CAZİBELİ CÜMLELER

Burhan Halit KOŞAN

İki dünya arasındaki duvarları eriterek kalbimizin berraklaşmasına, tenimizin dirilmesine ve ruhumuzun canlanmasını sağlayan tek bir cümlenin tesiriyle belki onlarca belki yüzlerce sayfayı okumaya sürükleyen bir esere başlamaktan daha güzel bir ân olabilir mi?

Takdir edersiniz ki, derinden etkilendiğimiz ve şuur kazanmamızı sağlayan bir şiir dizesi ile kalbimizin kireçlenmesini çözebilir, burçlarında “Mavi Bayrak” bulunan imparatorluğun hem vizesini hem tebaası olmamızı sağlayacak bir cümleyle, cennet kapısının anahtarını kazanabiliriz. Hani demem o ki, kireçlenen zihinleri çözen her bir terkibî hüküm, problem çözen her bir formül, hastalığa şifa olan bir reçete, kurtuluşumuzun şifresi olan kelime-i şehadetin istikâmetinde yürüyen kırk ikindi yağmurlarının damlalarıdır.

Türk edebiyatında bir örneği belki vardır, belki yoktur bilmesem de kendisiyle temas kuran her bir insanın üçüncü buut ve sekizinci renkle tanışmasına vesile olacak ve başka ufuklara yelken açmasını sağlayacak afili cümle buklelerini sunmaya karar verdim. Öz lisanımızın cazibeli güzelliğin sergilendiği, tespitlerin, teşhislerin ve tefekkür dünyamıza ilham kaynağı olacak fikir tohumlarının bahşedildiği ve murakabe mahsullerinin dillendirildiği bir kısım cümle tohumlarını ifşa eden bir makale yazmaya karar verdim.

Güneşin zatürre olduğunun ve ağacın ayağının üşüdüğünün farkında olsam da yürümeye mecburum. İlkbaharın rehin alındığının, bulutların vereme yakalandığının farkında olsam da yürümeye mecburum. Aşk eyaletine hicret edebilmem ve muhabbet mahallesinde ikâmet edebilmem için, Tarık yıldızını dinlemeye mecburum. Evet, gaflet uykusuna dalan her bir insanı uyandırmak için çırpınan, dövünen ve her gün herkesin kapısını tak, tak, tak uyarısı ile tıklatan Tarık yıldızını kimsecikler dinlemese de “mavera dede” ile tanışmak isteyenlerin dinlemeye mecbur olduğunu söylemeliyim. Bak, ne buyurdu Üstadımız:

“Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde Mavera dede.”

Bu barbar çağın gürültüsünde boğulan kardeşim, sömürü ekonomisinin altında ezilen ve horlanan kız kardeşim, gökyüzündeki Tarık yıldızını dinleyemiyorsan, yeryüzündeki Tarık yıldızını dinlemeye ne dersin? Her tarafı yamalı olan melamet hırkamızı giyelim ve kaşığa ihtiyaç olmayan sofrada kalbimizi ve aklımızı doyuralım. Tarık yıldızının yeryüzündeki izdüşümü olan eserleri ile herkesin kapısını çalan, meçhûlü malûm ve malûmu ifşa eden, irfan ve hikmet yemişlerini ikram eden bu cümlelerin kimisi şaşırtan, kimisi hüzünlendiren, kimisi nüktedan, kimisi sırdaş, kimisi sırlı olsa da her birinin vefalı her birinin muhteşem olduğuna inandığım bu harikulâde ifadelerin bir kısmını paylaşayım… Kararı siz verin!

İDEOLOCYA VE İHTİLÂL

Pazarlıksız olarak kim Allah ve Resûlü diyorsa biz ondan, o da bizdendir. (20)

Memuriyetimiz, eşya ve hadiseleri zapt etmek… (59)

Ahlâk mı fikri doğurur, fikir mi ahlâkı doğurur? (68)

Düşünce, ruhla varılanın kelâmla zarflanması işi. (75)

Kelimeler aklın vasıtaları, düşünceler de bir lisanın haddi içinde. (75)

Bizim tavrımızı belirleyen klişe değil, düşüncenin muhtevasıdır. (80)

Dikeceğin şey için devirmenin gerçek devrimcisi olmak zorundasın. (151)

İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞ

Akıldan yana hödük ve ruhtan yana kütük bir adamda, İslâmî hakikatlerin hangisi tecelli eder ki? (17)

Kur’ân Arapça mahlûk lisanından da münezzehtir… O Allahçadır! (45)

Okuyucu eserin ikinci müellifidir. (76)

Diyalektik, fikrin kendisi değil, düzeni ve nizâmıdır… (109)

ELİF

Temel olarak, bütün harfler “elif” in kıvrılıp bükülmelerinden türemiştir. (7)

Söz, kâinatı yaşatan kan gibidir. (26)

Sanatın mesaisi olmaz, bu bir kesiksiz varoluşu yaşama biçimidir. (52)

Takdir, eğitilmesi gereken bir kabiliyettir. (57)

Van Gogh, “Köylü, milletin efendisidir” diyen Nietzsche’nin çağdaşıdır. (141)

ERKÂM

Terkibin aleyhine tahlil olmaz. (59)

Hazret-i Ali, mânâlar kahramanı olduğu kadar, bir lisanın iskeleti olan GRAMER İLMİ’nin de kurucusudur. (104)

Harf, zarf gibidir. Mânâ, o zarfın içerisindeki suya benzer; mânâ denizi ise, Allah yanında sabit olan “Ümm-ül Kitab’tır”. HARFLER, mânâların kalıbı ve kabı mesabesinde kalır. (167)

ÜÇ IŞIK

Aksiyon, her dem yenidir. (18)

Acı fikre tahammülümüz yok. (19)

Savaş, talime benzemez. (21)

Feraset, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan bir çırpıda ayırıcı meleke. (21)

Mânâlar, şahıslarda tecelli eder. (51)

Kedi gözlü adamın bundan alacağı bir şey yok; pay sahibi olduğunu göstermek, ancak dışarıya açılmak ve içe doğru derinleşmek şeklinde olabilir… (56)

Allah insanı Cennet’e ve Cehennem’e sokmuyor; insan Cennet’e veya Cehennem’e kendi ayaklarıyla gidiyor… Allah, Mutlak Adil’dir… Keyfilik yok… (79)

Şiir, “arayış” demektir… (106)

Biz şiiri imân, imânı da Allah için bilmişiz. (108)

Tefekkür, şüpheye düşmeden ve kalbi başka şeylerle meşgûl etmeden, elde edilmek istenen bir ilim için iki ilmin arasını birleştirmektir. (119)

Lisan, iz sürmek için var! (124)

İslâm’da siyaset, ferasettir. (159)

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin