SEVR, SEVRE, İHTİLÂL…
Selim Gürselgil
Osmanlı lûgatında “sevr” kelimesi (peltek s ile/transkripsiyonu th), boğa ve boğa burcu anlamına gelirdi. Kumandan’ın da boğa burcu olduğunu ve bununla ilgili bir dizi mânâlandırmada bulunduğunu biliyoruz.
Onun bir kipi olan “sevret” kelimesini ise herkes bilmez, yalnız birtakım ilmî/edebî metinlerde geçerdi ve “Kızgınlık, hiddet, şiddetli hücum” mânâlarına alınırdı. İşte bu kelime, modern Arapça’da “ihtilâl, devrim” karşılığında kullanılıyor.
Araplar bizim gibi “ihtilâl” demiyor. Çünkü Türk milliyetçileri nasıl Osmanlıca kelimelerle ölümüne mücadele ettilerse aynı şekilde Arap milliyetçileri, Bulgar, Sırp, Romen milliyetçileri de dillerine yerleşen Osmanlıca kelimelere karşı silâhlı mücadele verdiler.
Mesela Araplar hürriyet demez, “tahrir” der. Hatta Cumhuriyet kelimesi bile Osmanlı aydınları tarafından münevver dünyasına sokulduğu için bazı ülkelerde onun yerine “Cemahiriye” denilmiş, ama Suriye, Irak gibi yakın beldelerin lisanında bu kelime kalmıştır.
Kısacası Araplar ihtilâl karşılığı (sevre/kendi aksanlarında thawra) diyorlar. Golanî Suriye İhtilâli yerine “Kutlu İhtilâl” (Es-Sevre Mubâreke) tabirini tercih ediyor. Benim de çok hoşuma gitti. Çünkü bu tabir, boğa gibi, hiddetli bir şiddetle hücum edildiğini de anlatıyor.
Bu kavram aynı zamanda “tasavvufun başlangıcı”na işaret eder. Zira tasavvuf, beşeriyet plânında, Sevr Mağarası’nda, Hazret-i Ebu Bekir Efendimiz’e, “gözlerini yum, dilini damağına yapıştır ve kalbinden Allah’ı zikret” emriyle başlamıştır.










