FİYAKALI FİKRİN FİYAKALI FERTLERİ
Burhan Halit KOŞAN
“Kim” ile karşılaştığımıza göre hayatımız değişir mi değişmez mi?
Mavi rüyalarımız, turuncu düşlerimiz vardı. Adalet için ayağa kalktığımızda kimse yoktu, kimse yoktu bizden başka. Hâlbuki insanların bilmesi, bilebilmesi gereken meselelerini bile hatırlatmamıza rağmen, kendi sesimizin yankısından başka bir ses işitmedik. Bir gece zifiri karanlık ile yüzleştiğimizde adaletin bir terazi olmadığını, bir neşter olmadığını anladığımız ân, bıçağın soğuk tarafıyla karşı karşıyaydık.
Cumhuriyet mezbahası gibi iskeletle zina etmenin doğal karşılandığı bir yerde gücü eline geçirenin sapını, zayıf olanın keskin tarafını tutması da normaldi. Zulüm abat, zalim hükümran, penceremiz kırık, çatımız akıyor olsa da “Kim” ile karşılaştığımıza göre, hayatımız ya değişmiştir veya değişmeye devam ediyordur. Hani demem o ki, mavi rüyalarımız capcanlı, turuncu düşlerimiz arşa çıkıyor ve evimiz, yani vatanımız, yani fikrimiz hâlâ kalbimizde ve sapasağlam durduğuna göre, süfli kararlarını sefil açgözlülükleriyle verenler belki yarın belki ilerde olsa da infaz kararlarının sonuçlarına katlanacaklar. Benim Atam, Oğuz Kağan!
Bugün, çıplak fiil çırılçıplak netice, çıplak sebep çırılçıplak sonuç gibi olgular maziden kalan bir hatıradır artık. Günümüzde bu alâkalar öylesine pürüzlü, öylesine girift ve öylesine dallı budaklı ki, gel de çık çıkabilirsen işin içinden. Totaliter Cumhuriyet, iskeletle zina etmeyeni, çürük parametrelerini ve rezaletlerini kabullenmeyen vicdan sahipleri ile namuslu insanları tehdit, tedhiş, mülküne el koymak ve yargısız infazlarla terbiye etme yoluna gitmektedir. Aynı zamanda hakikatin günışığından ve gerçeklerin berraklığından uzaklaştırmaktadır.
Evet, müesses nizâm, kontrpiyeye düşürdüğü insanların, İngiltere’nin menfaatlerine uygun düşünmeleri ve davranmaları için zifiri karanlıklarını aydınlık diye, boş lakırdılarını bilim diye, çılgınlıklarını akıl diye, sapkınlıklarını etik diye, yanlışlarını doğru diye, ucubeliklerini güzellik diye sunmakta, göstermektedir. Birbirlerini çelmeyen, birbirlerini dışlayan bunlar ve benzerlerinin farklarını, sırtını mutlak bilgiye yaslayan afili ve fiyakalı fikrin, yani Mavi Bayrağın günışığında eskimez, solmaz, pörsümez yeninin nizâmını yeniden inşa edenler haricindeki hiç kimse fark edemez ve anlayamaz.
Cumhuriyet aydınlarının ipe sapa gelmez hezeyanları bitpazarı gibidir. Safdil ahalimizin aydın zannettiği bu zibidilerin tasnif edici ölçütleri olmadığı için, en akıllısının bilim bilim diye pazarladığı bile moloz yığınıdır. Varoluşun öz mahiyeti olan eskatoloji (öte âlem) bilgisinin kırıntısından bile haberi olmayan bu süflî cenahın, vakaları derinlemesine ve beşerî görüşleri genişlemesine değerlendirebilecek kalibreleri de yoktur. Hani demem o ki, varoluşumuzun öz mahiyeti olan ahiret inancı ve bilgisi olmayan malûmat yığınlarını, yani niceliği hangi katsayı ile çarparsanız çarpın ya sonlu bir nicelik ya niceliğin bile hurdalığıyla karşılaşırsınız. Titiz bir lisanla ifade edecek olursam, Cumhuriyet cehenneminin zebanisi olan çürük aydınlar, geviş getirmeyi fikir zannediyorlar.
Tanımadıkları ve bilmedikleri Batı dünyasını geveleyen bu sefillerin, aziz Türk milletinin atası olan Oğuz Han yerine ya körü, ya sağırı, ya kamburu ikame etme çabaları bile, bu alçakların ya İngiliz ajanı, yada iblisin çocukları olduklarının delili değil midir? Balam benim, Atam Oğuz Kağan!
Hiçbir gök gürültüsünün uyandıramadığı, hiçbir şimşeğin gözbebeklerini kamaştıramadığı ve kırkikindi yağmurlarının ıslatamadığı bu lânetlilerin, akılları da kalpleri de mühürlüdür.
Farmakolojinin kurucu figürlerinden olan Paracelsus: “Sağlıklı bir akıl, efendisinin iradesi olmadan içine girilemeyendir” tespitinde çok haklıdır. Müesses nizâm, iradesine hâkim fikir sahibi insanların iradelerini kırmak ve karar alabilmelerinin yönünü değiştirmek istese de hüsranla karşılaşacak. Safdil ahalimiz, siren sesinin ne olduğunu, her zaman anında fark etmeyebilir. Ne zaman taş ocağının yanına geldiğini de fark etmeyebilir. Aynı şekilde yarın ve sonraki yarınlarında hava durumunu bilemeyebilir. Bütün bunlara rağmen Allah’ın izni ile kulakla duyulmayacak siren sesini işitecek, gözle görülmeyecek taş ocaklarını görecek ve yarınki kırkikindi yağmurlarını hesaplayacak feraset ve basiretli, kulağımız, gözümüz ve kalbimiz de var. Kulak ver dinle: Zelzele mızrağının ucu, İzmir’in bir kıyısından girdiği gün KİM kral, kimler köle göreceğiz!
Azizim, takdir edersin ki, mazimizin azameti, gücümüzün kaynağı ve faziletimizin ırmağıdır.
Bununla birlikte müesses nizâmın kaba saba gücü, fiyakalı fikrin fiyakalı fertlerinin iradesini kırmaya ve sıratı müstakim üzerine olan Mavi Bayrağın istikametinden koparmaya ve ayırmaya, dün yetmediği gibi bugün ve yarın da yetmez. Bize düşen vazife, niyet etmek, kıpırdamak ve çalışmaktır; zafer ve şehadet Allah’ın takdiridir. Namaza ne ile başlıyorsun?










