YAPAY ZEKÂ ve SANAT

Oğuz BEKDEŞ

Sanat gerçektir. Sanat İlâhî bir armağandır. Dünyamızı şekillendirme, kaosu alıp “yapay” insan becerisini, insan bilgisini kullanma, gerçeği ve güzelliği ortaya koyma gücü.

Çeşitli yollarla, toprağın işlenmesiyle, zanaatkârlıkla, kitap yazımı ve kağıdın boyanmasıyla, insan, maddî şeylere ses verir ve yaratılışı Allah’a övgüyle ifade eder.

Bu teshir edici rolü, kaba kuvvetle değil, ruhanî vizyonunun berraklığıyla yerine getirir; onun görevi doğaya egemen olmak ve onu sömürmek değil, onu dönüştürmek ve kutsallaştırmaktır.

Sanat, edebiyat ve müzik bir ürün değildir. Yaratıcı, izleyici ve kainat arasındaki estetik ve ruhî bir sohbettir. Bu istidad bizim en büyük armağanımızdır.

Yapay zekâ sanatını destekleyen argümanlar, müslüman kardeşlerimizin ağzından çıkan, ilerlemenin kaçınılmaz olduğu, ne olursa olsun gerçekleşeceği ve bunu kabul etmemiz gerektiği şeklindeki her zamanki nakarat.

Buna tahammül etmeyeceğim. Düşmüş bir dünyada yaşadığımız gerçeğini kabul ediyorum. Hayatlarımızın hemen hemen her yönünün küfür haline getirildiği, alçaltılmış ve kutsallığı bozulmuş bir zamanda yaşıyoruz. Sürekli medya tarafından köreltilmiş, duyularımızı alt üst eden ve bizi dopamin kovalayan farelere dönüştüren sonsuz dijital labirentlerle dikkatimiz dağılmış durumda. Yerel yok edildi, bir zamanlar (epey bir zaman önce) canlı ve ibda ruhuyla dolu olan topluluklar, her şehir merkezinin Starbucks’lı bir Alışveriş Merkezi’nin bir çeşidi olduğu küresel şirket ağlarıyla değiştirildi, biz ise köle işçi fabrikalarında seri üretilen ve çocuklarımızı zehirlemek için toprağımıza gönderilen ucuz plastik çöplerde boğuluyoruz.

Kaçınılmaz ilerleme buydu! Bir asırlık ucuz çöp, mahvolmuş aileler ve çürümüş topluluklar. Uzun zaman önce hayır demeliydik. Bu ilerlemeyi kolaylık olsun diye kabul etmek yerine sırtımızı dönmeliydik.

Ancak bana karşı olan tüm argümanlar arasında beni en çok rahatsız eden, sanatın bu sapkınlığında şeytanî bir seviye olduğunu düşünmem konusunda aşırıya kaçmakla suçlanabilirim. Elbette, kod satırları arasında yaşayan boynuzlu şeytanlardan bahsetmiyorum. Şeytanî olan bu kadar acıklı bir şekilde komik değil. Sinsi.

Şeytanî olan ayrılık gayrılıkta ikâmet eder. Yani arada. İnsanı diğer insanlardan, toplumdan, kültürden, güzellikten ve en sonunda İlâhî olandan ayırmak için vardır.

Sanat Îlâhî bir üründür. En büyük sanat gerçeği söyler. En köksüz Böcek Adam şiirde bulunan dilin güzelliğini veya Dostoyevski ve Tolstoy’un gerçeği ortaya koyan büyük eserlerini takdir edemez.

Yani evet, insan unsurunun sanattan çıkarılması şeytanîdir. Din dışıdır.

Rakiplerimiz, önce, kutsal bir nesneye veya inanca, o şeyi kutsallıktan çıkararak saldırır. Bu büyük bir mesele değildir. Bu sadece bir üründür. Bu, daha büyük iyilik için onun demokratikleştirilmesidir. Nesne sıradan hale geldiğinde, aynı zamanda dünyevî hale gelir. Dünyevî hale geldiğinde artık insanı spiritüel olana bağlamaz, artık kaba kullanımının ötesinde bir değeri yoktur.

Kutsal olmayan şeylerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Ucuza yapılmış teknoloji nesneleriyle, yüzü olmayan kölelerle çevrili; bir zamanlar her şeyin elle yapıldığı, özenle ve amaçla yapıldığı bir dünyaydı bu. Etrafımızdaki nesnelerin anlam taşıdığı, bakıldığı ve sevildiği bir dünyada yaşıyorduk, şimdi tek kullanımlık ve ucuz olanda boğuluyoruz. Bildiğimiz her şey bozuluyor. Yeni olan her şey ucuz ve kusurlu hâle getiriliyor. Bu ilerlemenin dünyası. İnsan ruhundan ve yapay zekâdan kopmuş bir yapay zekâ dünyası. İlâhî olandan kopuk…

İnsan ve sanat arasındaki temel bağlantının saptırılmasına karşı duyduğum nefret ve iğrenme gerici ve mantıksızsa, o zaman ben gururlu bir gericiyim. “Hayır!” demeyi tercih ederim. “Yeter!” demeyi tercih ederim. Ucuz bir iğrençlikle kendimi ucuzlatmaktansa, hiçbir şeye sahip olmamayı tercih ederim. Dünyaya ihtiyacım yok, rahatlığa ihtiyacım yok.

Bence hepimiz yerel, el yapımı ve yüksek kaliteyi benimsemeliyiz. Hepimizin bunu yapma yeteneğimizin olmadığını biliyorum, ancak en azından denemeliyiz, en azından dünyamızın insanlığa döndürülmesi ve yeniden geliştirilmesi için çabalamalıyız. Etrafımızdaki nesneler ve sanattan derinden etkileniyoruz ve ruhî olarak olumsuz nesnelerin bizi zehirleme yönünde muazzam bir etkisi olduğunu inkâr etmek aptallıktır.

Yani, tüm yapay zekâ sanatını reddediyorum. İnsanlığı aşağılayan ve küfür eden Silikon Vadisi Böcek Adamlarının yozlaşmış ürününü reddediyorum.

Sanat ve güzellik hayatlarımızda kurtarıcı bir varlıktır ve gerçek sanat eseri ile sahtesi arasındaki fark, gerçek sanatın bir sevgi eseri, sahte sanatın ise bir aldatmaca eseri olmasıdır.

Yapay Zekâ, aldatmacanın efendisinin, yani şeytanın hizmetinde olan bir aldatmacadır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin