FERTTEN TOPLUMA İSLÂM
Selim Gürselgil
İslâm fertte başlar. Kişi önce imân eder. Sonra o imânın ifadecisi olan ibadetleri yerine getirmeye başlar. Bununla beraber onda güzel ahlâk oluşur. Eğer istidadı ve iştiyakı varsa ferdî kemâllerin yolu olan bâtın yolculuğuna koyulur.
Fakat iş bununla kalmaz. İmân eden kişinin kendi gibi imân etmişlerle bir araya gelmesi ve bir arada bulunması da gerekir. Böylece “cemaat” oluşur. Cemaat, imân edenlerin birbirleriyle buluşmaları ve birlikte ibadet ve faaliyette bulunmalarının yatağıdır. Fertten topluma giden yol orada başlar.
Peki orada kalması mı gerekir? Böyle inanç toplulukları vardır; geçmişte ve günümüzde çeşitli toplumlar içinde kendilerine yer bulmuşlardır. Çeşitli zulümler gördükleri, dağlara, ormanlara sığındıkları da olmuştur. Ne var ki, İslâm cemaati ormanların kuytuları için oluşmamıştır. Onun daha yüksek organizsayonlara ermesi gerekir: İslâm devletine ulaşması gerekir.
Öyle ya, İslâm ne fertte biter, ne de cemaatte. Fert ve cemaatin İslâmdışı hükümlerin elinde sığıntı ve mıymıntı yaşaması, Allah’ın rızasına uymaz. Allah, cemaatin devletleşmesini, sadece kendi cemaatine değil, tüm fert ve cemaatlere Hakk’ın adaletiyle hükmetmesini ister. İslâm yeryüzüne bunun için inmiştir. Şeriat bunu ifade eder.
Ancak İslâm orada da bitmez. Yeryüzünde bir zulüm ve küfür idaresi kaldığı sürece onun gerektirdiği mücadele durmaz. Tüm yeryüzünde Allah’ın hükmüyle hükmedilmelidir. Tüm insanlık, İslâm’ı en yüksek ve en ileri hakkaniyet seviyesinde tanımalı, ona inanıp inanmamak sadece bir vicdan işi olarak kalmalıdır.
Bu işin başı ve sonu budur. Başından sonuna doğru dosdoğru yürümedikçe İslâm yaşanmış olmaz. İstikâmet bu olmalıdır. Tüm topluluklar İslâm’ın bayrağı altında hürriyete kavuşmadan Müslümanlık görevi bitmiş olmaz.
Gelmiş geçmiş bütün Müslümanlar bu işi böyle anlamışlardır. Osmanlılar buna “Nizâm-ı Âlem” (Dünyaya Nizâm Vermek) ve “İlâ-yı Kelimetullah” (Allah’ın Adını Yaymak) demişlerdir.
Günümüzdeki Müslümanların pek işine gelmiyor böyle anlamak. Kendi kendine yeten bir cemaat, baskı da görmüyorsa, ilânihaye mutlu mesut geçinebilir. Yahut bir fert, İslâm’ı kendisine menfaat ve şöhret vasıtası kılıp, etrafına binlerce koyun toplayabilir. İslâm inkılâbı olmasa da olur! Zaten zahmetli de!
Hâlbuki Müslümanlık, daha başlangıçta, bu işi en azından kalben istemeyi gerektirir. Cilveli Hocalar gibi küfürle uzlaşmayı ve zulme teslimiyeti savunan tipler değil…










