ÇUKUR
ENGİN SOLAKOĞLU
Salgın bir hastalık gibi yayılıyor emperyalizm. (…)
İran veya Yemen’deki Husiler İsrail’in kafasına füze atarlarken size “bunlar aslında İsrail’le anlaştı” dedirtebilecek ölçüde vahim bir akıl yoksunluğundan söz ediyorum. Bir başka örnek İsrail’in yıllardır Beşar Esat’la iletişimde olduğuna dair haberin Akepe megafonları tarafından servis edilmesi. Haber Yediot Ahronot gazetesine ait. İsrail’in sağcı anaakım gazetesinin iddiasının özü şu: “İsrail Esat yönetimiyle yıllardır iletişim halinde”. İçeriği okuduğunuzda karşınıza çıkan manzara ise çok farklı. İsrail Rusya aracılığıyla Esat’la birkaç kez temas kurmaya çalışmış ama Esat yanıt vermemiş. Suriye’nin devrik liderinin bütün hayatı “günah” üzerine kurulmuş bile olsa, salt bu yüzden “cennetlik” sayılır bana sorarsanız. Hiç değilse İsrailli yetkililerle istihbarat paylaşımı yapmadığı gibi, Cumhurbaşkanını da atlı törenle karşılayıp “bağrına basmamış”.
Esat’ı veya İran’ı İsrail’in gizli ortağı olmakla suçlayanların mezhepçi ekibin bir de “seküler” görünümlü yol arkadaşları var. Onlar da PKK’yı, YPG’yi İsrail ve ABD’nin maşası olmakla suçlayanlar. O suçlama yerden göğe kadar doğru da olsa, bir sıkıntı var. Aynı toplulukların NATO üyeliğine, Türkiye’deki ABD üslerine karşı olduklarını hiç duymuyoruz örneğin. “ABD Dedeağaç’ta, Girit’te üs kurdu. Yandık bittik” dediklerinde kastettikleri aslında şu: “ABD biz varken başka maşa kullanmasın!”
Daha fazla dağıtmadan Suriye’ye geri dönelim.
HTŞ militanları eski rejimin sorumlularının yakalanması bahanesiyle Alevi nüfusun yoğun yaşadığı yerlerde terör estirmeye başladılar. Alevi halk ise buna tepki gösterip sokaklara döküldü. Gerek Batı’daki gerek buradaki çarpık parmaklar derhal İran’ı gösterdiler. “İran Suriye’deki yenilgisinin acısını çıkartmak için Aleviler’i kullanıyor” demeye başladılar.
Bu noktada bilinçli olduğunu düşündüğüm bir cehalet var. Suriye’de Aleviler ve Şiiler yaşıyor. Mezhepçi kellelere bakarsan hepsi aynı. Oysa gerçek farklı. Suriye Alevileri, Şiilerin aksine, İran’daki herhangi bir dini otoriteye bağlı değiller. Bir başka deyişle, İran’ın dini lideri Hamaney kendince bir hikmet yumurtladı diye sokağa dökülmüyorlar. Kendi ülkelerinde insan muamelesi görmek istiyorlar hepsi o. Batı’da ve Türkiye’de Suriye’yi devletsizleştirme projesinin mimarları bu İran yalanını özellikle yayıyorlar. Ortak amaçlarından biri de İsrail’in ve ABD emperyalizminin bölgedeki çıkarlarını korumak.
Suriye’ye dair bir başka yalan da Esat rejiminin bir “Alevi” diktatörlüğü olduğu. O yalanın kaynağını da birçok başka melanet gibi, İngiltere ve ABD’de buluyoruz. Örneğin, British Journal of Middle Eastern Studies adlı süreli yayının Kasım ayında yayınlanan sayısında Yaron Friedman’ın kaleme aldığı makale görünüşte Suriye’daki Alevi nüfusunun “gerçek” sayısını ele almayı amaçlıyor. Bununla birlikte neredeyse her paragrafta “Alevi diktatörlüğü” iddası dile getiriliyor. Oysa bırakalım eski yönetimin yapısını bilmeyi, Suriye tarihini, bu bağlamda Baas Partisi’nin siyasal temellerine biraz olsun aşina olanlar bakımından bunun gerçekle en ufak bir ilgisi olmadığı açık. Yaron Friedman’ın Hayfa Üniversitesi’nde görevli bir akademisyen olduğu bilgisini de buraya sıkıştırıp devam edeyim.
Baas partisini beğenmeyebilirsiniz. Ben de meftunu değilim. Ancak partinin Suriye’de mezhepten ve dinden bağımsız bir Arap ulusu yaratmayı hedeflediği, Suriye’deki devlet kadrolarında, orduda ve özellikle de sermaye sınıfında Sünni ağırlığı bulunduğu nettir. Bunun akademik olarak tartışılması dahi ahlaksızlıktır. Gelin görün ki, işe yarıyor. Siyasal İslamcı ve mezhepçi tayfa İsrail tarafından eline tutuşturulan bu yalan üzerinden nefret söylemi yayıyor.
Kaynak: soL










