İBDA DİYALEKTİĞİ VE BİYOLOJİ

Selim GÜRSELGİL

İbda Diyalektiğinin biyoloji alanına tatbiki şudur:

Canlıların aslî karakteri yaratılmış olmalarıdır. Yaratılışsa keyfiyetlerin (nitelik) yaratılışıdır. İşte bu yaratılışa “ibda” deriz. İslâm âlimlerinin tekâmül olarak bahsettikleri şey de “keyfiyetten keyfiyete geçiş”tir; yani yaratılışın kademeli olmasıdır, basitten mükemmele doğru gitmesidir.

İbda Diyalektiği derken anlatmak istediğimiz de budur. Zira diyalektik, iki zıt şeyin mücadelesinin daha üstün bir terkipte çözülmesini ifade eder. Tabiatın zorunluluk ihtiva eden maddî kuvvetiyle tabiata hürriyet getiren ruhî kuvvetin mücadelesinden hayat doğar. Hayat ise daima bir keyfiyetten keyfiyete geçiş, zorunluluktan hürriyete doğru sürekli bir yaratmadır (ibda).

Darwinizm, her ne kadar “evrim teorisi” olarak anılıyorsa da pratikte tekâmülü anlatmaz. Sadece kemmiyet (nicelik) değişmesini anlatır. Kedi ve kaplanın ortak bir atadan gelmesi, gelirken aynı ortak atanın dalları halinde pek çok tür meydana getirmesi, mamutların zaman içinde fillere dönüşmesi vs… Darwinizm bu konuda ilk değilse de -ki Câhız’dan, İbn-i Haldun’dan çok sonradır- mükemmel bir başarı örneğidir.

Yalnız biz kemmiyet değişimlerine tekâmül demeyiz, tahavvül (sırf değişim, variation) deriz. Tekâmül basitten mükemmele doğru sürekli bir gidiş, yani keyfiyet değişimidir ki, Darwinizm onu tanımaz, sadece teorik olarak savunur. El yordamıyla savunur: Kemmiyet değişmelerinin kaçınılmaz sonucu olarak keyfiyetlerin değiştiğine inanmamızı ister.

Oysa keyfiyet değişimleri kemmiyet değişimlerinden doğmazlar. Nasıl ki, “dün bugünü yaratmamıştır, bugün dünden kalan bir şeyler vardır” diyoruz. Aynı şekilde maymunluğun gelişmesinden insan doğmaz; insan, maymunluğu geride bırakan (dünden kalan bir şeyler var) yeni bir keyfiyettir. Yani yeni bir yaratılıştır, ibdadır. İnsan, nefsinde maymunu hem nefyeder (olumsuzlama), hem ihtivâ eder (içerir).

Darwinizm keyfiyet değişimini tanımadığı, onu kemmiyet değişiminin zorunlu bir sonucu kabul ettiği için, yaratılışla da hiçbir zaman bağdaşmaz. Çünkü yaratılış, kemmiyet değişiminin bir sonucu değildir. Nasıl ki Adem, muhtelif topraktan, yani maddî unsurdan yaratılmış olmasına rağmen, muhtelif toprağın bir toplamı ve sonucu değildir.

Öyleyse tekâmülün aslî karakteri, onun bir ibda diyalektiği olmasıdır. Ruhun, maddenin içinden hep daha yüksek hayat şekilleri (hürriyet alanları, şuur alanları) meydana getirerek doğmasının ve böylece yaratılmışların konservatlardan insana kadar gelen tekâmülünün ifadesi, ibda diyalektiğidir.

Burada yeni dilimiz kulağa tuhaf geliyor. Alışılmış kalıplarla meseleye bakanlarda tedirginlik uyandırıyor. Fakat zamanla taşların yerine oturacağını, meselenin zihinlerde aydınlanacağını düşünüyoruz.

Bir gün, Müslümanlar, biyolojinin gerçeklerini bilmeden, sadece yaratılış demekle pek de bir şey söylemediklerini farkedeceklerdir.

Ve yine bir gün, çağdaş biyoloji, yaratılış gerçeğiyle inatlaşmanın gerçekliği kavrayışta oluşturduğu zaafı görecek ve ister istemez bizim dilimizle konuşacaktır.

Bizim tekâmül görüşümüzün özü ve özeti, Mirzabeyoğlu’nun sözüdür:

-“Şuur seviyesinin her değişiminde, ona bağlı olarak gerçeklik seviyesi de değişir.”

Bu, aynı zamanda keyfiyeti yaratılmamış hiçbir şeyin kemmiyetinin ortaya çıkmayacağı anlamına gelir. Eşarîlerin itikadı…

Yaratılmışların Tekâmülü’nden… Küllî Nefs’in canlılar âlemine (keyfiyetin kemmiyete) dönüşümünün şifreleri;

“Moleküler biyoloji çalışmaları büyük hayvan gruplarının birbirlerine eskiden sandığımızdan çok daha yakın olduklarını gösterdi. Genetik şifreyi, bir dildeki 64 kelimenin (4 harfli bir alfabenin 64 muhtemel üçlemesi) başka bir dildeki 21 kelimeye (20 aminoasid ve 1 noktalama işareti) haritalandığı bir KELÂM olarak görebilirsiniz. Aynı 64:21 ölçekli haritaya tesadüfen iki kere ulaşma ihtimali, 1 milyon x milyon x milyon x milyon x milyonda 1’den azdır. Ama şimdiye dek incelenmiş tüm hayvan, bitki ve bakterilerde genetik şifre tamamen aynıdır. Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar kesinlikle tek bir atadan gelmişlerdir. Buna kimse karşı çıkmayacaktır, ama sadece şifrenin kendisi değil, genetik bilginin tafsilatlı dizilişleri de incelendiğinde, sözgelimi böceklerle omurgalılar arasında, şaşırtıcı derecede yakın bazı benzerlikler ortaya çıkıyor. Böceklerin yapı plânının bölmeli olmasından hayli karmaşık bir genetik mekanizma sorumludur. Memelilerde de esrarengiz bir şekilde benzer bir genetik mekanizma parçası bulundu. Moleküler bakış açısından, tüm hayvanlar birbirlerinin ve hattâ bitkilerin yakın akrabasıdır. Uzak akrabamızı bulmak için bakterilere kadar uzanmak gerekir; onlarda bile genetik şifre bizimkinin aynıdır.”

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin