LAVROV, BATI SALDIRGANLIĞI VE İKİ YÜZLÜLÜĞÜNÜN TÜRKİYE’Yİ DE HEDEF ALDIĞINI ORTAYA KOYDU

Lavrov: Türkiye’nin Suriye’de ‘sözde devlet’ kurulmasına izin vermeyeceğini Kürtlere söyledik

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Rus diplomasisinin 2024 yılındaki faaliyetleriyle ilgili basın toplantısı düzenledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi’ndeki toplantıda yabancı medya kuruluşlarının temsilcileri de yer aldı.

Lavrov, basın toplantısının başında ABD’nin TürkAkım doğalgaz boru hattını devre dışı bırakmak istediğini vurguladı.

ABD’nin enerji altyapısına yönelik terör eylemleri düzenlenmesine onay verdiğini ve Rusya’dan Avrupa’ya doğalgaz taşıyan TürkAkım boru hattını ortadan kaldırma planları yaptığını belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanı, “Çok güçlü bir kanaatim var; ABD, enerji başta olmak üzere, hiçbir alanda rakip istemiyor. AB’nin enerji refahının temellerini yıkmak için terör eylemlerine bir an bile tereddüt etmeden yeşil ışık yakıyorlar, Ukraynalı tebaalarını Kuzey Akım hatlarından sonra şimdi de TürkAkım’ı devre dışı bırakmaya teşvik ediyorlar” dedi.

‘Almanya ve Japonya, BMGK daimi üyesi olamaz’

Lavrov, HindistanBrezilya ve Afrika ülkelerinin BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) uzun süredir ‘kalıcı oturma izni’ almayı hak ettiğini, ancak Almanya ve Japonya’nın daimi üye olamayacağını belirtti.

ABD’nin BMGK daimi üyeliği için sürekli olarak Almanya ve Japonya’yı öne çıkardığına dikkat çeken Lavrov, bu iki ülkenin küresel siyasette hiçbir şekilde bağımsız olmadıklarını, körü körüne, itaatkar bir şekilde ABD’nin peşinden gittiklerini ve ABD onları doğrudan aşağıladığında dahi tek kelime edecek cesarete sahip olmadıklarını vurguladı.

‘BMGK’da reform yapılması gerekiyor’

Bugün küresel ekonomi ve siyasette özel sorumluluk üstlenen ülkelerin BMGK’da temsil edilmediğine dikkat çeken Rusya Dışişleri Bakanı, bundan dolayı BMGK’da reforma ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

BM Şartı’nda ise herhangi bir iyileştirmeye ihtiyaç olmadığını kaydeden Lavrov, tek yapılması gerekenin, tüm ülkelerin kendi tercihlerine göre belirli maddeleri seçmek değil, bu belgeye harfiyen uymak olduğunu vurguladı.

‘Trump’ın ‘Amerika’yı daha büyük’ yapmak için neler yapacağı izlenmeli’

ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın ‘Amerika’yı daha da büyük’ yapmak için hangi yöntemleri kullanacağını izlemek gerekeceğine dikkat çeken Lavrov, şunları söyledi:

“Eğer Sayın Trump, başkanlık görevini üstlendiğinde Amerika’yı daha da büyük yapacaksa, Başkan Trump’ın ilan ettiği bu hedefe hangi yöntemlerle ulaşılacağını çok dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekecek.”

‘Biden, yeni ABD yönetiminin önünü pisletmek istiyor’

Lavrov, mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin giderayak Trump’ın önünü ‘pisletmek’ istediğine dikkat çekerek, “Demokratların siyasette bu tür davranışları mevcut, şimdi Biden yönetimi, tıpkı Barack Obama’nın Donald Trump’ın ilk döneminde göreve başlamasından 3 hafta önce diplomatik kurumlardaki 120 Rus çalışanı sınır dışı etmesi gibi, giderayak bir sonraki yönetimin önünü pisletmek istiyor” ifadelerini kullandı.

‘Trump göreve başladığında Ukrayna’yla ilgili nihai tutumunu inceleyeceğiz’

Trump’ın seçimlerden önce ve sonra Ukrayna krizini çözmek için çeşitli vaatlerde bulunduğunu anımsatan Lavrov, müstakbel başkan koltuğa resmen oturduktan sonra Ukrayna’yla ilgili nihai tutumunu inceleyeceklerini söyledi.

Trump başkan olduktan sonra Ukrayna meselesiyle ilgili nihai tutumunu formüle ettiğinde, elbette bunu inceleyeceğiz” diyen Lavrov, Trump yönetiminden somut inisiyatifler sunmasını beklediklerini kaydetti.

‘Trump, NATO’nun Rusya’ya yalan söylediğini kabul eden ilk Batılı lider’

Lavrov, NATO’nun Rusya’ya, Doğu’ya doğru genişlememe konusunda yalan söylediğini kabul eden ilk Batılı liderin Donald Trump olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı, Trump’ın büyük röportajında, SSCB-ABD ve daha sonra Rusya-ABD anlaşmalarında varılan mutabakatların ve 2010 yılında Kazakistan’daki AGİT Devlet Başkanları Zirvesi’nde kabul edilen Astana Bildirisi’nde yer verilen “AGİT bölgesindeki hiçbir ülke veya kuruluş hakimiyet iddiasında bulunmuyor ve hiçbir ülke, başkalarının güvenliği pahasına kendi güvenliğini güçlendirmeyecek” ifadesinin aksine Batı’nın Kiev rejimini NATO’ya çekmeye çalıştığını anımsatarak bunun çatışmanın ilk nedenlerinden biri olduğunu söylediğini anımsattı.

Lavrov, Trump’ın bu sözlerle NATO’nun Rusya’ya hem ikili düzeyde hem de AGİT kapsamında Doğu’ya doğru genişlememe konusunda yalan söylediğini itiraf eden ilk Batılı lider olduğunu vurguladı.

‘Trump’ın Grönland planları için ilk başta ada halkının görüşleri alınmalı’

Lavrov, Donald Trump’ın Grönland hakkındaki açıklamaları bağlamında ABD’nin adayı satın alması konusunda, Rusya’nın Kırım ve Donbass’ta yaptığı gibi, öncelikle Grönland halkının görüşlerinin alınması gerektiğini vurguladı.

“Öncelikle Grönland halkının görüşlerini dinlememiz gerektiğini düşünüyorum” diyen Lavrov, Rusya’nın, KırımDonbass ve Novorossiya sakinlerinin Ukrayna’da yasadışı darbeyle kurulan rejime karşı tutumunu öğrenmek için kendi fikirlerine kulak verdiğini hatırlattı.

‘Ermenistan’ın AB ve AEB üyeliği bir arada mümkün değil’

Lavrov, Erivan’ın üye olmak istediğini açıkladığı Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliğinin, Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) katılımıyla bağdaşmadığını ifade etti.

AEB’nin Geliştirilmesinden Sorumlu Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksey Overçuk’un AEB ile AB’nin uyumsuzluğuna ilişkin açıklamasını anımsatan Lavrov, “Çünkü bunlar iki farklı serbest ticaret bölgesi, iki farklı gümrük ve tarife azaltma veya kaldırma sistemidir, ikisi birbirleriyle örtüşmüyor” vurgusunu yaptı.

Rus diplomat, Rusya-Ermenistan ilişkileri ile ilgili soruya ilişkin yanıtında ise iki ülke arasındaki ilişkilerin resmi düzeyde oldukça karmaşık olduğunun altını çizdi.

‘Türkiye, Ukrayna müzakerelerinde arabuluculuk teklifinde bulundu’

Türkiye’nin Ukrayna’da çözüme ilişkin ileride yapılabilecek müzakerelerde arabuluculuk teklifinde bulunduğuna dikkat çeken Lavrov, “Birçok kişi teklifte bulunuyor. Ve elbette ki Türkiye, ki zaten bu ülke fiilen anlaşmaya varılan yer olmuştu” vurgusunu yaptı.

‘Rusya, Ortadoğu’dan çıkmayacak’

Suriye’deki gelişmeler hakkında konuşan Dışişleri Bakanı Lavrov, Rusya’nın Ortadoğu’dan çıkmayacağı mesajını verdi.

Suriye’de sürdürülebilir bir normalleşme için tüm siyasi güçlerin, tüm mezheplerin, tüm grupların temsil edildiği bir ulusal diyalog sürecine ihtiyaç olduğunu belirten Lavrov, bu konuyu Türk mevkidaşı Hakan Fidan ve Körfez ülkelerinden meslektaşlarıyla istişare ettiğini anlattı.

Lavrov, Türkiye ve Körfez ülkelerinin Rusya, Çin ve İran’ın Suriye’deki normalleşme sürecinde mutlaka yer alması gerektiği görüşünde olduğunu söyledi.

Lavrov, Rusya, Türkiye ve İran’ın garantör ülkeler olduğu Astana formatının etkinliğini sürdürdüğünü anımsatarak normalleşme için çalışmaya hazır olduklarını kaydetti.

Rusya’nın Şam Büyükelçiliği’nin hiçbir yere kaçmadığına ve yeni iktidarla günlük temaslarını sürdürdüğüne dikkat çeken Lavrov, Moskova’nın durumu normalleştirme çabalarına katkı sunmaya hazır olduğunu belirtti.

‘Türkiye’nin sözde devlet kurulmasına izin vermeyeceğini Kürtlere söyledik’

Rusya’nın Suriye’deki Kürt grupları merkezi hükümetle diyalog kurmaya çağırdığını ancak Kürtlerin ABD’nin varlığına güvenerek Suriye’de ‘sözde devlet’ kurma hedefi peşinden koştuğunu anlatan Dışişleri Bakanı Lavrov, “Onlara Türkiye ve Irak’ın bölgede Kürt devleti kurulmasına izin verilmeyeceğini ve Kürt sorununun tüm bölgeyi patlatabileceğini söyledik. Kürtlerin halklarının özellikle tartışılmasından ve Suriye, İran, Irak ve elbette Türkiye’de temin edilmesinden yana olduk. Diğer yandan Şam da müzakereler konusunda çok istekli değildi, Kürtler de” diye konuştu.

‘Yaşananlar büyük ölçüde Şam’ın hiçbir şeyi değiştirmeme isteğinden kaynaklandı’

Suriye’deki olaylara ilişkin de yorumda bulunan Lavrov, söz konusu olayların büyük ölçüde ülke yönetiminin ‘hiçbir şeyi değiştirmeme’ isteğinden kaynaklandığını ifade ederek, son 10 yılda Rusya, Türkiye ve İran’ın katılımıyla kurulan ve birçok Arap ülkesinin de katıldığı ‘Astana Üçlüsünün’ çalışmalarına rağmen bu siyasi sürecin yavaşlatıldığına dikkat çekti.

Rusya tarafının bunun doğru bir yaklaşım olmadığına inandığına dikkat çeken Lavrov, “Rusya’nın inisiyatifiyle kurulan Anayasa Komitesi’nin çalışmalarına yeniden başlamasını sağlamak için Suriye liderliğini ikna etmek için elimizden geleni yaptık. Ancak Şam’daki yönetim onun çalışması konusunda pek istekli değildi” ifadelerini kullandı.

ABD Suriye’de işgâlci ve Suriye’nin ekonomik kaynaklarını ayrılıkçıları desteklemek için kullanıyor

“ABD’nin yaptırımları Suriye’nin ekonomisini boğdu.” ifadelerini kullanan Lavrov, ABD’nin Suriye’nin doğusundaki toprakları işgal ettiğini belirterek, “Bu bölgede petrol yatakları bulunuyor. Bu bölgede elde edilen kaynaklar, Suriye’nin kuzey doğusundaki ayrılıkçı unsurları desteklemek için kullanılıyor.” dedi.

Lavrov’un konuşmasından önemli görerek seçtiğimiz başlıklar halindeki özeti böyle. İlgilenenler, Lavrov’un toplantısının soru cevap kısmı dahil, Rusya Dışişleri Bakanlığı‘nın sitesinde yayınlanan tamamını google çevirisi ile aşağıda okuyabilir:

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı S.V. Lavrov’un Rus diplomasisinin 2024 sonuçlarına ilişkin basın toplantısında yaptığı konuşma ve medya sorularına yanıtlar, 14 Ocak 2025

Sevgili bayanlar ve baylar,

Son yıllarda gelişen uluslararası duruma ilişkin temel değerlendirmeler, uluslararası arenadaki eylemlerimiz, rotamız ve çalışma hedeflerimiz, Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin tarafından 19 Aralık 2024’teki büyük basın toplantısında ayrıntılı olarak özetlendi. Valdai Tartışma Kulübü toplantısı ve diğer etkinlikler de dahil olmak üzere diğer konuşmalarında düzenli olarak uluslararası konulara değindi. Uluslararası hayatı dolduran, çalışmalarımızın ve girişimlerimizin özünü oluşturan olaylar üzerinde ayrıntılı olarak durmayacağım.

Bunu uzun zamandır konuştuğumuzu, modern tarih sahnesinin uluslararası hukukun temel ilkelerini (ve Zaferden sonra ortaya çıkan düzeni) savunanlar arasında bir çatışma dönemi (belki de bir dönem) olduğunu hatırlatmama izin verin. Dünya Savaşı’nda Nazizm ve Japon militarizmi üzerine), artık bu Şarttan memnun olmayanlar için en önemli uluslararası yasal belgede ( BM Şartı’nı kastediyorum) ortaya konmuş, kutsanmış ve kapsanmıştır. Savaş “işin bittiğine”, ana rakibin -Sovyetler Birliği- ve ona eşlik eden sosyalist kampın sonsuza kadar “bastırıldığına” karar verdi. Artık BM Şartı’nın değil, ABD’nin Asya’daki müttefiklerini (Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore) içeren “siyasi Batı” içinde olgunlaşan arzuların onlara rehberlik edebileceğine karar verdiler. Biz bunlara “siyasi”, “kolektif Batı” diyoruz. Soğuk Savaş’ı “kazandıklarını” hissederek, bundan böyle SSCB gibi güçlü bir rakiple anlaşma yapılmasına gerek olmadığına, tüm sorunları bağımsız olarak çözeceklerine ve geri kalanların “yukarıdan emir vereceğine” karar verdiler. Sovyetler Birliği’nde parti sistemiyle (Politbüro, Merkez Komite, bölge komitesi, bölge komitesi vb.) çalıştılar.

O zamanlar ÇHC, ekonomik kalkınmada veya siyasi nüfuzunda bugün gördüğümüz kadar devasa başarılara henüz ulaşamamıştı, bu nedenle Batı ciddi bir direnişle karşılaşmadı. Başkan V.V. Putin, Ukrayna’da özel bir askeri operasyonun başlamasının gerçek temel nedenlerini açıklamak da dahil olmak üzere , “kolektif Batı” tarafından bize karşı başlatılan bir saldırıyı püskürtmek zorunda kaldığımızı defalarca ayrıntılı ve ikna edici bir şekilde söyledi. Asıl amaç başka bir rakibi bastırmaktı, bu da Rusya’nın kendisini bir kez daha uluslararası sahnede bulmasını sağladı. Bu nedenleri ayrıntılı olarak listelemeyeceğim. Ana hedefleri, ülkemizi jeopolitik olarak zayıflatmak, denizaşırı bir yerde değil, sınırlarımızın hemen üzerinde, Rus çarları ve ortakları tarafından kurulan ve geliştirilen, yerleşen orijinal Rus topraklarında, doğrudan askeri tehditleri “altını kesmek” amacıyla yaratmaktır. Stratejik potansiyelimiz ve onu mümkün olduğu kadar değersizleştirmemiz gerekiyor. İkinci sebep de bu toprakların tarihiyle ilgilidir. Ancak topraklardan değil, yüzyıllarca bu topraklarda yaşayan, onları “sıfırdan” yetiştiren, şehirler, fabrikalar, limanlar inşa eden insanlardan bahsediyoruz. Yasa dışı, anayasaya aykırı bir darbeyle iktidara gelen Ukrayna rejimi bu kişileri adeta “terörist” ilan etti. Ve bunu kabul etmeyi reddettiklerinde, yüzyıllar boyunca insanların yeni Nazilere boyun eğmeyi reddettiği bölgelerin özü olan Rus olan her şeye karşı topyekun bir “saldırı” başlattı.

