NÜFUS POLİTİKASI VE SİYASETİN GERÇEK ZEMİNİ
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Sorarsanız çok milliyetçidirler, millî ve yerlidirler. Vatan, millet, sakarya nutukları atarlar, millî hassasiyetlere sahip çıkmayı kimseye bırakmazlar.
Resmî tablo ise şöyledir:
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 yılı doğum istatistik verilerine göre; Türkiye’deki doğurganlık oranı tarihin en düşük seviyesine gerilemiştir.
Evlenmeler azalmış, boşanmalar artmıştır.
Türk milletinin temel taşı olan aile yok edilmekte, Türk kadınının doğurganlığı elinden alınmakta ve bunu yapanlar, vatan millet sakarya hamaseti yapanların başında gelmektedir.
Nüfusun azalma temayülü göstermesi, Türk ailesinin dağılmakta oluşu en baş millî güvenlik sorunu olarak kabul edilmeli ve buna göre maddî ve manevî tedbirlerin alınması gerek değil midir?
Peki bu tedbirleri kim alacak? Bu tablayo sebep olanlardan, bu tedbirleri almasını beklemek akıl kârı mıdır?
“En az üç!” deyince, kimse üç çocuk yapmıyor. Evet, en az üç çocuk gerekli de… En az üç çocuk diyorsan ve kimse bunu takmıyorsa, o hâlde en az üç çocuk dediğinde söylediği dinlenecek kişiler gerekmekte…
Ama bunlar giderse CHP gelirmiş…
Yani sırf başkası gelmesin diye bunların nezaretinde yok olmaya razı olalım, öyle mi?
Veya, bunlarla birlikte CHP ve diğerlerini de, tüm Batıcı sistemi de tarihin çöplüğüne gömecek bir ruh ve anlayış sistemini hakim kılmak için siyaset yapacağız.
Yani, ya, “bunlar giderse CHP gelir” deyip, mevcuttaki yok oluşa katlanma siyasetine devam edeceğiz veya bu sistemi kökten değiştirecek siyaset yapmak tercihine yöneleceğiz.
Siyaset yapmak demenin, mevcut partilerden birinden birine oy vermek demek olmadığını anlamamız gerekecek öncelikle.
Bunlar giderse başkası gelse iyi mi olur zemini, siyasetin doğru zemini değildir. Siyasetin doğru zemini, bütün yanlışları çöpe atalım ve doğrular gelsin zeminidir. Unutulmasın ki, mevcut siyasî zemini bize uygun bulan Batı’dır ve bu sistem içinden Batı’ya uymayan, gerçekten Türk milletinin menfaatine oalcak bir şeyin çıkması muhale yakındır. Bu zemini kabul etmek, Batı’ya köleliği ve Batı menfaatine çalışmayı, onlara hizmet etmeyi kabul etmek, dolayısıyla milleti yok oluşa götürecek politikaları da vatan millet sakarya diyerek uygulamak demektir. Tesellisi de, “bu gitsin de diğerleri mi gelsin!”… Batı, siyasetimizi de hangi şartlar altında yapabileceğimizi nasıl uygun görüyorsa, onu seçebilir, onunla avunabiliriz. Kendi gerçek siyasetimizden bahsedemez olmuşuz.
Sadece bu mevzuda değil, her mevzuda temel eksiklik: İnsan ve toplum meselelerini bir bütün halinde ele alıp çözecek siyasetimizin olmaması. Böyle bir siyasetin olabilmesi de sistem çapında bir fikirle mümkün… Kimi İslâmcı, kimi laik, kimi şu, kimi bu kılıklı Batı işbirlikçilerinden birinden birini seçme tercihinden ibaret bir siyasete mahkûm edilmişiz. Bize, öncelikle, Batı’nın bize giydirdiği bu deli gömleğinden kurtulma şuuru gerekiyor. Mevcut zemini de tek siyaset zemini olarak gören sözde yerli ve millî siyasetçiler de esasında Batı işbirlikçisi yaftasını sonuna kadar hak edenlerdir. Bu milletin gerçek siyasetçileri, milleti bu Batı dayatması işbirlikçi siyaset zemininden kurtarma mücadelesi verenlerdir. Gerçek, bağımsız yerli ve millî siyaset, öncelikle mevcut işbirlikçi siyaset zemininden kurtulma şuuru ile mümkündür.










