ÜLKE YANIYOR VE UTANMIYORLAR

Ahmet ÖLÇÜLÜ

Ülke yanıyor.

Hem de cayır cayır.

Ve esas yangın görünmeyen yanımızda.

Ruhumuzda, mânâmızda.

Ormanlarımız yanarken olduğu gibi, meddî cephedeki yangınlarda herkes teyakkuza geçiyor da ruhumuz ve mânâmız fikirsizlik, idealsizlik yangınıyla cayır cayır yanarken kimseden pek ses çıkmıyor.

Ancak son olarak Eskişehir ve Yozgat’ta peşi sıra yaşanan rastgele bıçaklama hadiselerinden sonra olduğu gibi bir iki iğreti tepki ve bolca hamaset.

Madde ve mânâmızın cayır cayır yanmasına dair şartlar oluşurken sessiz kalan ve bunları görmezden gelenler, çok bilmişler, çok iş yapıyor gözükenler, yangın alev alev her yanı sarınca, çıkmasında kendilerinin mesulü olduğu yangınların itfaiyecisi rolünde bürünüp, herkesten çok takdir toplama derdine düşüyorlar. Hesap vermeleri gerekenler…

İç İşleri Bakanı çıkıyor meselâ, hemen her gün, “şu kadar çete çökerttik, bu kadar mafyayı dağıttık, gözaltına aldık” vs diye açıklama yapıyor. Şimdi normalde bu tür operasyonlar, köhnemiş ve çürümüş bir rejim değiştikten sonra, yeni gelen rejim eski rejimin pisliklerini tasfiye ederken yaşanır. Yeni gelen rejimin İç İşleri Bakanı eski rejimden artan suç çetelerini ortadan kaldırırken yapılan işlerin bilançosunu paylaşır bu şekilde ve eski rejim özlemi çekenlere göz dağı verirken, sıradan vatandaşlara da artık yeni rejimde bu tür işlerin olmayacağı, eski rejimin yıkıldığı ve artık yeni rejimde güven içinde yaşamanın mümkün olduğu sözü verilmiş olunur.

Peki Türkiye’de ne oldu?

Rejim mi değişti?

Yolsuzluk, hırsızlık, mafyalaşma, çeteleşmeye karşı gerçekten bir mücadele mi var?

Yoksa bataklık her geçen gün daha da berbatlaşırken, sivrisineklerle mücadele ederek, hamamın namusunu kurtararak gözümüzü mü boyamaya çalışıyorlar.

Cevabı kendi içinde sorular.

Çeyrek asra yakın bir zamandır iktidarda olan parti, öyle bir bataklığa yol açtı, bu bataklıkta türeyen sivrisinekler o kadar azmanlaştı ki, artık bunların zararları tepedekilere de dokunmaya başlayınca, hadi bakalım kodese…

Lokal bir yangına biraz su sıktın, orada üç beş kopili enseledin… Bu mudur yani mesele?

İç ve dış yangını söndürecek, yani insan ve toplum meselelerini çözecek sistem çapında bir fikir var mı?

Yok!

Fikir çok da, fikirlerini sistem çapında her örgüsü tezatsız bir bütünlüğe erdirerek, bunun çilesini çeken, bu haysiyetli tavrı ortaya koyan yok.

Bunu yapmıyorsun, yapılmış olanı takdir et. Yani herkesi fikirci olmasına gerek yok.

O da yok!

Varsa yoksa ben!

Bu benlik tavrının ötesine geçip, müdir fikre tabi olayım denmedikçe en fazla kısa süreli küçük başarılardan öte bir netice doğmaz ve bu zilleti çekmeye devam ederiz.

Mevcut yöneticiler bunu idrak edebilir mi?

Etmelerini beklemiyoruz.

Kurtuluşumuz, elbette şahısların ellerinde, o eller vesilesiyle tecelli edecek ama o şahıslar müdir fikre tabi olarak nefslerinde bir şen sıpa hürriyeti cinsinden bir istiklâli nefyedebilenler olacak.

Bizim muhatabımız bunu idrak edenler ve edebilecek olanlar. Bir şeyin oluş şartını yerine getirmeden, o şeyin olmasını beklemek ahmaklığına düşmeyecek olanlar.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin