YENİ DÖNEME GİRERKEN
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Son bir haftadır siteye yeni yazı ya da haber girmedik, giremedik. Okuyucularımızdan bu duruma dair sorular gelmekteydi: Ne oluyor, ne oldu? Yoğun bir istişare ve değerlendirme çalışmaları ile yeni dönemi karşılama çabası içindeydik.
Hadiseler yeni bir sürece işaret ederken, biz de kendi içimizde -iç bünyemizde- bu yeni süreci nasıl karşılamamız gerektiğine dair günler süren bir çalışma programı icra etmiş olduk.
Evet, yeni bir sürece giriyoruz ve bu sürecin alâmeti farikası, belki de ABD seçimlerini Trump’ın kazanması oldu.
Bu seçimde Trump’ın kazanması tek başına bile büyük bir mânâya işaret ederken, dünya üzerinde yaşanan diğer hadiseler de bundan daha az öneme haiz değil… Bütün bunları birbirini destekleyen hadiseler olarak işaretleyebiliriz.
İran’ın, İsrail’i füzelerle vurması ve buna misilleme yapacağım derken, İsrail’in İran hava savunma sistemi karşısında gayet komik kalıcı bir saldırı ile yetinmek zorunda kalmış olması…
Hamas’ın başlattığı Aksa Tufanı Hurucu akabinde İsrail’in saldırıya geçmiş olmasına rağmen geçen 400 günlük süreç sonunda, İsrail’in Gazze’yi kontrol etmekten aciz kalması, ki süreç devam ediyor…
Hizbullah’ın İsrail’e Aksa Tufanı ile paralel başlattığı saldırılar karşısında İsrail’in onca suikaste rağmen susturamadığı Hizbullah’a karşı kara harekatına mecbur kalışı neticesi Hizbullah duvarına toslaması ile yaşamakta oldukları şok ve bu şokun, İsrail içindeki tesirleri… İsrail içeriden çatırdamakta…
Husilerin esasında bir deniz gücü olan Amerika’ya, Amerikan donanmasına kafa tutuşu ve Amerika’nın bir şey yapamayışı, hatta diz çöküşü…
NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya yenilişi… Bu yenilgiyi geri çevirmek için bir çılgınlık yapabilirler mi, yoksa kabûl edip Rusya ile anlaşma yoluna mı gidecekler?
Anglo-Sakson hegemonya, Rusya’da duvara toslamışken, Ortadoğu’daki İsrail adlı süngü ucu da kırıldı…
BRICS ve ŞİÖ ile dünyada yeni düzenin ipuçları ortaya çıkmaya başladı…
Bu düzen değişimi sürecinin bölgesel-mahallî yansımalarını da Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine ve hatta Avrupa’ya kadar takip edebiliyoruz.
Bize, Türkiye’ye gelecek olursak…
Kimlik meselesini hâlledememiş bir Türkiye… Bu meseleyi hâlledemeden, diğer meseleleri hâlledebileceğini zanneden bir anlayışsızlık elinde kıvranıp duran, yönetilemeyen bir ülke. Bütün meselelerimizin hâllinin temelinde bu “kim”lik meselemizin olduğu anlaşılmadan, hiçbir meseleyi tam ve gerçek mânâda halledemeyeceğimiz esasını başa koyarak, problemlerin kendilerini dayattığı noktada, karşımıza, çözüm teklifi olarak ya saçmalama ya da palyatif tedbirlerle çıkılıyor.
Dünya yeni bir sürece girmeye başlamışken, varlık iddiamızı hangi soylu dünya görüşüne tercüme ettireceğiz ve hayat hakkımızı nerede ve nasıl arayıp talep edeceğiz?
Kısaca ve öz olarak söyleyecek olursak, bizim esas meselemiz Kürt meselesi, ekonomi, Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı yapılması şu ya da bu değil; doğrudan doğruya hangi ruh, hangi fikir ve hangi ahlâk davasıdır. Yukarıda saydığımız ya da sayamadığımız bütün diğer meselelerimiz ve dünya üzerindeki gelişmeler de, bu, ruh, fikir ve ahlâk davası hâllolduktan, bir karara bağlandıktan sonra, bu çerçevede çözülebilecek şeyler. Daha kendisi ne olduğunu, ne olması gerektiğini bilmeden başkalarının meselelerini çözmeye kalkanlar, komiklikten ihanete kadar giden bir keyfiyet arzeder. Meseleleri, meselelerin istediği şuur seviyesinden, yani ruh, fikir ve ahlâk davası olarak idrak edemeyenler… Ruh ve fikir belli olmalı ki, o ruh ve fikri ahlâk olarak kendi şahsında pırıldatıcı, fikrin taşıyıcısı şahıslar gündeme gelebilsin…
Yeniden başlıyoruz; hep yeniden…