Artık bu “savaşın” doruk noktasına tanık oluyoruz. Eminim bu konuyla ilgili sorular olacaktır, bu yüzden ayrıntılara girmeyeceğim. Bir kez daha (Sovyet döneminde eğitim kurumlarında söylediğimiz gibi) mevcut tarihsel dönemin ana çelişkilerini özetlemek istiyorum – çok kutupluluktan yana olanlar, BM Şartı’ndan yana olanlar , devletlerin egemen eşitliği ilkesinden yana olanlar, Bu, onu onaylayan herkesin kendi iradesini dayatmasını değil, haklı olduğunu kanıtlamasını, çıkarlar dengesi aramasını, müzakere etmesini ve içerdiği diğer tüm ilkeleri gerektirir. Genellikle Yalta-Potsdam sistemi olarak adlandırılan sistemin adil doğası için uluslararası bir yasal temel sağlarlar. Artık siyaset bilimcilerimiz de dahil olmak üzere pek çok kişi bunun geçmişte kalmış bir dönem olduğunu söylüyor. Bu değerlendirmeye tamamen katılmıyorum. Yalta-Potsdam sisteminin uluslararası hukuki anlamı herhangi bir “onarım” gerektirmez – bu BM Şartıdır . Hepimizin bunu yapması gerekiyor. Dahası, bir menü kullandıkları için (bugün balık seçeceğim ve yarın daha güçlü bir şey seçeceğim) seçici olarak değil, bütünüyle yürütülmeli. Ayrıca, BM Şartı’nın ilkeleri arasındaki tüm ilişkiler, Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun olarak devletler arasındaki dostane ilişkiler ve işbirliğine ilişkin özel bir Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirgesi’nde uzun süredir oybirliğiyle tanımlanmıştır. Ve buna kimse itiraz etmedi.

Bugün çok kutupluluğa ve çok kutupluluk hareketine karşı çıkan diğer kampın, Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Şart’ın kendisine “yazılmamış” olmasından, kendi tüzüğüne sahip olmasından yola çıktığını tekrar ediyorum. Ve onlar, (kimse görmese de) “kurallara dayalı bir dünya düzeni” olarak adlandırılan “Batı tüzüğü” ile her manastıra, camiye, Budist tapınağına, sinagoga “tırmanıyorlar”. Ana çelişkileri burada görüyoruz.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kendilerini kaderlerin hakemi olarak ilan etme arzusu, şimdi devasa bir ataletini koruyor. Bu beni şaşırtıyor ve biraz endişelendiriyor. Çünkü aklı başında her politikacının, son 30-35 yılda zamanın çarpıcı biçimde değiştiğini anlaması gerekir. Batı diktatörlüğüne karşı muhalefet yeniden canlandı, ancak SSCB biçiminde değil, yükselen yeni ekonomiler, Çin, Hindistan, ASEAN, Arap dünyası ve SELAC’taki finans merkezleri biçiminde. Bu, EAEU , BDT ve CSTO’daki müttefikleriyle birlikte yeni Rusya’dır. Buna SCO , BRICS ve tüm bölgelerde, Küresel Güney ülkelerindeki veya daha doğrusu Dünya Çoğunluğundaki diğer birçok hızla gelişen ve ekonomik açıdan başarılı dernekler dahildir . Ekonomide, finansta ve sporda adil bir şekilde rekabet etmek isteyen yeni bir gerçeklik, güçlü rakipler zaten var. Ancak Batı (en azından mevcut elitleri) artık “topyekün üstünlük”, “tarihin sonu” şeklindeki bu ataletin üstesinden gelemiyor. Eğimli bir düzlemde “kayıyorlar” ve ekonomi dahil her yerdeki rakiplerin “yolunu kapatmaya” çalışıyorlar. Daha bugün ABD, yapay zeka mikroçiplerinin NATO ve AB üyesi ülkelere ithalatının yasaklanması da dahil olmak üzere yapay zeka mikroçipleri alanında yeni bir yaptırım paketini duyurdu. ABD’nin, başta enerji olmak üzere, AB’nin enerji refahının temelini yok edecek terör eylemlerine tereddüt etmeden onay verdikleri hiçbir alanda hiçbir rakibe ihtiyacı olmadığına güçlü bir inancım var. Ukraynalı müşterilerini, Kuzey Akımı’ndan sonra Türk Akımı’nın devre dışı bırakılması için “kışkırtıyorlar”. Ekonomik alanda adil rekabetin reddedilmesi ve rakipleri baskı altına almak için adil olmayan, agresif yöntemlerin kullanılması, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin uluslararası arenadaki eylemlerinin temelini oluşturan yaptırım politikasında açıkça görülmektedir. Rusya ve Çin’e karşı birçok yaptırım uygulanıyor. Daha önce de söylediğim gibi, bir şeyi daha ucuza üreteceklerine ve onu uluslararası pazarlara Amerikalı üreticilerden daha etkili bir şekilde tanıtacaklarına dair en ufak bir korku oluştuğu anda, müttefiklerine bile göz ardı edilmeden yaptırımlar uygulanıyor.

Spor alanı, adil yarışmaları kendisini her konuda kazanan ilan eden bir ülkenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde dönüştürmenin sürekli bir destanıdır.

Eğer Sayın D. Trump, Başkanlık görevini üstlenerek Amerika’yı daha da büyütürse, Başkan D. Trump’ın ilan ettiği bu hedefe hangi yöntemlerle ulaşılacağına çok dikkatli bakmak gerekecektir.

İçinde bulunduğumuz anın temel çelişkisi dediğimiz şeyin ana hatlarını çizdim. Sizi dinlemeye ve yanıt vermeye hazırım.

Soru: Konuşmanızda Yalta-Potsdam sisteminin var olduğu ve temel hükümlerine uyulması gerektiği yönünde söyledikleriniz ile ilgili. Peki ya “kurallara dayalı bir dünya düzeni” ilan eden dünya aktörlerinin aslında bu sistemi artık kendileri için geçerli görmediklerini itiraf etmeleri gerçeğine ne dersiniz? Rus tarafı onları bu sistemde nasıl tutmayı planlıyor?

Sergey Lavrov: Yalta-Potsdam sistemine gelince, bir kez daha tekrar ediyorum, o sistem ortadan kalkmadı. Artık kendi kendini tükettiğini söylüyorlar. Siyaset bilimciler başka bir şey aramanızı tavsiye ediyor. Yine üçümüz, dördümüz, beşimiz yeni güç dengelerini dikkate alarak oturup bir şeyler kağıda döküyoruz.

Yalta-Potsdam sistemi başlangıçta Nazizm’e karşı savaşan güçler (SSCB, ABD, Birleşik Krallık) tarafından BM Şartı’nın yazılması yoluyla tartışıldı, tasarlandı ve yaratıldı. Savaş sonrası dünya düzeninin en temel ilkeleri üzerinde anlaşmaya varıldığında Fransızlar devreye girdi. Daha sonra Çin’deki devrimden sonra bir süre sonra Çin Halk Cumhuriyeti de BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi oldu. Teşkilat Tüzüğü’nün ilkeler açısından herhangi bir iyileştirmeye ihtiyacı olmadığına inancım tamdır. Halkların eşit hakları ve kendi kaderini tayin etmesi, devletlerin egemen eşitliği ilkeleri, hükümetleri düzgün davranan, belirli bir ülkede yaşayan tüm ulusların haklarına saygı duyan ve bu sayede yaşayan tüm nüfusu temsil eden devletlerin toprak bütünlüğünün sağlanması… 11 yıl önce darbeyle iktidara gelen Kiev’deki Nazi rejimi için bunu söylemek mümkün değil. İlk andan itibaren ne Kırımlıları, ne Donbass sakinlerini, ne de Novorossiya halkını temsil etmedi.

Bütün bu ilkeler adildir. Biz de BM reformundan yanayız. Ama en büyük adaletsizliğin bazı ülkelerin Güvenlik Konseyi’ne veto hakkıyla daimi üyeliği olduğunu söyleyenler de var. Bunun özel bir mekanizma olduğunu defalarca anlattık. Daha önce dünya toplumunun yaratmaya çalıştığı önceki yapılarda yoktu. Hiçbir yerde kimsenin özel haklara sahip olduğu bir yapı yoktu. Güvenlik Konseyi’nin daimi üye mekanizmasının oluşması, “tek ülke, tek oy” ilkesinin yürürlükte olduğu Milletler Cemiyeti deneyiminden alınan bir ders sonucu oluşmuştur. Bu, yalnızca büyük güçlere herhangi bir ek ayrıcalık verilmesine izin vermekle kalmadı, aynı zamanda büyük, daha etkili ülkelerin nesnel nedenlerden dolayı özel sorumluluklarını yerine getirmelerine de izin vermedi. Milletler Cemiyeti de dahil olmak üzere oluşturulan sistemlerin kaderinden kendilerini sorumlu hissetmiyorlardı.

Şart’taki diğer her şey, seçici uygulama yerine karmaşık uygulama gerektiren kesinlikle adil ilkelerdir.

BM Güvenlik Konseyi reformuna ilişkin. Evet ona ihtiyaç var. Küresel ekonomide, finansta, siyasette, askeri durumlarda özel sorumluluk taşıyan ülkelerin tamamı elbette BM Güvenlik Konseyi’nde temsil edilmiyor. Hindistan ve Brezilya gibi güçlerin, her bakımdan, Afrika’nın Güvenlik Konseyi’ne daimi üyeliğine ilişkin kararla birlikte BM Güvenlik Konseyi’ne kalıcı bir “kayıt” almayı uzun zamandır hak ettiği defalarca söylendi.

Öte yandan Batı, kendisine avantajlı bir konum sağlamak için, arkadan dolanarak ya da dolandırıcılıkla bir kez daha bu süreci bozmaya çalışıyor. Zaten 15 üyeliğin 6 sandalyesi kendilerinde. Amerikalılar, Güvenlik Konseyi’nin kalıcı üyeliği için “kendi” ana adayları arasında, dünya siyasetinde bağımsız bir söz sahibi olmayan Almanya ve Japonya’yı gösteriyor. Körü körüne, itaatkar bir şekilde ABD’yi “arkasından” takip ediyorlar. Ve Washington ilkeleri doğrudan ihlal ettiğinde ses çıkarmaya cesaret edemiyorlar. Kuzey Akımları havaya uçtuktan sonra aynı Şansölye O. Scholz nasıl ses çıkarmaya cesaret edemedi? O sadece utanarak ve sessizce “gözlerini bir kenara çekti.”

Aynı durum tamamen ABD’ye bağımlı olan Japonya için de geçerli. Adil değil. Batı zaten 15 sandalyeden 6’sına sahip. Yeterli. Gelişmekte olan ülkelerin temsilini artırmamız gerekiyor.

Hepimiz (reformdan sonra, Güvenlik Konseyi reformu sırasında, bağlamda, paralel olarak) Batı’nın artık sömürge zamanlarında olduğu gibi kendi düzenini tüm dünyaya empoze edemeyeceğini anlamasını ne zaman sağlayacağız? Yüzyıllar boyunca Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinden zenginliği sömürmek, başkalarının pahasına yaşamak ve şimdi bir çıkar dengesi aramamız gerektiğine göre, bunun için mükemmel bir temele sahibiz: uluslararası yasal temel Yalta-Potsdam dünya düzeninin – BM Şartı. Sadece bunu yapman gerekiyor. Ve bunu yapmak için artık dünyayı yönetmenin mümkün olmayacağını anlamalısınız.

Soru: Sırbistan Cumhurbaşkanı A. Vucic yakın zamanda bazı uzmanların ABD ile gerçek bir dayanışma olarak yorumladığı açıklamalarda bulundu. Bu tür açıklamalar genel olarak Rusya ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin özel doğasına nasıl uyuyor?

Sergey Lavrov: Sırbistan’la ilişkilerimizin yalnızca Sırp ve Rus halkının çıkarlarına ve devletlerimizin çıkarlarına dayanmasını sağlamakla ilgileniyoruz. Sorunların büyük çoğunluğunda hemfikirdirler. Bu ilişkiler, enerji sektörü de dahil olmak üzere, devlet başkanları, hükümetler ve şirketler düzeyinde onaylanan özel anlaşmalar ve projeler açısından zengindir. Sırp Petrol Endüstrisi Kurumu’nun da dahil olduğu ortak üretim var. Bu şirketin kurulmasına ilişkin anlaşma, hiçbir durumda millileştirmeye tabi olmayacağını belirtiyor. Amerikan siyasetinde Demokratların bu tür tavırları var – tıpkı Barack Obama’nın Donald Trump’ın göreve başlamasından üç hafta önce, 120 Rus çalışanını (aile üyeleriyle birlikte) sınır dışı ettiği ilk “hamle”sinden üç hafta önce yaptığı gibi, neticede bir sonraki yönetimi sınırlamak niyetiyle… Ve diplomatik olarak dokunulmaz iki gayrimenkulü çaldı ve el koydu (hala oraya girmemize izin verilmiyor). Bu bizi yanıt vermeye zorladı ve elbette yeni Trump yönetimindeki Rus-Amerikan “konusunu” daha da basitleştirmedi.

Aynı şekilde şimdi de Rusça konuşarak hem Sırpları hem de Trump yönetimini aynı anda “suçlamak” istiyorlar. Enerjiden sorumlu bir asistan yardımcısı geldi, Sırbistan Cumhurbaşkanı A. Vucic ile ortak basın toplantısına katıldı, dersler okudu ve Sırbistan Petrol Endüstrisinde ve genel olarak Sırp enerji sektöründe Rus sermayesinin kalmamasını talep etti. Aksi takdirde Sırp mallarına yönelik pazarlara erişime yönelik tüm fırsatların engelleneceği söyleniyor. Oldukça kaba bir performanstı. Ancak bu, giden Amerikan yönetiminin “ticari anlayışıdır”.

Artık seçilmediğinizde ve Amerika’yı Amerikalıların çoğunluğu tarafından desteklenmeyen bir şekilde, tamamen etik olarak, sadece politik olarak değil aynı zamanda insani nezaket açısından gören ekibiniz, aradaki üç aya “dikkat edin”. Seçimler ve göreve başlamalar bir yerden geldi ve halkın farklı bir politika istediğini anladı. Hayır, mutlaka “kapıyı çarpacaklar” ve kimsenin bunun yeterli olduğunu düşünmemesini sağlayacaklar.

Tekrar ediyorum, Sırbistan’la, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı adına Nazizm’e karşı ortak mücadele konusunda çok zengin bir geçmişimiz var. Siyasi alanlarda ve uluslararası kuruluşlarda birbirimize destek oluyoruz. Elbette Sırbistan’ın ellerinin “sıkıldığını” görüyoruz. Başkan A. Vucic yıllardır Avrupa Birliği’ne katılım yolundan sapmayacaklarını söylerken, bunca yıldır buna yanıt olarak orada kendilerinin beklendiğini ancak bunun için önce Kosova’nın bağımsızlığını tanımaları gerektiğini duyuyor. (yani Sırp halkı ve cumhurbaşkanı kendilerini aşağılamaya davet ediyor) ve ikinci olarak Sırplar elbette Rusya Federasyonu’na yönelik tüm AB yaptırımlarına katılmalı. Aynı zamanda kendilerini aşağılamaya davet olarak, müttefiklerine ihanet etmeyi de talep ediyorlar. Başkan A. Vucic, bunun Avrupalıların dayatmaya çalıştığı kabul edilemez bir politika olduğunu ve ABD’nin bunu açıkça teşvik ettiğini defalarca söyledi.

Durum, hukuki açıdan bile cesur kararlar almayı gerektiriyor. Bizi ilgilendirmeyen biriyle bir anlaşmanız olduğunu söylüyorlar ama bu bizim partnerinizi cezalandırma arzumuzla ilgili. Aynı zamanda şunu da ekliyorlar, özür dilerim, teğet geçiyor ve canınız yanacak, çok canınız yanacak diyorlar.

Kararın Sırp liderliği tarafından verilmesi gerekiyor. Kazan’daki BRICS zirvesinde Sırbistan’ı temsil eden Sırbistan Başbakan Yardımcısı A. Vulin bu konuda net konuştu. Bakalım.

Sırp arkadaşlarla temas halindeyiz. Acil konsültasyon istendi. En kısa sürede yanıt almayı umuyoruz.

Soru: Venezuela’da birkaç gün önce yasal olarak seçilmiş başkan N. Maduro’nun göreve başlaması gerçekleşti. Ancak seçimlerdeki rakibi E. Gonzalez hâlâ kendisini kazanan olarak görüyor. Washington ve bazı Latin Amerika ülkeleri onu bu şekilde değerlendiriyor; özellikle Arjantin ve Uruguay’da seçilmiş başkan olarak kabul ediliyor. Durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu size H. Guaido’nun önceki seçimlerden sonraki durumunu hatırlatmıyor mu? Washington neyi başarmak istiyor?

Sergey Lavrov: Batı, (kendisine inandığı gibi) “büyüklüğü”, cezasız kalması ve tüm dünya halklarının kaderini belirleme hakkının kendisine verilmesiyle sarhoş durumda. Bu sadece Latin Amerika’da değil, sadece Venezuela’da da değil, sadece J. Guaido’da da, sadece E. Gonzalez’de de kendini göstermiyor. S.G. Tikhanovskaya da bazı ülkeler tarafından Belarus’un “yasal temsilcisi” olarak ilan edildi. En azından Avrupa Konseyi ve diğer Batı merkezli kuruluşlarda bu “şapka” altında kabul ediliyor.

Bu kibirdir, dünyanın geri kalanını küçümseme tutumudur. Bu, bir kez daha, “demokrasi” dediğimizde bunun tek bir anlama geldiğinin, “İstediğimi yaparım” olduğunun utanmazca bir ifadesidir. ABD Dışişleri Bakanı E. Blinken (zaten kendisinden alıntı yapmıştı), kendilerini dinlemeyenlerin demokratik masaya oturmayacağını, “menüye” gireceğini söyledi. Bu, böyle bir politikanın doğrudan tezahürüdür. Aynı zamanda yaptıkları da bu; seçim sonuçlarına ilişkin karar verme haklarına sahip olduklarına inanıyorlar. Evet, ülkenin yükümlülüğü değil hakkı var. AGİT üyesi olanların uluslararası gözlemci davet etme hakkı vardır. Bu, ODIHR için tamamen isteğe bağlıdır. Bunlar herhangi bir ülkenin ve kuruluşun parlamento birlikleri olabilir.

Moldova’daki seçimlere nasıl tepki verdiklerini, Rusya’da yaşayan yarım milyon Moldovalının oy vermesini engellemek için orada her şeyin nasıl organize edildiğini, Batı’da çalışan birkaç Moldovalının daha az oy kullanma şansına sahip olması için her şeyin nasıl yapıldığını anlatmayacağım bile. “Etkileyici bir şekilde” oylarını kendilerine söylenen kişiye “Başkan” M.G.

Bakın Gürcü halkıyla nasıl dalga geçiyorlar. Bizi orada bir şeyleri “tamir etmekle” suçladılar. AGİT gözlemcileri herhangi bir önemli ihlale rastlamadı. Bu formül, her şeyin doğru ve meşru bir şekilde yapıldığı anlamına gelir. Ama bundan hoşlanmıyorlar.

Romanya. Bu bir utanç. Belki “Başkan” E. Gonzalez, “Başkan” J. Guaido gibi, eski Gürcistan Devlet Başkanı S. Zurabishvili’nin örneğini takip edecek? Yeni cumhurbaşkanının göreve başlamasından iki gün önce, hiçbir yere gitmeyeceğini ve Gürcistan’ın tek meşru güç kaynağı olarak bu sarayda oturup emirler “vereceğini” sert bir şekilde söylemişti. Ancak ertesi sabah ayrıldı ve siyaset bilimi “beyin vakfı”nda işe girdi.

Bu konu hakkında yorum yapmak zordur. Bu tam bir ikiyüzlülük, diktatörlük, insanlara saygısızlık ve kişinin kendi entelektüel ve diğer yeteneklerini aşırı derecede abartmasıdır. Bu zamanla geçecek. Ama bu insanlara eğitim verilmesi gerekiyor.

Soru: Geçtiğimiz günlerde Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, iki devlet başkanının stratejik rehberliğine bağlı kalarak Çin-Rusya ilişkilerinin her geçen gün daha olgun, istikrarlı, bağımsız ve güçlü hale geldiğini ve iki ülke arasındaki dostane ilişkiler için bir model oluşturduğunu söyledi. Büyük güçler ve komşu ülkeler. Bu konuda nasıl yorum yaparsınız? Sizce ikili ilişkilerimizin istikrarlı bir şekilde gelişmesinin sırrı nedir? Bu yıl ikili işbirliğinden neler bekliyorsunuz?

Sergey Lavrov: Uzun süredir arkadaşım olan Wang Yi’nin Rusya ile ÇHC arasındaki ilişkilere ilişkin ifade ettiği bu değerlendirmelerini tamamen paylaşıyorum. Kendisiyle her yıl birkaç toplantı yapıyoruz. Bunlar çok faydalıdır ve Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in dış politika konularında ve uluslararası arenadaki koordinasyonumuz konusunda mutabakata vardığı görevlerin yerine getirilmesinde belirli anlaşmalara varılmasına yardımcı olur.

Hiç şüphe yok ki, Rus-Çin “paketinin”, Kuzey Atlantik İttifakı’ndan komşularımızın yaptığı gibi, uluslararası ilişkilerde çatışma ve düşmanlığın tırmanması da dahil olmak üzere, modern uluslararası yaşamın ve gelişen süreçlerin ana istikrar sağlayıcı faktörlerinden biri. Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliği altında, ister Avrupa’da, ister Tayvan Boğazı’nda, ister Güney Çin Denizi’nde veya (dedikleri gibi) her zaman “takozlar sürmek”, kafa karışıklığı yaratmak istiyorlar. İster Orta Doğu ister Afrika olsun, “Hint-Pasifik”.

Amerika Birleşik Devletleri için (her yerde yüzlerce askeri üsleri var), bir tür “karmaşa” başlatmak hiç de zor değil. Ancak bu basit “planlar” görülebilir – her yerde çatışmacı istikrarsızlaştırıcı “planlar” yaratın ve ardından belirli bir bölgede nüfuz sahibi olduğunu iddia eden ülkelerin bu krizler ve çatışmalar nedeniyle kalkınmaya değil, çözüme nasıl para, dikkat ve zaman harcadıklarını izleyin. bu krizlerden Washington giderek daha fazla fayda elde ediyor. Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda, İkinci Dünya Savaşı’nda yaptılar. Şimdi Rusya’ya karşı savaşın Ukrayna’nın elindeki ana ve ağır yükünü başarıyla Avrupa Birliği’ne “kaydırdılar”. Ve AB, Fransa, Almanya, İtalya’nın Rusça liderleri de dahil olmak üzere çoğunluğu “sessiz kalıyor.” Bazıları “homurdanıyor”, ancak çoğunlukla muhalefetten – “Almanya için Alternatif”, “Sarah Wagenknecht Birliği”, Fransa’da “Ulusal Cephe” var.

Muhalifler, yoksullukları artarken, sanayisizleşme yaşanırken, sanayi ABD’ye “kaçarken” neden bu kadar çok para harcadıklarını soruyorlar, çünkü Amerika bunu orada enerjinin dört kat daha az maliyetli olmasını ve vergilerin daha düşük olmasını sağladı.

Kaliforniya’nın neredeyse tamamını “yaktılar”. Hasarın 250 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu, Ukrayna’ya “pompalanandan” daha fazla, ancak rakamlar karşılaştırılabilir. Çeşitli uluslararası etkinlikler sırasında (APEC San Francisco’da düzenlendi) Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok sorunu olduğunu görüyoruz ve gördük – merkezi otoyollardan çıkarsanız her fırsatta yoksulluk var. Bu nedenle, ÇHC ve Rusya Washington’la eşit ve dürüst bir diyalogu savunduklarında, bu her şeyden önce BM Şartı’nda yer alan uluslararası iletişim ilkelerini savunduğumuz anlamına gelir .

İkinci Dünya Savaşı, Avrupa’da Alman faşizminin ve Uzak Doğu’da Japon militarizminin yenilgisiyle sona erdikten sonra, liderlerimiz bu iki büyük olayı ortaklaşa kutlama konusunda anlaştılar: Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı Zaferinin 80. Yıldönümü ve Almanya’da Zaferin 80. Yıldönümü. Uzakdoğu’da İkinci Dünya Savaşı.

Bunların heyecan verici olaylar olacağına eminim. Barışın ne pahasına olursa olsun tesis edildiğini hepimize, çocuklara ve özellikle de genç kuşaklara hatırlatmak, tarihi yeniden yazma girişimlerini kategorik olarak “püskürtmeye” devam etmek, Nazileri ve bunu yapanları eşit şekilde suçlamak açısından bunlar çok büyük önem taşıyor. Avrupa’yı ve Uzak Doğu’yu Japon militarizminden kurtardı.

Bu, Rusya-Çin kapsamlı ortaklığını ve stratejik etkileşimini bir arada tutan önemli bir bileşendir. Başarının sırrının ortak bir geçmişe sahip olmamız olduğuna inanıyorum. Bu hikayeden vazgeçmiyoruz. Biz (ne Rusya ne de Çin), Batı’nın aksine, BM Şartı’nda yer alan yükümlülükler de dahil olmak üzere üstlendiğimiz yükümlülüklerden asla vazgeçmedik . Artık bunları zorunluluk olarak görmediğini beyan etmeyecek, ancak pratikte her şeyi onları takip etmek için değil, bencil planlarını takip etmek için yapıyor.

Dolayısıyla Rusya-Çin ortaklığı ve ortak girişimler temelinde oluşturulan yapılar, “liderlerin” ve “kölelerin” olmadığı, “efendilerin” ve “astların” bulunmadığı yeni bir birliktelik türüne aittir.

Bu , EAEU ile bağlarını geliştiren ŞİÖ’dür . Avrasya Ekonomik Birliği, entegrasyon planlarını Çin’in “ Tek Kuşak, Tek Yol ” projesiyle yakından uyumlu hale getiriyor. Bu , Kazan zirvesinden sonra daha da güçlenen BRICS’tir . Rusya’nın başkanlığı döneminde aktif olarak desteklediğimiz Endonezya tam üye oldu. Sekiz ülke daha ortak devlet haline geldi ve ŞİÖ ile ASEAN ve diğer birçok dernek arasında yakın işbirliği gelişiyor. Bütün bunlar uzlaşma temelinde gerçekleşir. Ancak Rusya-Çin ikilisi, diğer tüm katılımcıların desteğiyle tüm bu süreçleri oldukça etkili bir şekilde ileriye taşıyabilecek kapasitededir. İşbirliğimizin, ortaklığımızın ve geleceğe yönelik planlarımızın uluslararası önemi çok büyük. Bu planların hayata geçeceğine inanıyorum. Kimseye karşı çıkmak istemiyoruz. Biz tek bir şey istiyoruz: Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki tüm “kolektif Batı” da dahil olmak üzere gezegenimizdeki tüm ülkeler için, tüm ortaklarının çıkarlarına saygı temelinde iş yapmak. Moskova ve Pekin’in ortak tutumu budur.

Soru: Hepimiz Ermenistan’ın yanlış, yıkıcı bir yola sürüklendiğini görüyoruz ve bunun, varlığının önünde bir engel haline geldiğini söylemekten korkmuyorum. Bütün bunlar asırlık Rus-Ermeni ilişkilerine zarar vermek ve Batı’yı memnun etmek için yapılıyor.

Ermenistan’ın CSTO’ya katılımını engellediğini hepimiz biliyoruz . Ermenistan hükümetinin Rusya platformunda gerçekleştirilen bir takım etkinlikleri görmezden geldiğini biliyoruz. Üstelik son zamanlarda Erivan (hükümet) Ermenistan’ı Avrupa Birliği’ne “sürüklemeye” başladı. AB’ye katılım konusunda referandum yapılacağını öğrendik. Bugün Ermenistan’ın ABD ile stratejik ortaklık konusunda bir belge imzalayacağını öğrendik. Bütün bunlar, komşularımızdan gelen çok ciddi tehditlerin ve yeni bir savaş ihtimalinin arttığı bir ortamda gerçekleşiyor. Moskova Ermenistan’daki durum hakkında ne düşünüyor? Olayların gelişimini nasıl görüyorsunuz?

İkinci sorum da az önce bahsettiğiniz Büyük Zafer’in 80. yıl dönümüyle ilgili. Bu ortak bir Zaferdir. Ermeni halkı da dahil olmak üzere Sovyet halkının bu Zafere katkısını biliyoruz. Geniş ve büyük ölçekliydi. Bu Zaferin hatırasının, Ermenistan ile Rusya arasındaki stratejik ittifakın üzerine inşa edilmesi gereken temellerden biri olduğuna katılıyor musunuz?

Yönetim kurulu üyesi olduğum ANO “Eurasia” son yedi aydır Avrasya alanında aktif olarak çalışıyor. Tarihsel hafızanın korunmasını aktif olarak savunuyoruz ve geleneksel değerler için mücadele ediyoruz. Bunun gençlerimizden geniş bir tepki aldığını kesinlikle söyleyebilirim. Böylece Ekim 2024’te Erivan’da binden fazla Ermeni öğrencinin katıldığı büyük bir halka açık etkinlik düzenledik, burada sadece Erivan’ı tatilden dolayı tebrik etmekle kalmadık, aynı zamanda Büyük Vatanseverlik Savaşı’ndaki Zaferin anısına da saygı duruşunda bulunduk. Savaş, Ebedi ateşe çiçek bırakmak.

Sergey Lavrov: İkinci soruyu yanıtlıyorum. Bu, Nazi işgalcilerinin soykırım girişimlerine maruz kalan tüm halklar, özellikle Sovyetler Birliği ve ülkelerinin ordu birliklerinde veya partizan müfrezelerinde yer alan herkes için kutsal bir temadır. Direniş hareketi, Nazilere ve Alman Nazilerinin “silah altına aldığı” çok sayıda Avrupa ülkesine karşı adalet ve hakikat için savaştı. İspanyollar ve Fransızlar, Leningrad kuşatmasına ve Nazi rejiminin diğer birçok suç eylemine katıldılar.

Bunu unutmadık. Bu bir paralelliktir. Bunu sürekli soruyorlar. Napolyon Avrupa’yı ele geçirdi ve Rus İmparatorluğunu yenmek için herkesi “silah altına” koydu. Orada bulunanlar sadece Fransızlar değildi. Aynı şey Hitler Almanyası için de geçerli. Almanların işgal ettiği onlarca ülke, askeri personelini SSCB’yi yok etmek ve yok etmek için gönderdi.

Dün dış politikaya ilişkin bir raporla konuşan ABD Başkanı George Biden, NATO’yu ve destekçilerini güçlendirmeyi başardıklarını, Ukrayna’ya “yardım” etmek için ama aslında Rusya’ya karşı savaşmak için 50 ülkeyi “silah altına aldıklarını” söyledi. Ukrayna’nın elinde.

Tarih tekerrür ediyor. Her yerde kişisel üstünlük duygusunun unsurları ve şimdi “Bonapartizm” olarak adlandırılan şeyi gerçekleştirme arzusu var. A. Hitler için bu zaten doğrudan Nazizmdi. Ve aynı Nazizm, şimdi de kendi yönetimi altında ülkemizi bir kez daha yok etmeye çalışanlara “pankartlar” sunuyor. Bu nedenle bu yıldönümleri kutsaldır.

Eyaletlerin ve hükümetlerin eylemlerinin yanı sıra, kuruluşunuz da dahil olmak üzere kamuoyunun yaptıklarının en büyük övgüyü hak ettiğini düşünüyorum.

Ermenistan’da, sadece Erivan’da değil, şehirlerde ve köylerde de yaptığınız çalışmaları biliyorum. Büyükelçiliğimiz, Ölümsüz Alay alayı organizasyonu, Hafıza Bahçesi ve Zafer Diktesi gibi etkinlikleri de göz önünde bulundurarak, çabalarımızı birleştirebileceğimiz konularda aktif olarak işbirliği yapmaktadır . Gençlerin bu ebedi, abartısız değerlerle tanışması açısından bu çok önemli.

Diplomatlarımız Ermeni gazileriyle buluşuyor, mezarların bakımını yapıyor ve anıtların bakımını iyi durumda tutuyor. Hiç şüphe yok ki Rusya ve Ermenistan halkları dost canlısı, kardeş halklardır ve karşılıklı ilişkiler sonuçta dostluk duygusuna dayanacaktır.

Günümüzün resmi düzeydeki ilişkilerine gelince, bunlar kolay değil. Daha önce yorum yaptığımız bazı gerçeklerden bahsettiniz.

Örneğin hükümetin Avrupa Birliği’ne katılım sürecini başlatma kararı aldığı açıklandığında. EAEU’nun genişlemesi ve gelişmesiyle ilgilenen deneyimli bir kişi olan Rusya Başbakan Yardımcısı A.L. Overchuk, bunların uyumsuz şeyler olduğunu açıkça söyledi. Bunlar iki farklı serbest ticaret bölgesi, vergi ve tarifelerin azaltılmasına (veya kaldırılmasına) yönelik iki farklı sistemdir. Eşleşmiyorlar.

Hatırlatayım ki, 2013 yılında defalarca yaptığımız hatırlatmalardan sonra dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı V.F. Yanukoviç, Avrupa Birliği ile Ukrayna’nın AB ile ortaklığı konusunda uzun yıllardır devam eden müzakerelerin yaklaşmakta olduğuna dikkat çekmişti. onaylandığı takdirde BDT serbest ticaret bölgesindeki yükümlülüklerle doğrudan çelişecek parametreler. Ukrayna buna katıldı ve faydalarından aktif olarak yararlandı. Çünkü BDT serbest ticaret bölgesinde neredeyse hiç iç tarife yoktu. Ukrayna, Rusya ve diğer BDT üyelerinin bariz nedenlerden dolayı oldukça ciddi koruyucu engellere sahip olduğu Avrupa Birliği ile aynı “sıfır” tarifeleri almak istiyordu .

Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldığımızda, 17 yıllık müzakereler pahasına, bazı ekonomik sektörlerimiz ve hizmetlerimiz için ciddi koruma müzakereleri yaptık. Rusya ile sıfır tarifeye sahip olan Ukrayna, Avrupa Birliği ile aynı rejimi alırsa, Brüksel ile yaptığımız anlaşmalara göre ciddi gümrük vergilerine tabi olan Avrupa malları, hiçbir tarife olmaksızın topraklarımıza ücretsiz olarak gidecektir. . Bunu Ukraynalılara anlattık.

Yanukoviç hükümeti bunu fark etti. Hiçbir şey yapmazlarsa Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı ithalatın önüne bir engel koyacağımızı anladılar. Ve ticaretteki “aslan” payının Avrupa ile değil BDT ile olduğu göz önüne alındığında, acı çekecekler. Ukrayna, bir şekilde karar verebilmek için ortaklık anlaşmasının imzalanmasının birkaç ay ertelenmesini istedi.

Buna ek olarak, Rusya, Ukrayna ve Avrupa Komisyonu’nun oturup Ukrayna’nın AB ile olan ortaklık anlaşmasından ek faydalar almasını ancak serbest ticaret bölgesinin faydalarını kaybetmemesini nasıl sağlayacaklarını düşünmelerini önerdik.

O zamanki Avrupa Komisyonu Başkanı J.M. Barroso kibirli bir adamdı ve göründüğü kadar kibirliydi ve bunun bizi ilgilendirmediğini söyledi. Mesela Rusya’nın Kanada ile ilişkilerine müdahale etmiyorlar. Dolayısıyla meşru Ermeni liderliğinin, kendisinden beklenen herhangi bir uluslararası yapıya katılma sürecini başlatma kararı, egemen bir karardır. Ancak tüm artıları ve eksileri tartmak aynı zamanda ekonomik blokta yer alan Ermeni hükümetinin de sorumluluğundadır.

Ermenistan’ın CSTO’ya katılımı “engellediğinden” bahsettiniz . Sadece etkinliklere katılmıyorlar. Ancak adil olmak gerekirse resmi olarak bunun, uzlaşmanın gerekli olduğu kararları engelledikleri anlamına gelmediğini söylediler.

Organizasyon çalışıyor ve çalışıyor. 2022 sonbaharında, sınırda caydırıcı bir rol oynayacak şekilde donatılmış CSTO gözlem misyonunun yönü üzerinde anlaşmıştık. Ama sonra Ermeni dostlarımız (her şey üzerinde anlaşmaya varılmıştı, karar hazırdı ama son anda reddettiler) Eylül 2022’de üç gün süren çatışmalar göz önüne alındığında anlaşmanın kendileri için zor olduğunu söylediler. Ermenistan-Azerbaycan sınırına, CSTO müdahale etmedi ve “müttefik topraklarını savunmada başarısız oldu.”

Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin bu konuya defalarca geri döndü. Herhangi bir sınırlandırma şöyle dursun, sınırlandırılmış bir sınır bile yoktu. Asla. Bir yöne iki ya da üç kilometre, diğer tarafa. Evet, o zamanlar böyle çekimler vardı. Ancak çok etkili olabilecek olan CSTO misyonundan vazgeçmek de egemen bir karardı. Aynı zamanda Avrupa Birliği misyonu da iki aylığına oraya davet edildi. Daha sonra Ermeniler tek taraflı olarak Azerbaycanlılara danışmadan orijinal anlaşmayı süresiz hale getirdiler. Daha sonra Kanada da misyona katıldı. Bu zaten NATO’nun varlığının bir unsurudur. Verilerimize göre bu kişiler büyük ölçüde Ermenistan’ı değil, çeşitli Batılı ittifakları ilgilendiren konularla meşguller.

Dün Ermenistan Dışişleri Bakanı A.S. Mirzoyan’ın ABD Dışişleri Bakanı E. Blinken ile stratejik ortaklık anlaşması imzaladığını duydum. Bu iki devlet arasındaki egemen bir karardır. Önemli olan imzaladığınız şey ve buna ne denildiği değil, ondan çıkan sonuçtur.

Batılı ülkelerle yaptığımız bazı anlaşmalarda da “stratejik ortaklık” terminolojisini kullandık. Ancak bu anlaşmalar, stratejik ortaklığı ilan ederken hiçbir zaman bir veya başka bir katılımcının üçüncü bir ülkeye karşı hareket etmesini gerektirmedi.

Modern çağda barış zamanında (İkinci Dünya Savaşı, Büyük Vatanseverlik Savaşı başka bir konuydu) kimseye karşı, Sırbistan’dan talep ettikleri gibi bir tür yaptırımlara katılması gereken stratejik ortaklar olduğumuzu asla yazmadık. Ermenistan’dan da talep edecekler.

Ama diyaloğumuz devam ediyor. Ermenistan Dışişleri Bakanı A.S. Mirzoyan Rusya Federasyonu’na davet edildi. Daveti kabul etti. Onu bekliyoruz. Ziyaretin yakın zamanda gerçekleşmesini diliyorum.

Soru (İngilizceden tercümesi): Donald Trump’ın dönüşü Ukrayna konusunda bir “anlaşma” konuşulmasını bir kez daha alevlendirdi. Gerçekten bu “anlaşmayı” sonuçlandırıp bir barış anlaşmasını kabul edebilecek mi? Rusya anlaşmaya varmak için hangi tavizleri vermeye hazır?

Donald Trump’ın yakın zamanda Grönland’ı almak için askeri güç kullanma olasılığını dışlamayı reddetmesine tepkiniz nedir? Sayın Trump bunu yaparsa nasıl davranacaksınız?

Sergey Lavrov: Anladığım kadarıyla Donald Trump’ın göreve başlamasından hemen sonra başlatılacak bazı spesifik girişimler zaten var. En azından benim gördüğüm, Grönland’ın satın alınması konusunda Danimarka ile müzakerelerin başlatılmasına yönelik girişimler.

Aynı zamanda Grönland Başbakanı M. Egede’den Grönlandlıların Kopenhag’la özel bir ilişkisi olduğu, Danimarkalı ya da Amerikalı olmak istemediklerini, Grönlandlı olmak istedikleri yönünde açıklamalar duyuyoruz. Önce Grönlandlıları dinlememiz gerektiğini düşünüyorum.

Tıpkı diğer ada, yarımada ve topraklarla komşu olduğumuz gibi, Kırım, Donbass ve Novorossiya sakinlerinin yasadışı darbeyle iktidara gelen rejime karşı tutumlarını öğrenmek için dinledik. Kırım, Novorossiya ve Donbass sakinleri.

Bu, başta söylediğim ulusların kendi kaderini tayin hakkıyla tamamen örtüşüyor. Büyük bir devletin parçası olan bir millet, bu devletten rahatsız olduğuna inandığı ve BM Şartı uyarınca kendi kaderini tayin etmek istediği durumlarda , büyük devlet buna karşı çıkmamak veya müdahale etmemekle yükümlüdür. İspanyolların Katalonya’ya yaptıkları ya da İngilizlerin İskoçya’ya yaptıkları değil. Bir millet başka bir devletin parçası olarak böyle bir arzu gösterirse bu hakkını kullanabilir.

Uluslararası hukuk, BM Şartı’nda ve Genel Kurul Bildirgesi’nde yer almaktadır. Herkesin, hükümeti ilgili bölgede yaşayan nüfusun tamamını temsil eden devletin toprak bütünlüğüne saygı duyması gerektiğini söylüyor. Eğer Grönland, Kopenhag’ın kendi çıkarlarını ve halkının çıkarlarını temsil etmediğine inanıyorsa, o zaman belki de kendi kaderini tayin hakkı devreye girebilir.

Tıpkı kendi kaderini tayin hakkının 1960’larda ve 1970’lerde sömürgecilikten kurtulma sürecinin uluslararası yasal temeli olması gibi. Daha sonra yerli Afrika halkları, kendilerini yöneten sömürgecilerin kendi çıkarlarını, halkın çıkarlarını temsil etmediğini fark etti. Daha sonra ilk kez ulusların kendi kaderini tayin hakkı, BM Şartı’na tam olarak uygun olmasa da geniş çapta hayata geçirildi. Bugün dünyada 17 Kendi Kendini Yönetmeyen Bölge kaldı. Her yıl toplanan ve sömürgecilikten kurtulma sürecinin tamamlanması ihtiyacını yeniden teyit eden bir BM Sömürgecilikten Kurtulma Özel Komitesi bulunmaktadır . Fransızların BM kararlarına aykırı olarak Komor Adaları devletine vermek istemediği Mayotte adası konusunda çok sayıda karar alındı. Mauritius’un ve diğerlerinin sömürgeleştirilmesiyle ilgili sorunlar var.

Ancak ulusların kendi kaderini tayin hakkı mevcuttur. Bu, sömürgecilikten kurtulmanın bir parçası olarak uygulanmıştır ve bu sürecin (kendi kendini yönetmeyen 17 bölgeyi kastediyorum) tamamlanması için uluslararası yasal dayanağı oluşturmaktadır.

Kırım’da yaşayanların 2014’te, Novorossiya ve Donbass’ta yaşayanların ise 2022’de aldıkları kararların temelinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı yatıyor. Afrika halkları nasıl sömürgecileri kendi çıkarlarını temsil edenler olarak görmediyse, aynı şekilde. Kırım, Donbass, Novorusyalılar 2014’te darbeyle iktidara gelen Nazileri kendilerini temsil eden kişiler olarak göremediler ilgi alanları. Sonuçta iktidarı ele geçiren bu Naziler, Ukrayna’da Rus dilinin statüsünü ortadan kaldıracaklarını hemen duyurdular. Ve bunu yaptılar. Üstelik özel bir askeri operasyonun başlamasından çok önce Rus dilini yasaklayan bir yasayı çıkardılar . Herkesin herhangi bir nedenle insan haklarına takıntılı olduğu Batı’da kimse parmağını bile kıpırdatmadı, tek kelime etmedi.

Bu arada insan hakları aynı zamanda BM Şartı’dır . Madde 1 şöyle diyor: Herkesin ırkı, cinsiyeti, dili veya dini ne olursa olsun insan haklarına saygı duyma görevi vardır. Rus dili tamamen yasaklandı, kanonik Ukrayna Ortodoks Kilisesi yasaklandı. BM Şartının bu ağır ihlallerine kimse dikkat etmiyor. Gerçi Batı, dediğimiz gibi, halkın refahıyla alakası olmayan her durumda insan haklarına “beyaz bir çanta” gibi koşuyor. Ama burada insanların günlük yaşamları sekteye uğratılırken, tüm tarih ve gelenekleri yok edilmeye çalışılırken herkes sessiz kalıyor.

Başkan olan D. Trump nihayet Ukrayna meseleleri konusundaki tutumunu formüle ettiğinde, bunu inceleyeceğiz. Şu anda söylenenlerin hepsi açılışa hazırlık ve ciddi meseleler için yapılıyor. D. Trump’ın kendisinin de söylediği gibi, “ofise” girmeye hazırlanırken. Önce Oval Ofis’e “taşınması” gerektiğini anlıyor.

Geçtiğimiz yıl konuşulan her şeyin çeşitli yönleri var. İnsanların “sahadaki” gerçeklerden daha fazla bahsetmeye başlaması muhtemelen memnuniyetle karşılanacak bir şeydir. Anladığım kadarıyla Ulusal Güvenlik Danışmanı olacak Bay M. Waltz ve bizzat Başkan D. Trump, yaptıkları geniş röportajda, Kiev rejiminin NATO’ya sürüklenmesiyle ilgili olduğu ölçüde çatışmanın temel nedenlerinden bahsettiler. Sovyet ve daha sonra Rusya-Amerikan anlaşmaları ve ilişkileri çerçevesinde ve AGİT bünyesinde varılan anlaşmalara aykırı. 2010’da Başkan Barack Obama da dahil olmak üzere başkanlar da dahil olmak üzere en üst düzeyde, AGİT alanında hiçbir ülke veya kuruluşun egemenlik iddiasında bulunmadığı ve hiçbir ülkenin diğerlerinin güvenliği pahasına kendi güvenliğini güçlendirmeyeceği konusunda bir fikir birliği vardı. NATO yapmamaya söz verdiği şeyi tam olarak yapıyordu. D. Trump şunu söyledi.

İlk kez sadece bir Amerikalı değil, herhangi bir Batılı lider de ülkemizle ve AGİT bünyesinde çok sayıda belge imzalarken NATO’nun yalan söylediğini dürüstçe itiraf etti. Bu sadece bir kılıf, bir kağıt parçası olarak kullanıldı ama aslında NATO sınırlarımıza yaklaşıyor, Doğu Almanya’nın Federal Cumhuriyetin bir parçası haline gelmesine ilişkin şartlara ilişkin anlaşmaları ihlal ediyor, askeri altyapıyı sınırlarımıza yaklaştırıyor, planlar yapıyordu. Kırım ve Azak Denizi’ndeki deniz üsleri de dahil olmak üzere askeri üslerin oluşturulması. Bütün bunlar iyi biliniyor.

Bu temel nedenin, aylarca, hatta iki yıl süren hatırlatmalarımızdan sonra nihayet Amerikan “anlatısı”nda yer alması iyi bir şey. Ama şu ana kadar dili, kültürü, eğitimi, medyası ve Ukrayna’daki kanonik dini kanunlarla yasaklanan Rusların hakları ne “anlatımda” ne de kimsenin söyleminde duyulmuyor. Batı bunu normalmiş gibi gösterirse ciddi konuşmalar yaşanmaz.

Dışişleri Bakanı Eric Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Sullivan tarafından temsil edilen görevden ayrılan yönetim, “yeni Beyaz Saray”ın Ukrayna’yı destekleme politikasını sürdüreceğinden emin olduklarını söylediğinde, bu nedir? Rus olan her şeyi yok etmeye devam etme iradesi mi? Bu o kadar “basit” bir şey değil. Bu çok tehlikeli bir şey. Bu, Nazizm’den bir dış politika uygulama biçimi olarak bahsediyor. Ya da ABD’nin kontrol altına almak ve rekabet avantajı kazanmasını engellemek istediği bir ülkeye karşı bir dış politika biçimi olarak Nazileri yükseltmek hakkında.

Somut girişimler bekleyeceğiz. Başkan V.V. Putin defalarca görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Ancak şu ana kadar herhangi bir teklif gelmedi. Daha sonra Başkan D. Trump, Putin’in görüşmek istediğini söyledi. Bence buluşmalıyız ama önce “ofise uğramalıyız.”

Soru: Avrupa’da paradoksal bir durum ortaya çıkıyor. Benimki gibi bazı ülkelerde (yani Yunanistan), Kıbrıs’ta ve başka yerlerdeki Avrupa nüfusunun ezici çoğunluğunun hükümetlerimizin izlediği politikalarla aynı fikirde olmadığından eminim. Yani halk, birileri tarafından hazırlanan herhangi bir askeri gerilime kategorik olarak karşıdır. Ne yazık ki böylesine paradoksal bir durum ve paradoksal demokrasi, hükümetlerimizin kendi halklarıyla dış politikayı koordine etmeyi bir zorunluluk olarak görmemelerinden kaynaklanmaktadır. Hatta bazı hükümetler bize dış politikanın başka taahhütlerle belirlendiğini söylüyor. Rusya hâlâ bu ortak Avrupa kıtasının bir parçası. Tahmininiz nedir: Ortak kıtamızdaki ilişkilerin normalleşmesine geri dönecek miyiz?

Muhtemelen dünyadaki en deneyimli diplomatsınız. Kıbrıs meselesine “müdahil olmaya” karar verdiniz ya da karar vermeye çalıştınız. Son zamanlarda Kıbrıs’ta bu karmaşık müzakere sürecinin yeni bir turu tartışılıyor. Bunu yapacaklara dair beklentileriniz veya tavsiyeleriniz var mı?

Sergey Lavrov: İkinci soruyla başlayacağım. Aslında New York’ta çalışırken Kıbrıs çözümü üzerinde de çalıştım. Kıbrıs Cumhurbaşkanı her yıl BM Genel Kuruluna gelirdi. Bu kapsamda Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin büyükelçilerini davet ederek, Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan ilkelerin nasıl uygulanacağı hakkında konuştu. Tabii Kıbrıs sorununun çözümündeki başarısızlıklardan da bahsettik.

Son somut girişim 2004’teki K. Annan planıydı. Sonra yakın dostum (Allah rahmet eylesin) büyük Genel Sekreter K. Annan, asistanlarının tavsiyesi üzerine, en azından biraz olsun işe yarayacak bir plan önerme riskini aldı. Güvenlik Konseyi’nin kararını gelecekteki merkezi hükümetin nihai birleşik devletini zayıflatacak şekilde değiştirmek. Yani Kıbrıslı Rumların gücü daha az olacaktı.

Bir referandum yapıldı. Bu planı reddetti. O zamandan beri daha somut bir şey olmadı. Türk komşularımızın doğrudan bu iki eşit devlet olduğunu, başka türlü yürümeyeceğini, anlaşmaya varmamız gerektiğini söylediklerini biliyorum. Önereceğimiz, hatta dayatacağımız hiçbir “sihirli” planımız yok ve olamaz. Birinin ve diğer insanların çıkarları dikkate alınmalıdır. Daha önce Güvenlik Konseyi üyesi ülkeler bu sürecin garantörü olarak kabul ediliyordu. Son zamanlarda Lefkoşa’nın rızası da dahil olmak üzere anladığım kadarıyla bu “beşli” bir araya gelmiyor. Şüphelendiğim gibi, Kıbrıs liderliği ABD ile “çalışıyor”.

Biz tek bir şey istiyoruz; Kıbrıslıların hem kuzeyde hem de güneyde istedikleri gibi yaşamaları. Orada yaşayan çok sayıda Rus vatandaşımız var. Elbette daha fazlası güneyde ama on binden fazlası kuzeyde yaşıyor. Konsolosluk hizmetlerini biz sağlıyoruz . Orada İngiltere gibi daimi bir konsolosluğumuz yok ama orada hizmetler düzenledik. Kıbrıslıların nasıl yaşamaya devam edeceklerine karar vermelerini istiyoruz.

Kıbrıs’ın modern liderlerinin, Kıbrıslıların mümkün olduğu kadar çabuk karar vermelerini istemeyen, aynı zamanda örneğin NATO’ya katılmak, iç politikalarını değiştirmek gibi konularda kararlarını nasıl vermeleri gerektiğini onlara söyleyen ortakları olduğunu anlıyorum. Rusları “kızdırmak” için bu ülkedeki bankalara para aktaran bir yasa çıkarıldı. Yani nasıl Sırbistan’a Avrupa Birliği’ne üye olmanın “bedelinin” ödenmesi gerektiği anlatılıyorsa, Kıbrıs’a da NATO’ya girelim, orada sorun olmayacak, çünkü herkes müttefik olacak, kuzeyle de deniliyor” dedi. her şey güzel olacak” Ancak oradaki ortak tarihi daha az hatırlamanız için daha az Rus olduğundan emin olmamız gerektiğini söylüyorlar. Biz iç işlerine karışmayız.

Bunun Kıbrıs açısından şu anda tartıştığımız önemli bir konu olduğunu anlıyorum, ancak jeopolitik açıdan ortak kıtamızdaki ilişkileri normalleştirmenin mümkün olup olmadığına dair sorunuzun ilk kısmı çok daha önemli. Bu önemli bir anahtar ifadedir; ortak kıta. Avrasya denir. Bu en büyük, en kalabalık ve muhtemelen en zengin kıtadır. Belki de doğal kaynaklar açısından Afrika ve Grönland’la yarışıyor.

Ama burası kıta çapında tek bir yapının olmadığı bir kıta. Latin Amerika’da CELAC var – Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri Topluluğu. Afrika’da Afrika Birliği var. Hem Afrika’da hem de Latin Amerika’da birçok alt-bölgesel birliğin yanı sıra, kıtayı kapsayan dernekler de bulunmaktadır. Avrasya’da sadece alt bölgesel yapılar var ve herkesi bir araya getirecek tek bir “çatı” yok. Muhtemelen bunu denemek iyi bir fikir olacaktır.

Siz sordunuz: Normal bir ilişkiye dönmek mümkün mü? Ortak kıtamızın batı kesiminde AGİT, NATO, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi çeşitli kuruluşların bulunduğu açıktır. İlk ikisi (AGİT ve Kuzey Atlantik İttifakı), Kuzey Amerika’nın katılımıyla Avrupa-Atlantik güvenliği kavramına dayanmaktadır. Avrupa Birliği Avrupalılar için yaratıldı. Ancak kısa bir süre önce NATO ile bir anlaşma imzaladı; buna göre AB, askeri açıdan, savaş çıkarsa (Allah korusun) ittifakın ona söylediğini yapacak. Sadece Avrupa Birliği değil. Zaten İsviçre’ye hadi “askeri Schengen’e katıl” dediler. Eğer NATO’nun kendi toprakları üzerinden Rusya Federasyonu’na gitmesi gerekiyorsa, tüm izin prosedürlerini kaldırın. Avrupa Konseyi var. Amerikalılar bariz nedenlerden dolayı oraya üye değiller (Avrupalı ​​değiller, orada gözlemciler). Ancak Avrupa Konseyi’nin şu anda yaptığı, yasadışı mahkemelerin kurulması, bir tür kayıtlar, Rusya’yı cezalandıracak bir tür tazminat mekanizması da dahil olmak üzere, hepsi ABD’nin kararıyla yapılıyor.

Artık hepsi NATO üyesi olan AGİT, NATO ve şimdi Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve İskandinav Bakanlar Konseyi, Avrasya değil, Avrupa-Atlantik yapılarıdır. Muhtemelen Avrupa’yı “kontrol altında” tutmak isteyenler, bu Avrupa-Atlantik yapısının korunmasını ve hakim olmaya devam etmesini sağlamakla ilgileniyorlar.

Son zamanlarda Avrasya’nın orta ve doğu kısmının ekonomi ve altyapı açısından çok daha umut verici bir yön olduğunu fark ettiler. Burada küresel çapta lojistik altyapı projeleri hayata geçiriliyor. NATO ve Washington şimdi ne istiyor? Öncelikle tüm Avrasya kıtasının Avrupa-Atlantik yapısının bir parçası olması. Eski NATO Genel Sekreteri J. Stoltenberg, emekliliğinden kısa bir süre önce, Avrupa-Atlantik bölgesi ile Hint-Pasifik bölgesinin güvenliğinin bölünmez olduğunu söyledi. Yani, 1999 yılında AGİT ilkesi olarak ilan edilen ve başkalarının zararına başkalarını zayıflatarak kendini güçlendiremeyeceğini öngören güvenliğin bölünmezliği, farklı bir şekilde altüst oldu. Artık Avrasya’nın tamamının askeri-politik açıdan Avrupa-Atlantik parametreleri içerisinde gelişmesini istiyorlar.

“Hint-Pasifik bölgesi” – zaten AUCUS, Pasifik “dördü” (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda), “Dörtlü” (Hindistan’ın katılımıyla) var. Amerikalılar buna askeri-politik bir boyut kazandırmak istiyor. Hintli dostlarımız bunu çok iyi anlıyorlar. Tayvan’ın silahlarında halihazırda bir yoğunlaşma var. Filipinler’i ASEAN’ın çalışmalarına değil, bu Amerikan dar blok yapılarının çalışmalarına dahil etme girişimleri bile değil, eylemler.

Tayvan Boğazı’ndan bahsedersek. Amerikalılar, Avrupalılar, İngilizler, hepsi tek bir Çin’in, Çin Halk Cumhuriyeti’nin var olduğu görüşüne saygı duyduklarını söylüyorlar. Ancak hemen tek Çin pozisyonuna bağlı kaldıklarını ancak kimsenin “statükoyu” değiştirmemesi gerektiğini ekliyorlar. “Statüko” nedir? “Bağımsız Tayvan”. Bu çok açık. ÇHC, Tayvan’ı düzenli olarak ziyaret eden ABD’den gelen tüm “ziyaretçilere” bunun kabul edilemez olduğunu ve ayrıca dünyayı dolaşırken Tayvanlı delegasyonları kabul ettiğini defalarca belirtti (bunlar hükümet yetkilileri olarak kabul ediliyor).

Başkan V.V. Putin bu yıl 14 Haziran’da bu salonda konuştu; NATO ile konuyu kalıcı olarak kapatma ve V.A.’nın Nazi rejimi tarafından yasal olarak yok edilen Rusların dil, din ve diğer haklarını geri getirme ihtiyacını içeren Ukrayna anlaşmasına ilişkin tutumumuzdan bahsetti. Aynı salonda Avrasya mimarisinin şekillendirilmesinin gerekliliğinden bahsetti. Aynen Afrika Birliği gibi, SELAC gibi, kıtanın tüm ülkelerine açık olacak olan Avrasya bölgesi. Bu fikirler, ilk Rusya-ASEAN zirvesinde V.V. Putin’in Büyük Avrasya Ortaklığı kurma girişimini öne sürdüğü yaklaşık on yıldır tartışılıyor . ŞİÖ , EAEU ve ASEAN arasında halihazırda ilgili anlaşmalar mevcut. Şu anda Basra Körfezi’ndeki Arap Devletleri İşbirliği Konseyi ile çalışıyoruz.

Bu ekonomik, ulaştırma, lojistik ortaklığının kıtanın tüm ülkelerine açık olması gerektiğini söylerken (çünkü bu durumda Allah’ın ve coğrafyanın verdiği karşılaştırmalı avantajları maksimum düzeyde kullanacağız) elbette batı kısmını da kastediyoruz. kıtanın. Bu ilgi Batı Avrupa’nın bazı ülkelerinde açıkça görülmektedir. Büyük Avrasya Ortaklığı fikrini desteklemek için mevcut entegrasyon derneklerinin ağ oluşturma ve programlarının uyumlaştırılmasından yararlanıyoruz. Bu süreç devam ediyor.

Aynı bağlamda, Çin projesi “Tek Kuşak, Tek Yol” , uluslararası ulaşım koridoru “Kuzey-Güney” , Kuzey Denizi Rotası , Basra Körfezi – Chittagong limanı, Çin’in “Tek Kuşak, Tek Yol ” projesinin uygulanması çerçevesinde ilişkiler gelişiyor . Bangladeş – Mumbai – Uzak Doğu – bu çok umut verici bir proje. Biz buna Büyük Avrasya Ortaklığı diyoruz.

Böyle bir ortaklık yeterli ivme kazandığında (her şey onun lehine), aynı zamanda rekabetçi, daha etkili ekonomik alışveriş yolları ve Avrasya güvenlik mimarisi için maddi bir temel yaratacaktır. Bu konuda zaten bir diyalog başladı.

Ekim 2024’te, Sırbistan ve Macaristan hükümetlerinin üyelerinin hazır bulunduğu Minsk’te ikinci Uluslararası Avrasya Güvenliği Konferansı toplandı (Macaristan Dış Ekonomik İlişkiler ve Dışişleri Bakanı P. Szijarto üst üste ikinci kez katıldı). bu kavrama ilgi gösteriyor. Bu konferansın ev sahibi ve başlatıcısı olan Belaruslular, artık bunun düzenli hale getirilmesi için çalışıyor. Bu karar zaten verildi. Avrasya güvenliğine ilişkin bu konferansın bir sonraki toplantısı için “21. Yüzyılda Çeşitlilik ve Çok Kutupluluk için Avrasya Şartı” taslağının geliştirilmesine yönelik girişimlerini destekledik .

Avrasya kıtasını Atlantik veya Pasifik’te veya başka bir anlamda değil, tarihin ve doğanın verdiklerine dayanarak ülkelerinin çıkarları temelinde geliştirmeyi düşünmenin mantıklı olduğuna inanıyorum. Bunu yapacağız. Sürecin Avrasya kıtamızda yer alan istisnasız tüm ülkelere açık olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Kıbrıs bir adadır ama siz de davetlisiniz.

Soru (İngilizce’den çeviri): Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin ile ABD Başkanı D. Trump arasında olası bir görüşmeden bahsettiniz. Avrupa Birliği ve Almanya, Ukrayna ihtilafını çözmeye yönelik olası müzakerelerde nasıl bir rol oynayabilir?

Sergey Lavrov: Dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Frederic Hollande, Rusya ile Ukrayna, Almanya ile Fransa arasında imzalanan Minsk anlaşmalarının uygulanmasının garantörleri olduklarını bize söylediler . Belarus’un başkentinde (orada bulunmaktan onur duyduğum yer) neredeyse yirmi saat boyunca geliştirildiler. Almanlar ve Fransızlar bunun Moskova ile Kiev arasında bir barış anlaşması olduğunu ve kendilerinin bunun garantörleri olduğunu söylediler. Katılımcıların durumunu farklı yorumladık ama Almanya ve Fransa’nın konumu aynıydı. Bizi oturttular, anlaştık, garantör olduklarını söylüyorlar.

Biz (Rus tarafı) bu belgeyi BM Güvenlik Konseyi’ne götürdük, o da oybirliğiyle onayladı ve bu anlaşmaların uygulanmasını talep ettik. Barışçıl nesnelerin bombalanması, darbeyi tanımayı reddeden bölgelerin tamamen ablukalanması da dahil olmak üzere Kiev rejiminin gerçekleştirdiği yüzlerce, binlerce ihlali listelemeyeceğim. Bütün bunlar düzenli olarak BM ve AGİT’e gönderildi. “Garantörlere” dedik ki, gelin bu rezalete son verin. Rusya’nın da oraya ateş ettiğini ve bu isyancılara yardım ettiğini söylediler.

Aralık 2022’de emekli olan A. Merkel, ne Almanya’nın, ne Fransa’nın ne de bu belgeleri imzalayan o zamanki Ukrayna Başkanı Poroshenko’nun bu anlaşmaları uygulamayacağını söyledi. Ukrayna’yı savaşa daha iyi hazırlamak için sadece birkaç yıl “kazanmaları” gerektiğini söylüyorlar.

Bu, BM Şartı’nda yer alan Yalta-Potsdam sisteminin ne olduğu sorusuyla ilgilidir . Madde 25, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarının örgütün tüm üyeleri için bağlayıcı olduğunu belirtmektedir. Ve eski Almanya Şansölyesi A. Merkel, bunun kendisine rehberlik etmesine gerek olmadığını söyledi. Bu, dört ülkenin (Rusya, Ukrayna, Almanya ve Fransa) beyanını da içeren ve yine “Lizbon’dan Vladivostok’a kadar tek alan”ın söylendiği bu belgenin taraflarından biri olmasına rağmen, “Biz inşa edeceğiz”, “Fransa ve Almanya Donbass’ın mobil bankacılık kurmasına yardım edecek”, “ablukanın kaldırılmasına yardım edecekler” ve “gaz taşımacılığı sorunlarını çözmek için müzakereler düzenleyecekler”, Rusya ve Ukrayna’ya bu konuda yardımcı olacaklar alan.” Hiçbir şey yapmadılar.

