neticesi tanışmıştım…

Binanın sığınağına alelacele karton evini yaparken yanı başımda doğum yapmasına şahit olmuştum; beş adet yavrusunu büyütebilmesi için bu sokak kedisine bakmayı kendime vazife edinmiştim… Yavrularını ihmâl etmemesi için sütünden mamasına, içeceği suya kadar takip ederdim ve bir gün dairemin kapısı önünde feryat figan bağırır bulmuş, beni görünce merdivenlerden aşağı koşuyor, dairenin kapısını kapatmamla gelip tekrar patilerini vuruyordu… Onu takip ettiğimde sığınağın kapısının kapatıldığını, içeri giremeyip yavrularını emziremediği için yardım istediğini anlamıştım… Hatırlıyorum; yavrular 10 günlük olunca İstanbul’a gitmem gerekmiş, 1 ay kendisine yetecek mama takviyesi yapıp komşuya ilgilenmesini rica etmiştim… Nihayet yavrular büyümüş ve binayı terk etmiş fakat anne kedi binanın etrafını mesken tutmuş, hatta sokak köpekleri dahi ona bulaşmıyorlardı… Yavruları ayrıldıktan sonra, kedi, bana ve bina sakinlerine daha mesafeli durmaya başlamış, bir ara alt sokaktaki avm kapısında gelen giden müşterilerden erzak toplamaya başladığına şahit olmuştum…

Bir sene sonra aynı kedi, yine bir öğlen vakti ve yine doğurmak üzereyken aynı binanın kapısı önünde ayaklarıma dolanıp, bir sene önce ki doğumunda olduğu gibi feryat figan pis pasaklı haliyle beni bulmuştu… Bu nasıl tevafuktu?.. Yine karton kutular, mamalar 5-6 adet yavru ve nasıl olsa “nazımı çekiyor” diye sevgi gösterirken ani pati vurmaları üzerine bu sefer kediye anti-pati hislerim dahi oluşmuştu… Ve kedi binayı benimsemiş, sabah demiyor akşam demiyor merdivenlerde esiyor gürlüyordu… Ve olan oldu, binanın watsap gurubundan protestolar başlamıştı…

– “Bu ne kardeşim? Bina hayvan barınağı mı?”

– “Madem hayvan bakıp seveceksiniz, alın eviniz de besleyip sevin!”

– “Kim bu kediyi binaya soktu? Geçen sene de binaya tebelleş olup çocuklara pire sarmış, hasta olacaklar diye korkmuştuk!”

Doktorumun vermiş olduğu sakinleştirici ilacım olmasa herhâlde bina sakinlerine kendime güzelce sopa attırırdım fakat bu ilaç harbi kafamı güzel yapıyor, komşuların öfke mesajlarını tebessümle okuyup, yavruların büyüyebilmesi için zaman vermelerini sağlayacak duygu yüklü uzunca mesaj atıp, kediyi sahiplenmediğimi, fakat kedinin her doğumuna yakın bana bakım ihalesi verdiğini yazmıştım ki o aralar bana çok haklı enteresan bir cevap verilmişti:

– “Ya Usta! Bu kedi orda burda sevişirken senden izin mi aldı da ,doğururken sana bakım ihalesini veriyor?..”

Ne kadar haklı bir sözdü; verecek cevabım yoktu, basmıştım kahkahayı… Fakat yavruların büyüyünceye kadar sığınakta kalmasına sağolsunlar hepsi ikna olmuşlardı.., Komşularımın hepsi insanî vasıfları yüksektir, benim nazarımda kimlikleri ne olursa olsun değerli kişilerdir…

Kedinin sabah erkenden dışarı çıkıp, fakat gece yarısı sığınağa girmeyip, merdivenlerde, tüm dairelerin kapısına pati vurup resmen höykürmesi benim dahi sinirimi zıplatıyordu… Nihayet yavrular büyüyüp binadan çıkmaya başladığı zaman diliminde, kedinin, kendisini binada istemeyen komşuların ayakkabılarına pisletmesi çok ayıp şeylerdi ve watsap gurubunda isyanlar tekrar başlamış, ben kasıtlı mesajlara bakmamaya başlayınca yönetici arkadaş telefonla arayıp:

– “Abi, watsapa baksana, ben arada kalıyorum!” demesi üzerine son mesajımla kedinin kalemini kırmıştım:

– “Yavrular büyüdü, kedinin binayı rahatsız etmesine tahammül edecek bir sebebimiz kalmamış, zira bahar da gelmiştir. Binayı terk etmesi gerektiğini kendisine söyleyebilirsiniz; terk etmediği hâlde ya belediyeden yardım isteyin veya aracınızın bagajına koyup uygun bir yere bırakabilirsiniz…”

Belediyeden gelen olmadı ve bina yöneticisi 3 sefer aracının bagajına koyup uzaklara götürüp bıraktığı halde kedi tekrar gelmiş ve sabaha kadar bina önünde resmen hepimizi küfür imalı mırıldamalarla taciz etmişti… Sonunda bu kediyi sahiplenen biri bulununca bina yöneticisi de toplantı yapıp istifasını vermişti.

– “Abi bina yöneticiliğini 2 senede sen yap!” teklifinde bulunmuş,

– “Kardeş 5 mg sakinleştiriciyi 10 mg içmeye niyetim yok ve benim peşimde kedi de köpek de eksik olmaz. Herkes tekme atarken ben ekmek atarım, bu benim mizacım gereği aksini de yapamam!” demiş ve mülayim bir arkadaşı yönetici seçmiş, konu kapanmıştı…

26 aile olan binada, bir kedinin sinir uçlarını nasıl zorladığına şahit olan biri olarak diyorum ki, bir ülkenin binlerce çeşit insan tabiatını ahenk ile bir arada tutabilecek ortak değerler, adaletli hukuk ve çoğunluğu oluşturan halkı inşa edecek vicdanlı aydınları bulup sistemi yerleştirebildik de mi hadiseler üzerinden insanları yargılayıp ahkâm kesiyoruz?

Bu ülke insanının yarıdan fazlası adî suçlardan hüküm giymişse, ciddî anlamda ülkede ters olan bir şeyler vardır; bunu düşünmemiz gerekir…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin