SÖZDE MÜSLÜMAN LİDERLER GÂVUR KADAR OLABİLSE
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Büyük Doğu-İBDA külliyatında, münafık kâfirden daha tehlikeli olarak belirtilirken, ahmak da her ikisine geçit verici ve alan açıcı olarak tesbit edilir…
“İngiltere Liberal Demokrat Parti Lideri Sir Ed Davey, Trump onuruna Windsor Kalesi’nde verilecek devlet yemeğine katılmayacağını duyurdu. Davey, ABD’nin Gazze’deki soykırıma ortak olduğunu söyleyerek bu kararı aldığını belirtti.”
Bir gâvurun kendi batıl inancı için gösterdiği bu samimiyet ve hassasiyet esas olarak Müslümanda olması gereken bir hususiyettir. Ama, “Müslümanım!” demekle müslüman olunmuyor. Kelime-i şehadet getirmek, İslâm ahlâk ve kardeşliğine bağlılık adına bir niyet beyanıdır. Kişinin bu beyanında samimi olup olmadığı ise muamelede belli olur. Münafık, doğru sözü söyler ama yanlış iş yapar, sonra da buna haklı mazeret üretmeye kalkar. Düşmana karşı en keskin gözükür ama fiiliyatta işbirlikçilik yapandır. Allah Resûlü, “kişinin namazına orucuna değil, parayla olan ilişkisine bakın!” diyerek, insanları hangi kriterlere göre değerlendirmek gerektiğinin ölçüsünü de göstermiştir. Büyük Doğu-İBDA, ölçülere nisbetle sistem çapında ortaya koyduğu fikirle, bu ölçünün pratize edilişine dair anlayışı da göstermiştir. (Dikkat: Herkesin kendine göre bir anlayışı ve ölçülere bakışı olur. Ölçülerin nasıl anlaşılması gerektiğini, ölçünün istediği şuur seviyesi ve sistem çapı genişliği ile ortaya koymakla, hiçbir sitem kaygısı çekmeden, rastgele, “benim de düşüncem şu!” demek arasında dağlar kadar fark olduğu anlaşılmalı. Biz bunu ifade ettiğimizde, bizi kibirle suçlayanlar, esas olarak ortaya konulanın ne demek olduğunu anlamaya çalışacakları, kendi yetersizliklerini kabûl etmek yerine, reddetmek için bahanelere sarılan kibirlilerdir.)
Kişinin namazı, orucu vs kendine. Bizi, bize dair olan işlerdeki tavrı ve tutumu ilgilendirir. Bu tavır ve tutumu bizim mi menfaatimize yoksa bizden olmayanların mı menfaatine? Bu menfaati de küçük hesaplarla değil de sistem çapındaki fikre nisbetle ele alırız. Sistem çapındaki fikrimizin hâkimiyetine hizmet etmeyen şahsî ve lokal menfaatler, kolaylıklar, fikrin yolunu kesmek üzere düşman sistem tarafından verilen rüşvetten ibarettir. Biz, zaten hakkımız olan bütünden sadece küçük bir parçanın bize rüşvet olarak verilmesi ile davayı satanlardan olmadık… Hepsi bizim olanın küçük bir parçası ile niye yetinelim? Bunu kabûlleniş, hem doğru hem de faydalı olmayan bir ahmaklık… Ve ihanete açılan kapı…
Şuna bakarız: İnsan ve toplum meselelerini çözme iddiasında ortaya konulan politikalar gerçekte neye hizmet etmekte? Bu politikalar neye ve kime nisbetle belirlenmekte ve icra edilmektedir?
Kapitalist liberal sisteme nisbet içinde, bu sisteme uyum için pratiğe geçirilmeye çalışılan ve milletin aleyhine olan politikalar, Allah, peygamber denilerek güya müslümanlar eliyle ve milletin menfaatine gibi sunuluyorsa… Dünün Allah ve din düşmanları, düşmanlıklarını açıkça ve cepheden yaparlarken, anlıyoruz ki bugünün düşmanları, bunu açık düşmanlıkla değil, hainlikle içeriden yapmaktadırlar.
Niçin?
İlim, mücerret mânâda bilme demektir.
Bunlar, ya ahmaklar ve insan ve toplum meselelerinin çözümünü bilmediklerini de bilmiyorlar ve bildiklerini zannetme ahmaklığı ile kapitalist sisteme nisbet içinde hareket ediyorlar veya düpedüz hainliklerinden kapitalist sisteme nisbet içinde hareket ediyorlar ki ikisi de aynı kapıya çıkar.
Üstadımız’ı, şu nazire ile rahmetle analım:
Sonra kelimeler: Allah, peygamber, yerli, millî, kutsal…
Mavalları bastırdı yeni Türkiye adlı bu masal!
Sistem bazında, emperyalist kapitalist sisteme uyum noktasında bir yenilik-değişiklik yokken, sadece kadro değişikliği ile esasında kapitalist sisteme tepkileri bertaraf etmek adına günlük hayatta bir iki kolaylık ve arpalıkların o yandaşlara değil de kendi yandaşlarına dağıtılmış olmasından başka ne değişiklik var?
Değişen, yeni olan, ne ve kim?
Değişim ve yenilenmenin sistem çapında, köküne kadar izâhı yapılamadıktan sonra, değişim ve yenlikten bahsetmek, kimlik değiştiren ahlâksızlığı meşrûlaştırmak için sahte bir değişim ve yenilik pohpohçuluğundan ibarettir.
“Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır!” ölçüsüyle, yeniliğin hakikatini ortaya konmuşken, biz bu sahte yeniliklerle kendimizi avutacak ve yağma ve talanı meşrulaştırmak adına, “biz gidersek onlar gelir!” istismarına katılacak değiliz.
Ne dine cepheden saldırıcı küfür ne de dini içten yıkıcı münafıklık.
Pazarlıksız Allah ve Resûlü yolunun saf ve temiz nurunu alnında taşıyan, İslâm inkılâbını gerçekleştirecek gençlik, birinciyi zaten tanımış ve teşhis etmişken, bu tanıma ve teşhisten dolayı birinci artık tehlike olmaktan çıkınca, şimdi ondan da daha tehlikeli olarak belirtilen ikinci tehdit karşısındaki mücadele ve imtihana şahitlik etmekteyiz.
Birinci karşısında siperlerde kahramanca çarpışanların ikinci karşısında nasıl mayıştığına şahit oldukça da, bu ikincinin niçin birinciden daha tehlikeli olarak işaretlendiğini daha da iyi anlamaktayız.
Evet, “Geliyorlar!”
“Gözleri kara, alınları fikir çizgili, kalpleri ceylan, iradeleri çelik, imânları volkan, irfanları tarla, idrakleri bıçak, edaları şiir, diyalektikleri ipekten örgü, geliyorlar!” diye seslenen Üstadımız’a cevaben:
Küfür yobazının hâkimiyetine son verildi, sıra imân yobazında…
Geliyoruz!