Alman halkının tarihine tüm saygımla, onların eski Almanya Şansölyesi’nin yönetimi aracılığıyla zaten kendi “katkılarını” yaptıklarına inanıyorum. Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin temas kurma tekliflerini asla reddetmez. Almanya Başbakanı O. Scholz onu birkaç kez aradı. Geçenlerde konuştular. O. Scholz böyle bir “başarıyı” başarmaktan gurur duyuyordu. Ancak Avrupa Birliği’nin diğer bazı temsilcileriyle birkaç görüşme yapıldı. Umarım Başkan beni çok azarlamaz, sır vermiyorum. Ancak bu konuşma sırasında O. Scholz, her iki günde bir kamuoyuna söylemeyeceği hiçbir şey söylemedi: Rusya’nın Ukrayna’yı terk etmesi gerektiğini söylüyorlar, krizin temel nedenleri hakkında tek bir kelime yok, Rus dili ve Ukrayna hakkında tek bir kelime bile yok. V.A. Zelensky’nin “kendisine almak” istediği Rusların hakları.

Aslında V.A. Zelensky, 2021’de, özel askeri operasyondan çok önce , eğer Ukrayna’da kendinizi Rus gibi hissediyorsanız, çocuklarınızın iyiliği için Rusya’da kaybolun demişti. Ve son zamanlarda Rusları 1991 sınırlarından çıkarmak istemeyen bir dizi barışı koruma görevlilerine karşı tavrını belirtmek için Rus müstehcenliğini kullandı. Bu “vatandaşın” yeterliliği ayrı bir sorudur.

Birçoğu hizmetlerini sunuyor. Anlaşmanın yapıldığı ve paraflandığı yer Türkiye’ydi. Eski İngiltere Başbakanı B. Johnson (şimdi yeniden bazı kitaplar yazmaya başladı), İstanbul’da mutabakata varılan ilkelere dayalı bir anlaşmanın imzalanmasını yasakladı. Belarus’ta bir dizi toplantı yapıldı. Cumhurbaşkanı A.G. Lukashenko, hem Rusya hem de Ukrayna’nın doğrudan komşusu olarak Belarus’un çıkarlarının dikkate alınması gerektiği gerçeğinden yola çıktığını bir kez daha doğruladı. Bunu takdir ediyoruz.

Genel anlayış artıyor. Bu nedenle Rusya ve ABD başkanları arasında bir telefon görüşmesi ve ardından bir toplantı yapılması konuşulmasına büyük ilgi vardı. Herkes anladı (aslında bunu uzun zamandır anladılar, şimdi kabul etmeye başladılar) meselenin Ukrayna’da değil, bizim dünyadaki yerimiz bağlamında Rusya’yı zayıflatmak için kullanılmasında. Avrasya güvenlik sistemi.

Güvenliğin iki yönü vardır. Çatışmaların ana nedenlerinden biri olan batı sınırlarımızdaki tehditlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu ancak daha geniş anlaşmalar çerçevesinde yapılabilir. Şimdi Ukrayna olarak adlandırılan ülke için veya bu ülkenin Kırım, Donbass ve Novorossiya’dan farklı olarak henüz kendi kaderini tayin edememiş bir kısmı için güvenlik garantilerini tartışmaya hazırız. Ancak bu yönün önemine rağmen Avrasya bağlamı baskın olacaktır, çünkü kıtanın batı kısmı Çin, Hindistan, Rusya, Basra Körfezi ve tüm Güney Asya, Bangladeş, Pakistan gibi devlerden çitle çevrilemez. Orada yüz milyonlarca insan yaşıyor. Kıtanın orta kesiminde, Orta Asya’da, Kafkasya’da, Uzak Doğu’da, Tayvan Boğazı’nda, Güney Çin Denizi’nde işlerin bölge ülkeleri tarafından kararlaştırılacağı şekilde düzenlenmesi gerekiyor. İttifakın güvenliği Hint-Pasifik bölgesine bağlı olduğundan NATO’nun orada çalışacağını söyleyen eski NATO Genel Sekreteri J. Stoltenberg tarafından değil.

Nasıl bağlıdır? Kendisine NATO’nun hala bir savunma ittifakı olup olmadığı soruldu. Evet diye cevap verdi. Üyelerinin topraklarını koruyorlar ancak modern koşullarda topraklarının güvenliği Hint-Pasifik bölgesinin güvenliğine bağlı. Dolayısıyla NATO altyapısı da orada konuşlandırılacak. Orada ittifaklar oluşturulacak. ABD ve Güney Kore zaten nükleer bileşenli bir askeri ittifak kurdular. Bunu yakın zamanda doğruladılar.

Bu, siyaset bilimcilerin her şeyi nasıl bir araya getireceklerini düşünmeleri için ilginç bir zamandır. Sizi temin ederim ki Avrupa-Atlantik’in tüm Avrasya’ya yaklaşımı bir yanılsamadır.

Soru (İngilizce’den çevrilmiştir): İran ile Rusya arasındaki stratejik kapsamlı ortaklık nasıl gelişiyor? Anlaşmada hangi “mesajlar” yer alacak ve bu anlaşmayla bağlantılı olarak üçüncü tarafların endişeleri neler?

Sergey Lavrov: Bu yıl 17 Ocak. İran Cumhurbaşkanı M. Pezeshkian Rusya’ya geldi. Ziyaret zaten duyuruldu. Bu anlaşmayı başkanlarımız imzalayacak.

Birinin bundan hoşlanıp hoşlanmadığına gelince, bu soru genellikle Batılı meslektaşlarımız tarafından sorulur, çünkü her zaman Rusya’nın – İran’ın, Rusya – Çin’in, Kuzey Kore’nin her zaman – onlar olduğunu gösterecek bir konu bulmak isterler. birine karşı “hazırlık yapıyoruz”. Bu arada, Rusya Federasyonu ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması gibi bu anlaşma da herhangi bir ülkeye yönelik değil, doğası gereği yapıcıdır ve Rusya, İran ve ülkemizin yeteneklerini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Ekonomiyi daha iyi geliştirmek, sosyal sorunları çözmek ve savunma kabiliyetini güvenilir bir şekilde sağlamak için dünyanın çeşitli yerlerindeki arkadaşlarla bir araya geliyoruz.

Soru: Rusya’nın sürekli olarak çok kutuplu bir dünya çağrısında bulunduğunu biliyoruz. Rusya’nın Ortadoğu’dan çekilmesinin ardından orada ABD’nin önderliğinde tek kutuplu bir dünya doğuyor. Rusya’dan bu bölgede ne gibi adımlar bekleyebiliriz? Oradaki halk Rusya’ya saygı duyuyor ve bir tür rol bekliyor.

Sergey Lavrov: Böyle bir gazetecilik okulunuz var. Başlangıçta iki açıklama yaptınız: “Rusya Orta Doğu’dan ayrıldı” (bu artık tartışılmıyor gibi görünüyor) ve “Bundan sonra oradaki her şeyin sorumlusu ABD.” Ve sonra ne yapacağını soruyorsun?

Ne birinci ne de ikinci ifadeye katılmıyorum. Ortadoğu’dan ayrılmıyoruz. Suriye’de Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin ve diğer temsilcilerimizin yorumladığı olaylar yaşandı . Birçok bakımdan bunlar, Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı B. Esad’ın isteği üzerine Rusya’nın oraya birliğini göndermesinden ve biz, Türkiye ve İran’ın “Astana formatını” oluşturmamızdan bu yana son on yılda meydana geldi. Çok sayıda Arap ülkesinin katıldığı toplantıda yine de siyasi süreçte bir yavaşlama yaşandı. Hiçbir şeyi değiştirmeme isteği vardı.

Bunun yanlış olduğunu düşündük. 2018 yılında Soçi’deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde Rusya’nın girişimiyle oluşturulan ve ilk iki veya üç toplantıdan sonra “sessiz kalan” Suriye Anayasa Komitesi’nin kurulmasını sağlamak için Suriye liderliğini mümkün olan her şekilde zorladılar. toplantı yaparak çalışmalarına yeniden başladı. Ancak Şam’daki liderlik onun çalışmasına ve bir tür anlaşmaya varmasına pek istekli değildi. Ve bu ancak iktidarın muhalif gruplarla (doğal olarak terörist gruplarla değil) paylaşılmasıyla ilgili olabilir. Bu bir gecikmeydi. Buna sosyal sorunların kötüleşmesi de eşlik etti. ABD’nin çirkin yaptırımları Suriye ekonomisini boğuyordu. Ülkenin petrol açısından en zengin ve verimli olan doğu kısmı Amerikalılar tarafından işgal edilmişti ve hâlâ da işgal ediliyor. Çıkarılan kaynaklar, Suriye’nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı eğilimleri finanse etmek için kullanılıyor.

Daha sonra Kürt örgütlerinden meslektaşlarımıza merkezi hükümetle “köprü kurmalarına” yardımcı olmalarını teklif ettik. Amerikalıların “her zaman” orada olacağına ve orada kendi yarı devletlerini yaratacaklarına inandıkları için aslında bunu istemediler. Onlara ne Türkiye’nin ne de Irak’ın bir Kürt devletinin kurulmasına asla izin vermeyeceğini anlattık. Öyle oluyor ki Kürt sorunu tüm bölgeyi havaya uçurabilir. Biz Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Türkiye’de Kürtlerin haklarının özel olarak tartışılıp güvence altına alınmasını savunduk.

Bir yanda Şam müzakerelere pek hevesli değildi, diğer yanda Kürtler. BM Güvenlik Konseyi’nin çözüm sürecine doğrudan katılımcı olarak belirttiği çeşitli platformlar (Moskova, Kahire, İstanbul) arasında da çok az temas vardı. Bütün bunlar bir “vakum” oluşmasına yol açtı ve içinde bir “patlama” meydana geldi. Gerçeği kabul etmeliyiz.

Rusya Büyükelçiliği Şam’dan ayrılmadı. Günlük temasları var. Durumu normalleştirme çabalarına yardımcı olmak istiyoruz ve bu da Suriye’de tüm siyasi, etnik, dini güçlerin ve tüm dış aktörlerin katılımıyla kapsayıcı bir ulusal diyaloğu gerektiriyor.

Türkiye ve Körfez ülkelerinden meslektaşlarımızla konuştum. Şimdi Ürdün’den sonra ikinci toplantılarını Suudi Arabistan’da yaptılar. Arap ülkeleri, Türkiye ve bazı Batılı devletler buna katıldı. Sürdürülebilir bir sonuca yönelik güvenilir bir süreci gerçekten başlatmak istiyorlarsa ve Suriye topraklarında rakipleriyle yeniden hesaplaşmaya girişmek istemiyorlarsa, Rusya, Çin ve İran’ın bu sürece dahil olması gerektiği gerçeğinden yola çıkıyorlar. Bu konuşmaya açığız. “Astana formatı” rolünü pekala oynayabilir. Üstelik Türkiye, Rusya, İran “troyka” (Ürdün, Lübnan, Irak) ile etkileşim halinde. Suudi Arabistan, BAE ve Katar da ilgi gösteriyor.

BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi G. Pedersen ile 7 Aralık 2024’te Doha’da yaptığım görüşmede, tüm Suriyelilerin ve tüm dış oyuncuların katılımıyla uluslararası bir konferansın oluşturulmasının acil olduğunu söyledi . Bekliyoruz.

Soru: Önümüzdeki Pazartesi Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı D. Trump’ın göreve başlama töreni gerçekleşecek. Rusya-Amerikan ilişkileri bağlamında yeni gelen ekipten beklentileriniz neler?

Sergey Lavrov: Yeni ekibin uluslararası ilişkilere yönelik yaklaşımlarını oluşturmasını bekliyoruz. Başkan Donald Trump’ın böyle bir arzusu olduğunu anlıyorum. Bundan bahsetti. Ayrıca, özellikle Kaliforniya ve Los Angeles’ta aldığı “miras” göz önüne alındığında, başkanın ülkesindeki gidişat konusunda büyük bir sorumluluğa sahip olduğunu da anlıyoruz. Oradaki insanların başına gelenler çok korkunç. Başkan Donald Trump da önceliğinin göç alanında düzeni sağlamak olacağını açıkladı. Özel tedbirler açıklandı.

Onun deyimiyle, önce “ofise” gitmelisiniz. Bu aşamada tüm bu açıklamaların, girişimlerin, “yüksek sesle düşünmenin” pratikte hiçbir etkisi yok. Yeni yönetimin resmi yaklaşımlarını formüle etmesini beklemek zorundayız. Bu, hem Amerikalılar (J. Biden burada çok sayıda sorun bırakıyor) hem de ABD’nin çeşitli kriz durumlarında uluslararası arenadaki yapıcı rolüyle ilgilenenler tarafından bekleniyor.

Soru (İngilizce’den tercümesi): Rusya’nın denizcilik doktrini, Hint Okyanusu’nu stratejik çıkar bölgesi olarak görüyor. Pakistan, güvenli, karşılıklı yarar sağlayan ekonomik işbirliğini sürdürmek için bu strateji doğrultusunda ŞİÖ ve BRICS ülkeleriyle ilişkilerini nasıl geliştirebilir? Rusya ile Pakistan arasındaki mevcut ilişkileri nasıl yorumlayabilirsiniz?

Sergey Lavrov: İlişkiler yukarı doğru gelişiyor. Bu, onlarca yılın en olumlu dönemidir. Pakistan ekonomisi için Sovyet döneminde yaratılanları restore etmeye yönelik bir dizi proje var.

Terörle mücadelede pratik işbirliğine karşılıklı ilgi vardır. Pakistan da bundan muzdarip. Terörle mücadele, Afgan komşularınızla, Hindistan’la, ŞİÖ’nün tüm üyeleriyle güç birliği yapmayı gerektiriyor çünkü Orta Asya, Afganistan ve Pakistan, “kötü insanlar” tarafından suç planlarını planlamak ve uygulamak için kullanılıyor.

ŞİÖ terörle mücadele eden bir yapıya sahiptir. İyi çalışıyor. Bilgi alışverişi yapılıyor. Terörizmin finansmanının uyuşturucu kaçakçılığıyla (bir tür organize suç) ciddi şekilde bağlantılı olduğunu göz önünde bulundurarak, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı, organize suç ve insani suçlar da dahil olmak üzere yeni tehditlerle mücadele etmek için tek bir merkez oluşturma girişimini birkaç yıldır destekliyoruz. kaçakçılık. Bu yıl bu kararımızı uygulamaya başlayacağız.

Tüm bu örgütsel önlemlerin önemli olduğunu belirtmek isterim, ancak şu anda Afganistan’da (Rusya, Çin, Pakistan, İran) üzerinde çalışılan formatta ŞİÖ içindeki güvenin güçlendirilmesi daha önemlidir. Hindistan’ı birleştirmenin doğru adım olacağından eminiz. ŞİÖ ve Afgan meselelerine ilişkin formatlar, örneğin Afganistan’a ilişkin Moskova formatı, Pakistan, Hindistan ve Çin’in daha fazla iletişim kurma, birbirlerini daha iyi anlamaya çalışma, kendilerini ilgilendiren sorular sorma, bilgi alma ve bilgilendirme fırsatına sahip olabileceği ek bir platformdur. cevapları analiz edin. Mümkün olan her şekilde yardım etmeye hazırız. Bu sizin ülkelerinizin, bölgemizin ve ŞİÖ’nün çıkarınadır.

Soru: Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı M.V. Mişustin şu anda Hanoi’ye resmi bir ziyarette bulunuyor. Asıl dikkat Rusya’nın Ninh Thuan-1 nükleer santral inşaatı projesine katılımına veriliyor. Bu sorun olumlu bir şekilde çözülürse Rusya ile Vietnam arasındaki ikili ilişkilerde ne gibi değişiklikler yaşanacak?

Sergey Lavrov: İkili ilişkilerdeki temel değişiklik, nükleer santraller meselesine olumlu bir çözüm bulunması olacaktır. İkili ilişkiler başka bir ortak projeyle tamamlanacak. Vietnam’da bunlardan birçoğumuz var. Örneğin Tropikal Merkez . Şu anda modernize ediliyor ve daha verimli çalışacak. Hidrokarbonlar (Rusvietpetro ve Vietsovpetro şirketleri birbirlerinin topraklarında faaliyet gösteriyor) ve nükleer enerji alanında ortak projeler var. Bu yüksek teknolojidir. Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin’in defalarca vurguladığı gibi, biz sadece bir istasyon inşa edip onu işletmiyoruz, aynı zamanda bu istasyonlarda çalışacak bilimsel personel yetiştirmek de dahil olmak üzere ilgili ülke için bir endüstri yaratıyoruz.

Bu tür düzenlemelerin farklı ticari yönleri olabilir. Mesela Türkiye’de istasyonun mülkiyeti tamamen bize ait ve elektrik sağlama ve vergi ödeme yükümlülüklerini yerine getirecek. Bazı durumlarda ev sahibi ülke ile mülkiyet eşitliği kurulmaktadır. Her şey farklı oluyor. Bunun ilişkilerimize bir yüksek teknoloji projesini daha katacağı bir gerçektir.

Bugün Ukrayna konularını konuştuk. Vietnam’ın müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu duyduk. Bunun için minnettarız. Vietnamlı dostlarımızın tutumunu takdir ediyoruz. Spesifik bir teklif olmadığı için şu anda hiçbir şey hakkında yorum yapamayız. Ve çözdüğümüz görevlerin tamamlanması gerekiyor.

Soru: Sizce Donald Trump’ın göreve başlamasının ardından, Amerika-Japon ittifakını güçlendirme isteği göz önüne alındığında Rusya-Japon ilişkilerinde daha da büyük bir bozulma olabilir mi? Bu Rusya’yı endişelendiriyor mu? Onun başkanlığı döneminde Rusya-Japon ilişkilerinin hangi alanlarında bozulma olasılığı var?

Sergey Lavrov: Sorun, “gittikçe daha da derine” batmanın mümkün olup olmadığıdır.

Buna yanıt veremem, çünkü aşağı doğru hareketin tamamı, en üst ve en üst düzeylerde düzenli, saygılı siyasi diyalog da dahil olmak üzere neredeyse her şeyin yok edilmesi Japon komşularımız tarafından başlatıldı. Rusya bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadı.

NATO’nun Doğu’ya genişlememesi, Ukrayna’nın NATO’ya alınmaması, Ukrayna’da her şeyi yok etmeye başlayan Nazizm’in engellenmesi dahil Batılı ülkelerin bize verdiği söz ve yükümlülükleri yerine getirmekten ümidimizi kestik. Rusça. Herkes bu konuda sessiz. Yüksek sesle hatırlatmamıza rağmen. Minsk anlaşmalarına rağmen BM Güvenlik Konseyi kararına göre özel statü verilmesi gereken bu insanları bombaladılar. Yıllarca tüm bunları açıkladığımızda ve sadece yanlış anlaşılmanın yanı sıra sağırlık duvarıyla da karşı karşıya kaldığımızda (sadece dinlemek istemedik), sonunda kendi güvenlik çıkarlarımızı ve Rusya’nın çıkarlarını korumak için özel bir askeri operasyon başlattık. Ukrayna ve Japonya’daki insanlar yaptırımlara katılma konusunda “emir” aldılar ve bunu hemen uyguladılar. Hayat bu.

Bazen bir barış anlaşmasıyla ilgili diyaloğu yeniden başlatmaya hazır olduklarına ve halklarının bazı kültürel işler için adalara tekrar gitmesine izin vereceklerine dair sinyaller alıyoruz. Ama bu saygı duyulacak bir şey bile değil. Üstelik bütün bunlar sanki biri gelip şunu söylüyor, sizden iletmenizi istediğini söylüyor. Nerede “sevgili filanca” yazıyor? Hayır bu. Sadece “buyurun, işe koyulalım.”

Japonya, mutfaktan ritüellere kadar her zaman hayata karşı incelikli bir tavırla öne çıktı. Bizimle ilişkilerdeki bu incelik bir yerlerde kayboldu. Ancak hoş istisnalar da var. En azından hiçbir zaman kültürü, sporu, eğitim alanındaki ortak projeleri siyasetin kurbanı yapmadık. Asla. Olan biten her şeye rağmen her sonbaharda Japonya’da Rus sanatçıların turlarının düzenlenmesini takdir ediyoruz – “Japonya’da Rus Kültür Günleri”. Her ülkede bu cesaret yoktur.

Dolayısıyla siz (özellikle siz değil, işverenleriniz, onların hükümeti) bu “niteliğinizi” özgüveninizi göstermek için kullanırsanız, bunun Japon halkının çıkarına olacağını düşünüyorum.

Soru: Siz ve Bakanlar Kurulundaki meslektaşlarınız, dost olmayan eyalet ve bölgelerin bir listesini hazırladınız. Tayvan adası orada görünüyor. Fiili durumdan yola çıktığınızı anlıyorum, ancak “kağıt üzerinde” Rusya dostu Çin topraklarının bir “parçasının” düşmanca olarak kabul edildiği ortaya çıktı. Çin tarafı size bu konuda bir şey anlattı mı? Bu noktaya nasıl yorum yaparsınız?

Sergey Lavrov: Şu aşamada, Moskova-Taipei Ekonomik ve Kültürel İşbirliği Koordinasyon Komisyonu’nun Taipei’de bir temsilciliği olmasına rağmen , bize karşı yaptırım ilan eden ülkelerdeki büyükelçiliklerimiz gibi faaliyet gösteriyor. Tayvan bize karşı yaptırımlar açıkladı. İşte kriteriniz.

Bunu formüle etmek biraz zahmetli olabilir, ancak yaptırımlara katılan ülkelerdeki günümüz hükümetlerinin düşmanca olduğu gerçeğinden yola çıkıyoruz. Bizim için dost olmayan ülke ve halklar yoktur.

Çinli dostlarımız bu durumu çok iyi anlıyorlar.

Soru (İngilizce’den çevrilmiştir): Bildiğiniz gibi İtalya Başbakanı Giovanni Meloni, Donald Trump ile bir nevi özel ilişki kurmaya çalışıyor. Sayın Trump, Rusya ile yeni bir diyalog politikası başlatırsa, girişimleri teşvik etmeye başlarsa bu durumda İtalya’nın rolü ne olabilir? Rusya’ya yönelik bu yeni yaklaşımı ilk uygulayan İtalyan hükümeti olabilir mi?

Sergey Lavrov: Egemen hükümetlere ne yapacaklarını ve ne yapacaklarını söyleyemeyiz. Üstelik bu egemen hükümetlerin kendileri de sürekli olarak bizden istedikleri gibi davranmamızı talep ediyorlar.

Sorunuz, artık D. Trump’ın geleceği ve herkesin “kim için” – D. Trump için veya D. Trump için değil – karar vermesi gerektiği yönünde köklü bir fikri dile getirdi. D. Trump gelip size anlatacak ve muhtemelen İtalya’nın Ukrayna ve Avrupa meselelerindeki modern süreçteki rolü belirlenecek.

Soru: Rusya-Azerbaycan ilişkilerinin gelişimi bağlamında 2024 yılını nasıl nitelendirebilirsiniz? 2025 hakkında neler söyleyebilirsiniz? Planlarınız ve beklentileriniz neler?

Sergey Lavrov: Rusya-Azerbaycan ilişkilerini çok olumlu değerlendiriyorum. Güveniyorlar. Başkanlar V.V. Putin ve I.G. Aliyev düzenli olarak iletişim kuruyor. “Kapalı” konu yoktur.

Başkan V.V. Putin ve Başkan I.G Aliyev, hükümetleri karşılıklı yarar sağlayan yeni projeler aramaya teşvik etmek için çalışmalar başlattı. Bu aynı zamanda Kuzey-Güney uluslararası ulaşım koridoru ve Kafkasya ve çevresindeki diğer ulaşım projeleri için de geçerlidir. Bu elbette Hazar Denizi için, özellikle de sığlığı için geçerlidir. Şimdi ikili bir çalışma grubu oluşturuyoruz ve Hazar’a kıyısı olan tüm devletlerin bu çalışmaya katılabilmesi için bunun beş partili formata aktarılmasını teklif etmek istiyoruz.

Elbette uluslararası alanda işbirliği yapıyoruz. Güvenlik, terörle ve organize suçlarla mücadele alanında yeteneklerimizi güçlendirecek diyalog ve pratik adımlar var. Silahlı kuvvetlerle istihbarat servisleri arasında temaslar var. Bu, İkinci Karabağ Savaşı sırasında helikopterimizin yanlışlıkla düşürülmesi veya Aktau’da bir Azerbaycan uçağının düşmesi sonucu meydana gelen felaket gibi olaylar meydana geldiğinde, tüm gerçekleri incelemeye dayalı olarak her türlü sorunu hızlı bir şekilde çözmemize olanak tanıyan yapılandırılmış bir ilişkidir. Azerbaycanlı dostların, Rusya Federasyonu’nun soruşturmaya tüm faktörleri dikkate alarak katılmasına derhal destek vermelerini takdirle karşıladık. Brezilya’da özel bir toplantı gerçekleşti. Kara kutular açıldı. İçerikleri zaten çok sayıda ilginç bilgi sağladı; bunların içeriği bizi bir kez daha tam teşekküllü bir soruşturma beklememiz gerektiğine ve genel olarak şu bilgileri kullanarak medya alanındaki atmosferi tırmandırmamaya ikna ediyor: “kara kutulardan” gelen bilgilerle doğrulanmadı.

Meslektaşım ve arkadaşım Dışişleri Bakanı D.A. Bayramov ile yakın çalışıyoruz. Dışişleri bakanlıklarımız her düzeyde iletişim halindedir. BM’den AGİT’e, tematik bloklara kadar dış politika alanında şu ya da bu şekilde tartışılan tüm konulara ilişkin uzun vadeli bir istişare planımız var. Örneğin iklim, özellikle Bakü’nün 29. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansına ev sahipliği yaptığını düşünürsek .

İlişki yoğun ve güven vericidir. 2025 yılında ise her alanda daha da aktif bir şekilde gelişeceklerini bekliyoruz.

Soru: Ermenistan’ın ABD ve AB ile yakınlaşması Güney Kafkasya’nın güvenliğini ve durumunu nasıl etkileyebilir?

Sergey Lavrov: Kaçınılmaz olarak Rusya, Azerbaycan, Türkiye ve İran’ın şu anda bahsettiği şeye geleceğiz: Bölge ülkeleri yakın komşularıyla tüm sorunlarını çözmelidir.

Tek bir kıtamızın olduğundan bahsetmiştim. Kendi bölgeleri vardır: Orta Asya, Kafkasya, Güney Kafkasya, Sibirya, Güney Asya ve Uzak Doğu. Elbette bizim topraklarımızdan, geleneklerimizden uzak, tarihi sömürgeci olmayan boyutuyla anlamaktan uzak ülkeler herkese “yardım” edeceklerini söylediklerinde burada temaslar açısından bir sorun görmüyorum. Ama AB misyonunun Syunik bölgesinin güvenliğini sağlayacağını söylediklerinde bunu pek anlamıyorum.

Bu nedenle biz ve Türkiye Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı I.G. Aliyev’in üç Güney Kafkasya ülkesi Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve bunların üç komşusu Rusya, Türkiye ve İran’dan oluşan bir “3+3” mekanizması oluşturma girişimini aktif olarak destekledik. İlk temaslar zaten gerçekleşti ( 1 , 2 ). Gürcü komşularımız henüz kendilerine ayrılan koltuğa oturamadılar. Ama bölgenin sorunlarını konuşmak için bir araya geldiğimiz masada her zaman onların erişimine açık oluyor. Bunun daha verimli bir format olduğunu düşünüyorum.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın fiilen bir barış anlaşması üzerinde anlaştığını duydum. Geriye kalan iki meselenin “çözülebilmesinin” zor olduğu açıktır. Karar vermeliyiz: evet mi hayır mı? Avrupa Birliği hemen biz şimdi gelip size yardım edeceğiz dedi.

Bu, üzerinde mutabakata varıldığında belgenin nereye imzalanacağı Azerbaycan ve Ermenistan’ın egemen kararıdır. Brüksel ve Washington’un her şeyi yaptıklarını bir kez daha gösterme arzusu, kimin patron olduğunu her yerde göstermek istediklerini bir kez daha gösteriyor.

Soru: Kasım 2024’te düzenlenen “ Sahtekarlık Üzerine Diyalog ” forumunun düzenlenmesine yardımcı olduğunuz için size ve bakanlığa şükranlarımı sunmak isterim. Forumda Uluslararası Doğrulama Derneği’nin kurulduğunu duyurduk.

Çalışmamızda Batılı yetkililerin görüşlerinin (ve bunun doğrulanması burada zaten duyulmuştur) bu ülkelerde yaşayanların düşünceleriyle aynı olmadığına inanıyoruz. Bu nedenle, maksimum açıklık politikasını benimseyerek, Batılı ülkelerin temsilcilerini ve dost olmayan AB ülkeleri ve ABD’den uzmanları hem foruma katılmaya hem de bu derneğe üye olmaya büyük bir memnuniyetle davet ettik. Sizce böyle bir strateji haklı mı, yoksa bir miktar “verimlilik” adına dost ülkelere mi odaklanmalıyız?

Sergey Lavrov: Hayır, “kapanmayacağım”. Bizim bilgilendirme çalışmamızın farkı da budur. M.V. Zakharova yalan söylemene izin vermeyecek.

Bu histeri henüz yeni başladığında (hatta özel askeri operasyondan önce ), Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron yanımıza geldi, Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin, E. Macron’un yanına giderek yarı ev atmosferinde resmi olmayan akşam yemekleri düzenledi. Zaten o dönemde Fransızlara Sputnik ve RT’nin Elysee Sarayı’nda neden akredite olmadığı sorusunu sormuştuk. Bize bunların medya değil, propaganda araçları olduğu söylendi. Şaka yapmıyorum. Orada asla akredite olmadılar. Sağ?

M.V. Zakharova: Etkinliklere katılmalarına izin verilmedi. Beni davet ettiler ve içeri almadılar.

Sergey Lavrov: Şu örneği verdik. 1990’da coşku çoktan azaldı ama ilişkide hâlâ görülebiliyor. 1990 sonbaharında AGİT konferansı Paris’te yapıldı. Orada, yeni bir Avrupa için Paris Şartı ve öncelikle Fransızlar ve Avrupa Birliği’nin diğer üyeleri ve Batılı ülkeler tarafından “zorlanan” bilgiye erişime ilişkin bir belge de dahil olmak üzere pek çok şeyi kabul ediyorlar. Tüm hükümetlerin, nüfuslarının hem ülke içinde üretilen hem de yurt dışından gelen tüm bilgilere erişimini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildi. Tüm engelleri vb. yıkan perestroykamızı desteklemek istediler. Aniden kanallarımız engellendi ve (ileri düzey kullanıcıların söylediği gibi) “yasaklamalar” getirildi. Fransızlara sorduk, bu nasıl olur? AGİT var, sizin kendi formülasyonlarınız var. Dinlemiyorlar ve dinlemek istemiyorlar.

Bizim de bazı kısıtlamalarımız var ama bunlar açıkça düzenleniyor. Bunlar, öncelikle çocukları ve geleneksel değerlerimizi ilgilendiren, sosyal açıdan tehlikeli şeylerdir. Ancak Batı söz konusu olduğunda, yetkililerin eylemlerini eleştiren ve sadece eleştirel değil, gerçeklere dayanan her türlü bilgiyi bastırıyorlar.

Doğruluk kontrolüne gelince. Pek çok Anglikizmin yerini almanın zor olduğunu anlıyorum. Kapasitelidirler. Ancak “doğruluk kontrolü” muhtemelen telaffuz edilmesi zor bir kombinasyon değildir.

Onlardan korkmaya gerek yok diye düşünüyorum. Gelip izlesinler, dinlesinler. Burada çok sayıda yabancı muhabir var ama bazıları yasak. Gerçekten Maria Vladimirovna mı?

M.V. Zakharova: Buradaki her şey herkese açık.

Sergey Lavrov: Editörler kimseyi yasaklıyor mu?

M.V. Zakharova: Evet, muhabirlerinin girmesine izin vermeyen yazı işleri ofisleri var. Almanlar bize bunun imkansız olduğunu söyledi.

Sergey Lavrov: Peki burada ne yapıyorlar?

M.V. Zakharova: “Çalışıyorlar.”

Komsomolskaya Pravda’nın aramızda olduğunu görüyorum. Fransa şimdi bu yayının başka bir muhabirinin akreditasyonunu reddetti.

Soru: Geçen gün editörümüz Maltalı kız öğrenci Miroslava’dan bir mektup aldı. 12 yaşında olmasına rağmen oldukça aktif bir sivil pozisyona sahip ve Rusya’yı seviyor. Gurur duyuyorum. Önemli olduğunu düşündüğü bir soruyu sana sormamı istedi. “Okulda bazen öğretmenlerin Rusya’ya karşı önyargılı tutumuyla uğraşmak zorunda kalıyorum. Avrupa’da yaşayan diğer çocuklarımızın da sık sık Rusya hakkında yalanlar duyduğunu düşünüyorum. Lütfen bana böyle durumlarda ne yapacağımı söyler misin?”

Sergey Lavrov: Bu kağıt çağı değil.

İnternetin, sosyal ağların, Bakanlığımızınkiler de dahil olmak üzere web sitelerinin , Rus müzelerinin web sitelerinin, Rusya Devlet Kütüphanesi’nin ve diğer az ya da çok ciddi kütüphane kuruluşlarımızın web siteleri kendi web sitelerine sahiptir. Muhtemelen orada yasaklamayacaklar.

Sadece böyle yetenekleri var mı diye soracaktım. Değilse “ Dilek Ağacı ” programı kapsamında ona bir bilgisayar verip oraya gönderelim.

Soru: 2024 yılı, dünyanın farklı yerlerinde, özellikle de Avrupa’da, en uzlaşmaz aşırı sağın, aslında Nazi siyasi güçlerinin, her türlü rasyonelliği tamamen reddederek, çok taraflılık, barış içinde bir arada yaşama, ulusal egemenliğin her türlü ilkesini reddederek güçlenmeye devam ettiği yıldı. devletler ve halkların kendi kaderini tayin hakkı. Rusya bu yeni sosyo-politik eğilimleri nasıl değerlendiriyor? Bu durumu değiştirmenin gerçek olasılıkları nelerdir?

Sergey Lavrov: Açıklığa kavuşturmak isterim. “Eşitliği ve halkların kendi kaderini tayin etme ilkesini tamamen reddeden sağcı radikal güçler” mi dediniz? Burası nerede? Batı’da mı demek istiyorsun?

Soru: Batı’da, Batı Avrupa’da, Almanya’da, Fransa’da. Yani sağcı radikal güçler daha aktif hale geldi.

Sergey Lavrov: “Almanya İçin Alternatif” ve “Ulusal Cephe”yi mi kastediyorsunuz?

Soru: Evet dahil.

S.V Lavrov: “Sarah Wagenknecht Birliği” mi?

Soru: Hayır.

S.V. Lavrov: “Almanya İçin Alternatif” ve “Ulusal Cephe” sistemik parlamenter partilerdir. İnsanlar onlara oy veriyor ve onlara oy verenlerin payı artıyor.

ADG temsilcileriyle ve Ulusal Cephe temsilcileriyle görüştüm. Açıkçası onları halkların kendi kaderini tayin hakkına karşı olmakla suçlayamam. Bana tam tersi gibi geliyor. Hem ADG, hem Sarah Wagenknecht Birliği hem de Fransa’daki Ulusal Cephe, Almanların ve Fransızların ulusal kendi kaderini tayin hakkının ve öz farkındalığının yeniden tesis edilmesini istiyor. Çünkü bunun önemli bir kısmının Brüksel bürokrasisi tarafından gasp edildiğine inanıyorlar. Bu bağlamda akıl yürütmek benim için zor.

Yıkıcı programlar da ortaya koyduklarını söyleyemem. Birkaç örnek verirseniz yorum yapabilirim.

Almanya İçin Alternatif üyeleri periyodik olarak televizyondaki siyasi tartışma programlarına katılıyor. Her şeyden önce Rusya-Almanya ilişkilerindeki sorunların aşılmasına yönelik düşünceleri dile getiriyorlar. Yüzyıllar olmasa da onlarca yıldır Anglo-Saksonların Rusya ve Almanya’nın potansiyellerini birleştirmesini engelleme arzusunu gösteren iyi bilinen gerçekleri tartışıyorlar.

Söylediklerinde çok fazla mantık görüyorum. Dolayısıyla sizi bu tür değerlendirmelere yönlendiren spesifik örnekler varsa, onlar üzerinde yorum yapmaya çalışacağım.

Soru: Önümüzdeki yıl Latin Amerika’daki başlıca Rus projeleri ve öncelikleri nelerdir?

Sergey Lavrov: Latin Amerika’da, ortaya çıkan çok kutuplu dünya düzeninin güçlü kutuplarından birini görüyoruz. Hemen hemen tüm ülkelerle geniş ilişkilerimiz var.

İkili formatların yanı sıra BRICS çerçevesinde bizimle işbirliği yapan Brezilyalı dostlarımızla . Artık bu derneğin başkanlığını bizden devraldılar. Elbette bu umut verici bir yön. Brezilya ile ikili bir gündemimiz var: ekonomik, askeri-teknik ve çok daha fazlası.

Büyükelçilik Arjantin’de aktif olarak çalışıyor. Şimdi burada ne gibi fırsatların bulunduğunu anlamak için Başkan H. Miley ve yeni ekibiyle ilişkiler kuruyoruz.

Ana ortaklarımız, dostlarımız, müttefiklerimiz Venezuela, Küba ve Nikaragua’dır.

Seçim kampanyasıyla ilgili olarak Bolivya’da yaşananları yakından takip ediyoruz. ABD’nin bu sefer de müdahale etmeye çalıştığını, bu ülkedeki ilerici güçleri de bölmeye çalıştığını söyleyen gerçekler var. Burada şaşırtıcı bir şey yok.

SELAC’ı aktif olarak destekliyoruz. Özellikle Başkan L. Lula da Silva’nın gelişiyle bu organizasyon “ikinci bir rüzgar” kazandı ve Brezilya sadece katılmakla kalmadı, inisiyatif almak da istedi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın doların pozisyonunun kötüye kullanılmasına bağımlılığı azaltacak alternatif ödeme platformları geliştirme girişimi de buna dahil. Sağlıklı şeyler. MERCOSUR, UNASUR, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi, ALBA ve çok daha fazlasıyla ilişkilerimiz var.

Rusya, Venezuela Devlet Başkanı N. Maduro’nun göreve başlama töreninde temsil edildi. Devlet Duması Başkanımız V.V. ile Sayın Cumhurbaşkanımız arasında iyi görüşmeler gerçekleşti.

İlişkimizde verimli bir yıl geçireceğimizi düşünüyorum.

Soru: “İlklerin Hareketi” örgütünün girişimiyle çocuklar, uluslararası bir çocuk örgütleri birliği oluşturmak istediler. Bu tür kuruluşların rolünün ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Çocuklar uluslararası politikaya nasıl yardımcı olabilirler? Peki nasıl etkileşim kuracağımız konusunda bize ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Sergey Lavrov: Eski deneyimlerimizi (Ekim, Pioneer, Komsomol) yeniden canlandıran, geliştiren ve yeni gerçekliklere uyarlayan birçok çocuk organizasyonumuz var. Bunun faydalı olduğunu düşünüyorum.

Öncü ve Komsomol yıllarımı memnuniyetle hatırlıyorum. Üstelik (belki bu işe yarayabilir) özellikle pratik aktiviteleri, örneğin patates tarlalarına geziyi, yürüyüş yapmayı, konserler düzenlemeyi, skeç partilerini – takımı bir araya getiren her şeyi sevgiyle hatırlıyorum. Ciddi çalışmanın yanı sıra (tabii ki derslere de ihtiyaç vardır), artık okullarda ” önemli şeyler hakkında konuşmak ” olarak adlandırılan şey (bu gereklidir). Ancak bunun, gençlerin bir tür neşeli “mola” özelliğiyle “serpiştirilmesi” gerekir.

“ Birinci Hareket ”in gençlik, gençlik ve çocuk örgütleri ağı kurma girişimini duymadım . Tam olarak neyden bahsettiğinizi anlamamız için bize planlarınız hakkında bilgi gönderirseniz, kesinlikle elimizden geleni yaparız (örneğin, gençleri yaşlarına ve ilgi alanlarına göre gençlere temel bilgiler vermeye adanmış temaslar organize etmek) dış politika).

Soru: St. Petersburg’daki bilim adamları Rusya-Fas ilişkileri hakkında bir soru yayınlamak istediler. Fas kendisini Afrika’ya açılan kapı olarak görüyor. Rusya-Fas ilişkileri sorununa ilişkin görüşlerinizi duymak isteriz.

Sergey Lavrov: Fas ise dost bir ülke. Aralık 2023’te Fas’ta Rusya-Arap İşbirliği Forumu’nun olağan toplantısı düzenlendi. Marakeş şehrindeydik. Her şey mükemmel bir şekilde organize edilmişti. Başbakan’la bir resepsiyon düzenlendi. İyi planlarımız var. Faslıların Dışişleri Bakanlığı’nın yetki alanına giren sorunları çözmelerine yardımcı oluyoruz. Öncelikle Batı Sahra sorunundan bahsediyorum. Burada BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına rehberlik etmeliyiz.

Halkların kendi kaderini tayin etmesi konusu bugün birçok kez gündeme getirildi. Uzun zaman önce, yaklaşık 40 yıl önce, BM Güvenlik Konseyi, Batı Sahra’ya ait olma sorununu Batı Sahra halkının kendi kaderini tayin etmesi yoluyla çözmenin gerekli olduğuna karar vermişti. O sırada hâlâ New York’ta çalışıyordum. Referandumu düzenlemek için Genel Sekreterin özel bir temsilcisi vardı. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Dışişleri Bakanı J. Baker’dı. Yaşlıların oylamaya katılacak kabileleri nasıl seçeceklerinin nasıl hesaplanacağını gösteren diyagramları anlattı. Görünüşe göre her şey neredeyse hazırdı. 40 yıl geçti ve hiçbir şey değişmedi. Faslılar için bu soru kolay değil.

D. Trump’ın Amerikan yönetimi (ilk kez Beyaz Saray’a geldiğinde) Batı Sahra’nın Faslı olduğuna karar vermişti. Artık Grönland ve Panama Kanalımız var. Elbette bu tür sorunları tek taraflı çözmek, yalnızca bir fırtına ekecektir ve bu fırtınanın bir süre sonra mutlaka yeniden patlak vermesine neden olacaktır.

Genel olarak kabul edilebilir anlaşmalar aramamız gerekiyor. Bunun Fas için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Mümkün olan her şekilde yardımcı olmaya çalışacağız. Ancak sorun, bir tarafa bir şey dayatılarak değil, ancak karşılıklı anlaşmayla çözülebilir.

Soru: Ve ikinci soru. Dışişleri Bakanlığımız Dünya gezegenindeki uluslararası güvenliğin koruyucu meleğidir. Çalışmanızı çok takdir ediyoruz. Ancak Rusya’nın Dünya gezegeninde çevresel bir bağışçı olması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin doğal kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda çeken bir tür anti-ekolojik “vampir” olması nedeniyle, gezegensel çevre güvenliği konusu ortaya çıkıyor. Gezegenin kirliliğinden bahsedecek olursak, alçak Dünya yörüngesinde şu anda 170 milyon uzay enkazı parçasının bulunduğunu görüyoruz. Elon Musk ne kadar “şişerse” 20 yıl içinde hiçbir uzay gücü uzaya uydu veya roket fırlatamayacak.

Dışişleri Bakanlığımızın, bizzat sizin, Sergei Viktorovich’in ve Rusya Federasyonu Başkanı V.V. Putin’in yeni ABD Yönetimine, Başkan D. Trump’a ve tüm uzay güçlerine ortak bir çevre projesi yürütmesi için bir girişimde bulunması uygun olur mu? Dünya’ya yakın alanı temizleme olasılıklarının araştırılmasına ilişkin eylem?

Sergey Lavrov: Uzay enkazı konusu uzun süredir tartışılıyor. BM Uzay Komitesi var. Orada araştırılan konulardan biri de bu. Belli nedenlerden dolayı bu konunun uzmanı değilim. Çöpün kötü olduğunu biliyorum. Ancak bilim adamları ve uygulayıcılar, bu sorunu çözmek için hangi spesifik yöntemlerin kullanılacağı konusunda kesinlikle pratik terimlerle konuşuyorlar. Bilgilere internette oldukça erişilebilir, bu konuda hiç şüphem yok.

Soru: Telefonumda hâlâ Alman SIM kartım var. Almanya’da Rus kaynakları konusunda yürürlükte olan bahsettiğiniz blokajlar halen devam ediyor. Bu kesinlikle sayıya “bağlıdır”.

Ancak burada sadece engellemeden değil, Rus gazetecilerin Batılı ülkelerde çalışırken karşılaştıkları sorunlardan da bahsediyoruz. Lütfen bana Batılı yetkililerin temsilcilerinde neyin yanlış olduğunu söyleyin, neden bu tür sorunlar ortaya çıkıyor? Bu sorunlar ile özel askeri operasyonun ilerlemesi, yani Rus ordusunun başarıları arasında bir bağlantı var mı?

Sergey Lavrov: Söz almanız iyi oldu. İlk olmasa da ilk sorulardan biri gazetecileri de ilgilendiriyordu. Batılı otoritelerden farklı olarak gazetecilerin çalışmalarını hiçbir zaman sınırlamak istemediğimizi ve istemediğimizi daha önce söylemiştim. M.V. Zakharova yalan söylememe izin vermiyor. SVO’dan çok önce gazetecilerimiz bir yerlerde tacize uğramaya başladığında, hatta birilerini neredeyse casuslukla suçlayarak dışarı atmaya başladılar, çok uzun bir süre, bir yıldan fazla bir süre yanıt vermedik. Evet?

M.V.Zakharova: Evet. FARA, 2017 yılında Russia Today’e uygulandı.

Sergey Lavrov: Bize neden bu kadar “dişsizce” tepki verdiğinizi sorduklarında, “kurtlarla yaşamak kurt gibi ulumaktır” atasözünü yapmak ve yaşamak istemediğimizi söyleyerek bunu açıkladık.

Bir buçuk veya iki yıl sonra, artık bunu durdurmak mümkün olmayınca, sizin deyiminizle, muhabirlerimizin çalışmasını yasaklamak için “kaşımaya” (“Onları kaşındıran ne?”) cevap vermeye başladık.

Açık olanın dışında bir şey söylemek zor: Gerçeği bilmek istemiyorlar, halklarının Rus “saldırganlığı”, “vahşeti”, “askerler tarafından öldürülen bebekler” hakkında yaratılan anlatıdan çıkmasını istemiyorlar. Rus ordusu”. Muhtemelen bu efsaneleri yok etmemek için, değil mi? Buraya eklenecek başka bir şey yok.

Soru: Gazla ilgili ikinci soru. Gerçek şu ki, İsviçre’deki Nord Stream 2’nin işletmecisi büyük ihtimalle bu baharda “iflas edecek” ve “çekiç altına alınacak”. Batı medyası Amerikalı yatırımcıların satın alabileceğini yazıyor. Bu tuhaf durumu, özellikle Scholz & Co.’nun yaşadığı aksaklıklar ve devekuşu pozisyonu bağlamında yorumlayabilir misiniz?

Sergey Lavrov: İkinci soruya gelince. Batı medyasında, kurallara göre oldukça öngörülebilir bir süre sonra gerçekleşmesi gereken iflasın ardından bunun Amerikalılara satılacağını okumadım. Bunu Sırbistan Cumhurbaşkanı A. Vucic söyledi. Sanki yılbaşı arifesinde bir kehanet yapmış gibiydi.

Soygun, sömürgecilik dönemlerinden beri kölelikle birlikte Batılı ülkelerin başkalarının pahasına yaşamaya alışma yöntemlerinin her zaman bir parçası olmuştur.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin